TARİHİMİZDEN KESİTLER

EHLİBEYT SONRASI II

Hüseyin ŞANLI

Ehlibeyt imamları döneminde ve sonrasında farklı nedenlerden dolayı Aleviler arasında ayrılıklar yaşanmıştır. İmametin kimden devam edeceği konusu ve İmam El Askeri (a.s.)’nin kendisinden sonra yerine vekil ve ilim kapısı olarak kimi tayin ettiği konusu başlıca ayrılık nedenlerindendir. Alevi-Şiiler arasında El Askeri’nin kendisinden sonra kimi “ilim kapısı ve vekil” tayin ettiği konusu tartışma meselesi haline getirilmiştir.

Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr’ın 11. İmam El Askeri’nin ilim kapısı, halefi ve vekili olduğunu daha önce yazmıştık. Ayrıca onun bu vekilliğe tayin edildiği Şii kaynaklarında da geçmektedir. Şii fırkası mensupları El Askeri’nin ilim kapısı ve vekilinin “Muhammed Bin Nusayr” olduğunu bir yandan inkâr etmeye ve onu karalamaya uğraşırken diğer yandan da kaynaklarına kanıt olarak göstermektedirler.

Basit bir araştırma yapılırsa, Şiilerin kıskançlıklarına, iftiralarına ve ihtiraslarına rağmen Muhammed Bin Nusayr’ın faziletlerini saklayamadıkları anlaşılır. Çamur at, izi kalsın mantığıyla hareket ettikleri dikkatlerden kaçmaz. Akla mantığa hatta insanlığa sığmayacak alçaklık ve küstahlıkla güneşi balçıkla sıvamaya çalıştıkları da açıkça görülür.

            Ehlibeyt öğretisi, her biri bir medrese olan ehlibeyt imamlarından (a.s.) sonra Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr’la devam etmiştir. Bu medrese İslamiyet’in gücüne güç katan büyük şahsiyetler ve geniş kitleler yetiştirmiştir. Ehlibeyt İmamlarından günümüze gelinceye dek geçen 1100 yılı aşkın zaman dilimi içinde bütün zulüm, katliam ve baskılara rağmen İslamiyet’in sancağını taşıyan binlerce şahsiyet bu medresenin eseridir.

Aleviler ve Şiiler arasındaki ayrışma ve bölünmenin Ehlibeyt İmamlarının (a.s.)  zamanında başlayıp filizlendiği Şii kaynaklardaki rivayetlerden anlaşılabilir. El Mecalis kitabında Ebul Farec El Anbari’den rivayetle “12. İmam Muhammed Bin El Hasan’ın doğduğu gece İmam El Askeri’nin yanında Muhammed Bin Nusayr’a, İshak El Alhmar’a, Ali Bin Bilal’e, Osman Bin Said’e, İbni Haseki’ye bağlı cemaatler İmam hazretlerinin huzurundaydılar.” Bu sözden anlaşılacağı gibi Aleviler arasında gruplaşma ve bölünme süreci 11. İmam El Askeri’nin zamanında da olduğu görülmektedir.   Bu cemaatlerin içinde İmam El Askeri’den kabul görenler sadece İbni Nusayr’a bağlı olanlardır. Çünkü yanına en sık gelen ilk giren ve en son çıkan oydu. Alevilere İmam hazretlerinin emirlerini ilmini taşıyan yegâne vasıta ve ilim kapısıydı.

  Dördüncü ve altıncı imamdan sonra da Aleviler arasında bölünmeler olur. Dördüncü İmam Ali Zeynel Abidin(a.s.)’den sonra Zeydiler, altıncı İmam Cafer Es-sadık (a.s.)’tan sonra İsmailliler ve birçok fırka Aleviliğin içinde İmamiyye (12 İmamın tümüne İnanan Aleviler) mezhebinden ayrı bir mezhep kurmuş ve ayrılmışlardır.

            Muhammed Bin Nusayr’a zıt giden Şiilerin tarihi kitaplarında İbn-i Nusayr’ın faziletlerini saklamak ve şahsiyetini karalamak için ne kadar çabalamışlarsa da başaramamışlardır. Kitaplarındaki karalamaları desteklemek için birbirlerini kaynak göstermişlerdir. İmam El Askeri (a.s.) zamanında ve sonraki dönemle ilgili birçok rivayette Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr’ın faziletlerini dillendirme zorunluluğu duymuşlardır. Şii kaynakların birçoğunda bu tür çelişkilere rastlamak mümkündür. Bu kaynaklardan sadece birisinden örnek verilirse bu çelişkilerin ne kadar bariz olduğu görülecektir. 

Ebu Cafer Muhammed Bin Cerir yaklaşık 900 yıl önce yazdığı “Delail’ül- İmameh” adlı kitabında “Ehlibeyt İmamlarının hayatını konu alan eserlerin tercümesini sırasıyla yaparken ‘soy şecereleri, isimleri, künyeleri, mucizeleriyle beraber ‘’kapıcıları’”diye bir bölüm ayırmıştır. Ne enteresandır ki bu ve diğer Şii kitaplarının çoğunda saygın ve sağlam bir dayanak olan ilim kapısı (Bap) diye anılan mevki bu bölümde kapıcıya (bevvab) indirgenmiştir. Acaba çok önemli bir şahsiyetin biyografisini yazarken hizmetçisinin veya kapıcısının kim olduğu ne kadar önem taşır? Buradaki amaç Ehlibeyt İmamlarıyla halk arasında köprü, vasıta olan İmamların ilimlerine giriş kapısı ve vekilleri makamındaki isimlerin makamlarını basite indirgemektir. Çünkü zikrettikleri bazı isimleri ve cemaati benimsememektedirler. Tarihi belgeler ve Ehlibeytten rivayetlerle makamları sabit olan İsimleri tamamen saklayamadıkları ve inkâr edemedikleri için mevkilerini düşük gösterme çabasına girişmişlerdir. Eserlerinde o makamın yüceliğini belirttikleri gibi, “bevvap” diyerek küçümsemeye çalıştıkları da aşikârdır.

Altıncı İmam Cafer Es-sadık’ın biyografisinde kapıcısının El Mufaddal Bin Umar olduğunu yazılmıştır. Buna da saygın dört Şii kitabını kaynak olarak göstermiştir. El Mufaddal hakkında kitaplarında hiç de iyi şeyler yazmadıkları halde nasıl oluyor da İmama en yakın makamdaki şahsiyet olarak göstermektedirler. Bu çelişki nasıl açıklanabilir? Okuyucuyu aydınlatmak adına şu bilgileri verelim: El Mufaddal Bin Umar altıncı İmam Cafer Es-sadık’ın İlim kapısı ve en yakın müridi olduğu tarih ve dini kitaplarda geçtiği şekliyle sabittir. İmamın engin deniz misali ilimlerini halka taşıyan yegâne kişidir.  Yalnız İmam Es-sadık’tan rivayet ettiği dini ve ilmi birçok rivayet Şia’nın sonradan ürettikleri felsefeyle uyuşmadığı için El Mufaddal’ı karalamaya ve mevkisini zayıflatmaya çalışmışlardır.

Aynı eserde yazar; 11. İmam El Askeri’nin kapıcısının Osman Bin Said ya da Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr olduğunu yazmaktadır. Bilmece misali iki ihtimalli bilgi verme yoluna gitmiştir. İmamların hepsinde kapıcı olarak kesin bir şekilde tek isim zikrederken nasıl oluyor da El Askeri zamanında iki ihtimalden bahsediliyor? Yazarın kendisi tabi olduğu Osman Bin Said’i İmam El Askeri’nin yanında ilim kapısı olarak zikretmeseydi inanç dayanağı yıkılacak ve İbn-i Nusayr’a attıkları iftiralar çürüyecekti. Yazar, kendisinden önce Şii yazarların attığı iftiraların ve yalanların açığa çıkmasından çekinmiştir.  Sadece Osman Bin Said’i koyup İbn-i Nusayr’ı koymasaydı kitabında anlattığı rivayetlerle gösterdiği kaynaklar çelişecekti. Çıkış yolu olarak iki ihtimalli şu ya da bu kişi şeklindeki yönteme başvurmuştur.  Bu yöntemi kurtuluş olarak görse bile sonraki rivayetleriyle çelişkileri içinde boğazına kadar batmasına sebep olmuştur. Burada açıklanması gereken tek şey vardır; o da Muhammed Bin Nusayr’ın ilim kapısı ve vekil olduğudur.

Ehlibeyt İmamları yerlerine kimi vekil tayin ettiği konusunda çok büyük tartışmalar yaşanmıştır. Vekillik iddiasında bulunduğu öne sürülen Osman Bin Said’in Muhammed Bin Nusayr’ın vekilliğine tabi olduğu ve ona inandığı birçok Şii kitapta geçtiği gibi El Hasibi’nin “El Hidayeh” adlı kitabında da açıklanmıştır.

“Delailül İmameh” kitabında Muhammed Ed-Deynuri’den rivayetle o zamanlarda yaşanan vekillik tartışmalarının hangi boyutlarda olduğunu gösteren olayları özetle aktarmaya çalışalım: “İmam El Askeri’nin vefatından bir veya iki yıl sonra Hac niyetiyle Erbil’den Deynur’a geldim. (1) İnsanlar şaşkınlık içindeydiler. Gelişime çok sevindiler. Aleviler evimde toplandılar. Ehlibeyte teslim edilmek üzere aramızda 16000 Dinar topladık. Bu malları beraberinde götürüp gereken yere teslim etmeni istiyoruz dediler. Dedim ki ben de şaşkınım vaktimizin kapısının (Bab) kim olduğunu bilmiyoruz. Biz senin bu malı yanında sahibine taşımanı istiyoruz. Çünkü senin çok emin ve kerim olduğunu biliyoruz. Bu malı sana kanıt sunamayan hiç kimseye vermemeni istiyoruz, dediler. Yüklerini her birisi ayrı balyalarda ve yüklüklerin içindeki malları alıp yola koyuldum. Karmisiyn’e (2) vardığımda içinde ikamet eden Ahmet Bin Hasan’ı ziyaret ettim. Beni gördüğünde çok sevindi. Nereye gittiğimi ve ne götürdüğümü söylediğimde bana 1000 Dinar ve içinde ne olduğunu bilmediğim içi dolu yüklük verdi. Bunları sana delil getiremeyen hiç kimseye verme, diye tembih etti. Bağdat’a vardığımda İmamın vekilini bulmak için çok çaba harcamaya başladım. Araştırmalarım sonucunda Bağdat’ta üç kişinin vekillik iddia ettiğini duydum. Ahmet Bin Abdullah El-Baktani, İshak El Ahmer, Osman Bin Said adındaki şahısların vekillik iddiasında olduklarını öğrendim.

İlk olarak El Baktani’nin evine gittim. Kendisi heybetli yaşlıca elinin altında hizmetçileri olan geniş bir evde yaşayan varlıklı bir şeyh olduğunu gördüm. Kendisine İmamın vekiline verilmek üzere mallarla beraber geldiğimi söylediğimde vekilin kendisi olduğunu ve malları kendisine vermem gerektiğini söyledi. Malları verebilmem için vekilin kendisi olduğuna dair bana kanıt göstermesi gerektiğini söylediğimde beklememi istedi. Yanında üç gün kalmama rağmen hiçbir kanıt gösteremediği için yanından ayrılıp İshak El Ahmer’in yanına gittim.

İshak El Ahmer’i ElBaktani’den daha genç ve daha zengin gördüm. Ona da İmamın vekiline verilmek üzere mallarla beraber geldiğimi söylediğimde vekilin kendisi olduğunu ve  malları kendisine vermemi istedi. Malları verebilmem için vekilin kendisi olduğuna dair bana delil istediğimde beklememi söyledi. Yanında üç gün kalmama rağmen hiçbir delil gösteremediği için yanından ayrılıp Osman Bin Said’in yanına gittim.

Osman Bin Said’i diğerlerinin aksine mütevazı, fakir, küçük ve hizmetçileri olmayan bir evde yaşayan bir şeyh olarak gördüm. Halimi sorduğunda İmamın vekiline verilmek üzere mallarla beraber geldiğimi kanıt getiren kişiye vereceğimi söyledim. Bu malı sahibine vermek istiyorsan Samerra’ya (3) git, sahibi Samerra’da filan oğlu filandır. Sen orada aradığını bulacaksın dedi.

Yanından ayrılıp Samerra’da tarif edilen yere gittim. Kapıcıya vekili sorduğumda biraz meşgul olduğunu ve biraz sonra geleceğini söyledi. Uzun süre geçmeden yanıma vekil geldiğinde ayağa kalktım ve selamlaştıktan sonra beni evine aldı. Halimi sorduğunda İmamın vekiline verilmek üzere mallarla beraber geldiğimi, delil getiren kişiye vereceğimi söyledim. Sen yol yorgunusun otur, yemek yiyip dinlen namazdan sonra ben sana istediğin kanıtı getireceğim, dedi. Yemeğimi yiyip dinlendikten sonra namazımı kıldım. Namazdan sonra elinde bir kâğıtla yanıma geldi.

Besmeleyle başlayan yazıyı bana okumaya başladı. Ahmet Bin Muhammed Ed Deynuri yanında 16 000 dinar şu kadar balyayla beraber geldi.  Bütün balyaların içini teker teker saymaya başladı. Filandan alınan balyada şu kadar elbise şu kadarı bu çeşitten şu kadarı da bu renkten şeklinde her balyanın kimden alındığı ve içinde ne olduğunu ayrıntılı bir şekilde teker teker saydı. En son olarak Deynur’dan çıkıp Karmisin’e geldiğinde Ahmet Bin Hasan’dan bir torba içinde 1000 Dinar ve içinde şu elbiseler şu kadarı şu renkte yüklükle yola koyuldu şeklinde bitirdi. Kalbimdeki şüpheyi giderdiği için Allah’a şükrettim. Kendisine malı vermek istediğimde malları Bağdat’a Osman Bin Said’e götürüp vermemi emretti. Ona bu mala ihtiyacı olan Şiamızın (taraftarlarımız) kimler olduğunu kendisine bildireceğiz, dedi.

Yazar bu rivayeti Ehlibeyt İmamlarından sonra Osman Bin Said’in vekilliğini ve ilim kapısı unvanını kanıtlamak için yazmıştır. Oysa bu rivayetle Osman bin Said’in bu unvanlara sahip olmadığını kendisi Deynuri’yi Samerra şehrine yönlendirerek ve istenen kanıt ve delilleri veremeyerek gösterdi. Osman Bin Said’in kendisi vekilin Samerra’da olduğunu ve ona tabi olduğunu beyan etmiştir. Yalnız rivayette en fazla dikkat çeken konu rivayetin bütün kahramanlarının isimleri lakapları künyeleri ayrıntılı bir şekilde belirtilmişken en önemli kahramanın kanıtları ve delilleri gösteren vekilin ismini filan oğlu filan olarak göstermesidir. Çünkü Samerra’daki isim hiç de hesaplarına gelmeyen bir isimdir. Hakkında töhmetler, iftiralar uydurdukları sövdükleri Muhammed Bin Nusayr’dır. Kanıt, keramet ve mucizelerle sabit olan cismi, ismini saklayarak iftiralar uydurarak yok edemezler. Bu tavırları kıskançlık ve çelişki denizinde boğulduklarının kanıtıdır.  

İmam ElAskeri’den sonra Samerra’da vekil olarak Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr’ın kaldığını başta El Hidayeh kitabı ve birçok Şii kaynakta bulmak mümkündür. Nusayri Divanı adıyla Samerra’da medrese gibi insanları Ehlibeyt öğretisiyle eğitmiştir. 

Sonuç olarak değişik fırkalar tarafından kötülenmek istenen Muhammed Bin Nusayr’a Ehlibeyt yolunda kendilerine önder ve lider olduğu için bütün Alevilerin sahip çıkması gerekir. İbn-i Nusayr’ı tanımak, tanıtmak ve savunmak her Alevinin boynunun borcudur. Büyük hesap gününde boynunda bu borcu taşıyan hiç kimsenin hesabı kolay olmayacaktır.

 

TARİHİMİZİN BAŞKA BİR KESİTİNDE BULUŞMAK ÜZERE

 

1)- Erbil kuzey Irakta, Deynur İranın dağlık kesiminde bir şehir.

2)-  Karmisiyn Hemazanla Deynur arasında Iraka yakın bir şehir.

 

3)- Samirra Irakta bir şehir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine