İLİM ŞEHRİNİN KAPISI  

 Abdülmecit GÜNDÜZ

                                                     

Geçmişe güneş, geleceğe ışık, bahçemde nur, gönlümde huzur ve kâinata renk olan; kültürü ve ilmiyle karanlığa düşman, cesareti ve şecaatiyle dillere destan olan Peygamber Efendimizin  damadı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn’nin sevgi pınarı, Fatıma’nın gözbebeği, şiası için müstakim yolun imamı, büyük şahsiyet: Hz. Ali. (a.s.)

 Şüphesiz ki Emirü’l-mü’minin’i tanıtmak zor bir iştir. Çünkü o; talibin ilim kapısı, müminin can yoldaşı, gören göze renk, Kur’an’a ahenk ve her gönüle iman, tüm dillerde dua olan, nev-i şahsına münhasır büyük bir zattır.  Böylesine büyük bir şahsiyeti yazarken kalemin titremesi gayet doğal bir şeydir. Gayemiz, Hz. Ali’nin adını anınca yüreği titreyen bu kalemin kalp atışlarını dinlemenizdir.

Eşsiz şahsiyeti tanıtmak için öncelikle Hz. Muhammed (s.a.a.v.)’in hadislerine bakmakla işe başlamakta yarar görüyorum. Onun yüceliğini, şanını ve basiretini anlatmak ayet-i kerimeler ve ehl-i sünnet sihahlarının naklettikleri ve sahihliğini tasdik ettikleri hadislerle olacaktır. Bu hadisler şia kaynaklarında da fazlasıyla bulunmaktadır.

Resulullah (s.a.a.v) buyurmuş ki: "Ben ilmin şehriyim Ali onun kapısıdır." (1)   Tek başına bu hadis, Peygamber (s.a.a.v) den sonra uyulması gereken önderin teşhisi için yeterlidir. Çünkü âlimdir ve uyulmaya daha layıktır. O, alimden başka bir seçenek de yoktur. Zira âlime uyulmadığı takdirde cahile uyulması hazin gelir. Allah'u teala buyuruyor ki: "De, bilenlerle bilmeyenler eşit olurlar mı ?” (2)

Bir başka yerde de buyuruyor ki ; Halkı hakka hidayet eden mi uyulmaya daha layıktır; yoksa başkası hidayet etmeksizin hakka hidayet olmayan mı? Nasıl hükmediyorsunuz ?”(3)

Şüphesiz âlim hidayet eder ve talip hidayete eder. Zira insanın kendisi hidayete muhtaçtır.                                                                    İmam Ali (a.s) nin sehabenin en bilgilisi olduğunu tarihten açıkça öğrenebiliriz. Ashap zor meselelerin çözümü için hep ona müracaat ediyorlardı. Ama Hz. Ali'nin (a.s.) şer'i bir meselenin çözümü için Resulullah'tan başkasına müracaat ettiğini kimse nakletmemiştir. Evet, Ebubekir açıkça "Allah beni Ali'nin bulunmadığı (onun ilminden istifade edemeyeceğim ) bir sorunla karşılaştırmasın,” demiştir; ve keza Ömer'in defalarca "Eğer Ali olmasaydı Ömer helak olurdu,” dediği nakledilmiştir. (4)

İbn'i Abbas da demiştir ki; "Benim ve Resulullah'ın diğer ashabının ilmi, Ali'nin ilmi karşısında, yedi denizin suyu karşısında bir damla gibidir". Hz. Ali (a.s) nin kendisi de açıkça buyuruyordu ki: "Beni yitirmeden hangi mesele hakkında isterseniz benden sorun; andolsun Allah'a ki kıyamet gününe kadar olacak şeylerin hangisini sorarsanız size haber veririm. Allah'ın kitabından sorun; Allah'a andolsun ki ben bir ayetin gece mi yoksa gündüz mü, çölde mi yoksa dağda mı nazil olduğunu biliyorum". (5)

            Ama Ebubekir'den Abes süresindeki "Ve fakiheten ve ebben" ayetindeki "ebben" kelimesinin manasını sorduklarında şöyle demiştir: "Ben Allah'ın kitabında bilmeden konuşursam ne gök bana gölge yapar ve ne de yer beni üzerinde taşır".
        Ömer der ki: "Tüm halk, hatta kadınlar dahi Ömer'den daha bilgilidirler". Bazen Ömer'in Allah'ın kitabından ona bir şey soranı kendi kanıyla boyayıncaya kadar sopayla dövdüğü 've :"Bildiğiniz takdirde hoşlanmayacağınız şeyleri sormayın," dediği bile naklolmuştur. Ömer'den, Kur'anda zikredilen "Kelale"nin ne olduğunu sordular; ama o bilmedi. Taberi kendi tefsirinde Ömer'in şöyle dediğini naklediyor: "Kelale'nin manasını bilmeyi, Şam'ın saraylarının benim olmasından daha çok severim". (6) Ömer'in şöyle dediğini naklediliyor: "Peygamber'in hazır bulunup bu üç meseleyi çözmesini dünya ve dünyada bulunanlardan daha çok severdim. "Kelale, Faiz, Hilafet".! Haşa ki Resulullah bu üç meseleyi açıklamamış olsun! Kelale kelimesinin açıklaması bazı kaynaklarda hadis olarak verilmiştir.  Bunu rivayet eden hadisi şerifte diyor ki; Cabir ibin Abdullah El Ansari Peygamberi ziyaret etti. Cabir dedi ki; Ey Resullallah Kelale vakasını bana açıklayabilirmisin? Resullallah dedi ki ; Bunu sadece Ali Bin Ebu Talip Fetva edebilir. (7)

Resulullah buyurmuştur ki: "Ali benden ve ben Ali'denim. Benim adıma kendim ve Ali'den başkası konuşamaz." (8)  

            Bu hadisi şerif de Resulullah (s.a.a.v) adına dini eda etmek hakkına yalnız Hz. Ali'nin (a.s) sahip olduğunu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu hadis gereğince dini eda etmek ve halka açıklamak hususunda sözleri Resulullah'ın sözleri gibi herkese hüccet olan tek kişi Hz. Ali (a.s.) dir.Beraet suresini Hz Peygamber (s.a.a.v) diğerlerine verdiğinde hepsi korkmuş ve kaçmışlardı; oysaki Hz. Ali (a.s.) müşriklerin çoğunun bir sevdiğini katlettiği halde korkmamış ve verilen görevi yerine getirmiştir.

Bu sözü Resulullah (s.a.a.v) Hz. Ali'yi Beraet suresini Ebubekir'in yerine hacda halka okuması için gönderdiğinde buyurmuştur. Bu vakiada Resulullah (s.a.a.v) Ebubekir'in yarı yoldan geri dönmesini ve Hz. Ali (a.s) nin bu mesuliyeti yapmasını emretmiştir. Ebubekir ağlaya ağlaya Resulullah'ın yanına dönmüş ve "Yoksa benim hakkımda bir şey mi nazil oldu? diye sormuş. Resulullah (s.a.a.v) cevabında şöyle buyurmuştur ki: "Allah'u Teala bana emir verdi ki; ya kendim yahut da benden biri olan benim yerime eda etsin". Bu hadis, Resulullah'ın başka bir yerde Hz. Ali (a.s) ye hitaben buyurduğu "Ya Ali, benden sonra ümmetimin ihtilaf ettikleri şeyi sen açıklayacaksın" sözüne benzemektedir. (9)

            Yukarıda sözünü ettiğimiz hadislere benzer, Hz. Ali’yi (a.s.) ve üstün kişiliğini açıklayacak daha birçok örnek bulunabilir. Ancak bütün bunları tek tek yazmaya ne gerek var. Zaten “İlim Şehrinin Kapısını” anlatmaya kütüphaneler yetmez. İlim şehrine bu kapıdan hidayete ermenizi temenni ederim.

HAKKI söyleyin ve HAKKI bilin, HAKLA kalkın ve HAK ehlinden olunuz.

1-Müstedrek'i Hakim, c. 3. s. 127.-Tarih'i ibn'i Kesir. c. 7. s. 358.ve Ahmed ibn'i Hanbel'in Menakib'i.

2- Zümer Suresi  9. Ayet

3- Yunus Suresi  35. Ayet

4- Ehli sünnet alimleri kitaplarında Hz. Ali (a.s) nin ilim ve fazileti tüm sahabeden üstün olduğuna dair ittifak etmişler. Örnek olarak, "İstiyab 3. cilt s. 38 ve 45.

5- Riyazun'nezire, teberi, c. 2. s.198 - Tarih'ul Hülefa, Suyuti, s. 124 - El'itgan c. 2. s. 319. - Feth'ul Bari c. 8. s. 485. - Tehzib'ut Tehzib, c. 7. s. 338

6- İbn-i Mace Sünen

7- Yenabi elmuveddet Kanduzi.; Sünen'i Daremi, c. 1. s. 54 - Tefsir'i İbni Kesir c. 4. s. 232- Durrul mensur c.6. s. 111

8- Sünen'i İbn'i Mace,  c.1, s.44 -  Hasais'un Nisai, s. 20 - Sahih'i Tirmizi c. 5. s.300. - Cami'ul usul, İbn'i kesir, c. 9. s. 471. - Cami'us Sagir Suyuti'nin, c. 2. s. 56 - Riyad'un nadirat. c. 2. s. 229.

 

9- İbni Esakir'in Tarih'i Dimeşki, c. 2. s. 488 - Menavi'nin kenz'ul hakaik'i s. 203 - Kenz'ul Umme, c. 5. s. 33.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine