Hz. PEYGAMBER NEDEN SAVAŞTI? (2)

Mahmut REYHANİ

     

         Evet, bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi İsa Peygamber, (a.s) savaşmadan şeriatını kurdu. Ama tekrar vurgulamakta fayda vardır ki, Hz. İsa (a.s) eğer Hz. Muhammed’ in (s.a.a.v) zamanının şartları içinde bulunsaydı kuşkusuz o da insanları hidayete erdirmek için Allah yolunda savaşırdı. Ufak bir araştırmayla İsa’ dan  önceki Peygamberlerin aşağı yukarı hepsinin  savaşa başvurduğunu görürüz.  Aralarında Hz. Nuh (a.s) savaşmadı ama yola gelmeyen ve putlardan vazgeçmeyen kavminden bıkmış usanmış bir durumda Allah’ a dua etti ve “Ey Rabbim!” dedi, “Dünya üzerinde tek bir kâfir bırakma.” Peygamberlerin duası reddedilmez olduğu için Allah, Hz. Nuh’ un duasını kabul etti ve dünyayı büyük bir tufana boğdu (Gark etti). Hz. Nuh’un yaptığı gemiye binmeyen hiçbir insan hayatta kalmadı. Hz. Nuh’ un imandan yoksun olan bizzat oğlu da batanlar arasında oldu. Burada demek isterim ki dünya tarihinde hiçbir savaş bu kadar ölümle sonuçlanmamıştır.  Ondan sonra Hz. İbrahim (a.s.) yine savaştı. Tevrat’ ın 14. ishahında diyor ki, Şinar (Babil) Kralı ve yakın bölgede birkaç bölge krallığı birleşerek birçok bölgeye savaş açtılar ve aynı zamanda İbrahim Peygamberin yeğeni olan Hz. Lut’u (a.s) esir alarak bütün mal ve develerini yağma ettiler. Hz. İbrahim, (a.s) bunu haber alınca hemen uhdesinde bulunan gençleri ve tecrübeli olan kölelerden dört yüz kadar bir kuvvet toplayıp onların üzerine yürüdü. Hz. Lut’u ve bütün yağma edilen malları kurtardı ve sahiplerine iade etti. Ondan sonra yine Hz. Musa döneminde savaş yapıldı. Musa hazretlerinin veziri, vasiyyi ve sağ kolu olan Hz. Yüşa’ın (a.s) âmâlıkalarla olan savaşı meşhurdur. Tarih kitaplarında o savaşta gerçekleşen ibretli bir olay anlatılır. Yüşa son saldırısını yaparken güneş batar. Yüşa hazretleri hemen Allah’ a dua eder: “Ey Allah’ ım, bana bu savaşın bitimine kadar süre ver.” Cenabı Allah Yüşa’ ın duasını kabul eder ve savaşın bitimine kadar güneş durdurur. Bu olay, hem Alevi hem Sünni kesimlerce kabul edilerek ün kazanmıştır. Bu arada Mısır’ ın ünlü büyük şairi Ahmet Şavkı Bey, güneşe hitaben uzun bir şiir yazmıştır ve Güneş’e “Ey Yüşa’ ın kız kardeşi”(1) diye hitap etmiştir ve sonrasında Güneş’ ten dünyada olup biten olayları anlatmasını talep etmiştir.

          Yuşa’  hazretleri Hz. Musa’ nın (a.s) başyardımcısı vasiyi ve veziri olduğundan yapılan savaş bizzat Musa’ nın savaşı sayılır. Musa aleyhisselamdan sonra Hz. Davud (a.s)  geldi yine savaştı. Yaptığı savaş Kuran-ı Kerim’ in  El-Bakara Suresinde zikredilmiştir. Filistinlilerin Kralı meşhur Calut’u savaşta kendisi bizzat öldürmüştür. Davud ise Hz. İsa’nın (a.s) dedesidir. İncil’ de Hz. İsa  (a.s.), çok yerde Davud’ un yolunda olmakla övündüğünü belirtmektedir. Burada tüm Hristiyan âlemine ve bazı basit anlayışlı kardeşlerimize seslenmek istiyorum. Savaş eğer zorunlu hallerde bile  kötü bir leke ise ve Hz. İsa’ nın savaşmaması iftihar edilecek konu ise, Hz. İsa’ nın yolunda olan Hristiyan âlemi neden savaşıyor? Birinci ve İkinci Dünya Savaşında öldürülen milyonlarca insan kimin hatırı için öldürüldü?  Vietnam’ da, Kore’ de, Japonya’ da çıkan savaşlar, Hz. İsa’ nın (a.s.) taraftarı olan Hristiyanlarca çıkarılmadı mı? Yakın tarihimizde Afganistan ve Irak’ taki savaş ve mezalimi yapan kimlerdir? Hâlâ daha dünya, Hz. İsa’ nın (a.s.) taraftarı olan Hristiyanların merhametini bekliyor. Eğer üçüncü bir savaş çıkarsa Allah bilir neler olacak? Bu nedenle diyoruz ki, Hz. Muhammed (s.a.a.v.),  savaşmak zorunda kaldı. Peygamberliğini ilan etmeye başlarken amcası Abbas’ a durumu açıyor ve Allah’ tan gelen emri açıklıyor. Abbas dedi ki “Ey yeğenim sen bilirsin, Kureyş Kabilesi bizi çok kıskanıyor, böyle bir şey olursa büyük patlama olur ve bütün kabileler, düşmanlığımız üzerine birleşecek. Sen bunun için amcan Ebu Talib’ e git. O, kabilenin büyüğüdür. Sana resmen katılmazsa bile,  aleyhine tutum almaz ve seni himaye eder.” Sonra ikisi Ebu Talip’ e gittiler. Ebu Talip, (a.s) Hz. Muhammed’e (s.a.a.v)  bakar ve “Korkma! Çık, senin derecen çok büyük, senin cemaatin çok güçlü.  Allah’ a yemin ederim ki sana bir dil uzanırsa o dil, çok dillere hedef olacak ve kılıçların şakırtısıyla kendine gelecek. Yine Allah’ a yemin ederim ki Araplar senin önünde boyun eğecek. Babam eski kitaplar okurdu ve şöyle dediğine şahidim: ‘Benim soyumdan peygamber gelecek. Keşke onu idrak etsem ve ona inansam. Benim çocuklarımdan kim idrak ederse ona inansın(2).”  Bu hadis rivayeti, Sünni bir âlime dayanır. Zaten hasıraltı edilen yüzlerce hadislerden kalan birkaç hadisin en önemlilerinden biridir bu hadis. Şimdi gelsin aklı başında ve asabiyetten sıyrılmış bir insaf sahibi söylesin. Ebu Talip (a.s) böyle bir hadisi babasından rivayet etsin, ilk saatte Peygamberi teşvik etsin ve onun yanında böyle bir tavır takınsın ve bütün bunlara rağmen Peygamber’ e inanmış sayılmasın. Bunu ancak düşüncesi temiz olmayan ileri sürebilir.

           Ebu Talip (a.s) hakkındaki bu hadisleri nakledenler, Ebu Talip’ in küfrüne hükmeden Sünni âlimlerdir ve hepsi diyorlar ki Ebu Talip, Ppeygamber’ i himaye etti ve dinini yaymak için ona yardım etti. Kuran-ı Kerim’ in Hac Suresinde: “Allah’a yardım edip onu destekleyeni Allah da destekleyecektir.” Ebu Talip kadar İslam dinine,  Allah ve Peygamberine yardım eden kaç kişi vardır? Bu ayeti okumuşlar; fakat Ebu Talip lehine olan niteliğini itiraf etmekten çekinmişlerdir. Neden? Çünkü Ebu Talip’ in affedilmeyecek bir suçu vardır. O da Hz. Ali’nin (a.s) babası olmasıdır. Başka bir suçu yok. Bütün Kureyşliler, Ali’ den nefret ediyorlardı. Zira Ali, o Ali ki kabilenin en göze çarpan yiğit kahramanlarını savaşlarda öldürmüştür. İşte onun için her kabilenin kalbinde bir yara vardı. Kureyş kabilelerinde tek bir ev kalmadı ki Ali (a.s) ondan bir, iki veya daha fazla adam öldürmemiş olsun. Örneğin Muaviye’ nin annesi olan Hind, Peygamber’ e en amansız düşmanlardan biridr. Bedir Savaşı’ nda Ali; Hind’ in babasını, amcasını, kardeşini ve oğlunu öldürmüştür. Onun için Hind, intikam olarak Uhud savaşını hazırlayanlardan biri olmuştur. Kabilenin kadınlarını toplayarak savaşa götürmüş ve kadınlar, kocalarını cesaretlendirmek için tef çalıp şu şarkıları söylemişlerdir:

 

“Biz Tarık’ ın kızlarıyız, yastıklar üzerine yürürüz. Siz kocalarımız!

Saldırıp ilerlerseniz sizi sever kucaklarız.

Eğer pısırık pısırık kaçarsanız sizi terk eder ve bundan pişman olmayız.(3)”

 

             Mekke müşrikleri, Bedir Savaşı’ nda büyük bir yenilgiye uğradıysa da Uhut’ ta istedikleri intikamı alabildiler. Fakat Uhut’ taki yenilginin sebebi Müslümanların gevşekliği değil,  okçular oldu. Zira Peygamber hazretleri savaş için safları dizdikten sonra Uhut Dağı’ nın bir boğazından düşmanın gelebileceğini tahmin etti ve orada tecrübeli okçulardan kırk kişi seçti. Başlarına Abdullah isminde ansardan birini tayin etti ve dedi ki “Siz bu boğazdan hiç kimseyi geçirmemeye bakın. Biz savaşta yenilirsek bile yardımımıza gelmeyin. Galip gelirsek de saflarınızdan çıkmayın ve benden emir almadan hiçbir şekilde yerlerinizi bırakmayın.”  Savaş başlayınca Müslümanlar,  ağır gelip müşrikleri bastırdılar. Halit bin Velit,  iki yüz kadar süvarisiyle Müslümanları arkadan basmak için fırsat bekliyordu. Fakat her saldırı denemesinde, okçuların müdahalesiyle geriye püskürtülüyordu. Halit bunu defalarca denedi ve hiç ilerleyemedi. Ancak savaş alanında Müslümanların üstünlüğü belirince kimi Müslümanlar yağma etmeye başladılar. Ölüleri soyup silah ve kıymetli eşyalarını almaya başladılar. Bu iş gittikçe büyüdü. Müşrikler dağılırken yağmacıların çoğaldığını gören okçular,  eyvah bize bir şey kalmaz’ diyerek yerlerini birer ikişer bırakıp yağmaya gittiler. Sonunda Kumandan Abdullah, birkaç neferle kaldı. Onların azlığını gören Halit,  fırsatı kaçırmadan hemen kalan birkaç okçunun üzerine yürüdü, kumandanı ve kumandanın yanındakilerinin hepsini öldürdü. Kaçmaya çalışan müşrikler, iki yüz süvarinin gelmesiyle canlılık kazandılar ve geriye dönüp Müslümanlara yeniden saldırmaya başladılar. Müslümanlar ise neye uğradıklarını şaşırdılar. Ancak durumun birdenbire aleyhlerine döndüğünü fark ederek bu sefer kendileri kaçmaya başladılar.  Müslümanların kahramanlıkları şimdi pısırıklığa döndü. Bu arada aralarında Peygamberin amcası Allah’ ın arslanı Hamza aleyhisselam ve yanında 70 kadar Müslüman şehit oldu. Hind ise öldürülen Hz. Hamza’ nın üzerine eğildi ve “Eh bu mızrağı tattın mı?” Sonra bir hançerle Hz. Hamza’ nın göğsünü yararak kalbini çıkardı ve başladı onu çiğnemeye; fakat bir parçasını yutamadı.  Savaşlar artık dinsel bir kutsallık aşkıyla değil kalplerde biriken kin ve hırsları tatmin etmek için birbirini takip ediyordu. Uhut Savaşı, Müslümanlar için yenilgi olduysa onların azim ve hamiyetlerinden bir şey eksiltmedi. Müşrikler büyük bir hamle yapmak için diğer kabile ve Yahudilerden medet sağladı. Ve Hendek Savaşı’ na on bin kadar bir kuvvetle yürüdüler. Bu arada Yahudiler,  yaptıkları anlaşmayı bozup dağıldılar. Mekkeliler ise hınç almak için yürüdükleri Hendek Savaşı’ nda en üstün muhariplerinden bir kaçını kaybedip herhangi bir sonuç alamadan perişan bir halde Mekke’ ye döndüler ve artık hiçbir ses çıkarmadan beklemeye başladılar. Bu arada Hz. Muhammed (s.a.a.v.), on bin kadar bir kuvvetle Mekke’ ye yürüdü. Mekke’ yi savaşsız fethetti ve civardaki kabileleri yine savaşsız İslam’ a katmak için çalıştı. Ancak Cezam kabilesi’ ne davette bulunmak üzere, İslam’ a yeni giren Halit ibnil Velit’ i gönderdi. Halit,  Mahzum kabilesinin büyüklerindendi.  Hz. Peygamber, (s.a.a.v)  onu Mahzum kabilesini İslama davet etmek için gönderdi ve kaba kuvvette bulunmaması ve kimseye zarar vermemesi konusunda sıkı sıkı tembih etti. Buna rağmen Halit Bin Velit,  Peygamber’ in emrine itaat etmeyip onlara kılıçla girdi ve birçoğunu öldürdü. Hz. Peygamber’ e haber gelince bu duruma çok üzüldü. Halit’ e kızdı ve ellerini yukarı doğru açıp “Ey Allah’ ım! Halit’ in yaptığından sana sığınırım.”  cümlesini üç sefer tekrarladı. Sonra Ali’ yi çağırıp ona bir miktar para verdi ve ekledi: “Onların zararlarını tespit et,  diyetlerini ver.”  Ali,  öldürülenlerin hepsinin diyetini ödedi. Rivayetler arasında bir köpeğin kırılan su kabının parasına varıncaya kadar yapılan zararların tamamının ödendiği anlatılmaktadır.

          Bir de Hayber Savaşı’ na birazcık göz atalım. Yahudiler’ in büyük merkezi olan Hayber şehri, Medine’ ye yaklaşık 250 km uzaklıktadır. Ünlü kalelerle korunan zengin ve tarihi bir şehirdir. Kalleş, sahtekâr Medine Yahudileri, Hz. Peygamber’ i çok uğraştırmışlardı. Onların tehlikesini bertaraf ettikten sonra, Hayber üzerine yürüdü. İslam ordusundan korkan Yahudiler,  kalelerine çekilip dev demir kapıyı kapayınca Müslümanlar kuşatma durumuna geçti. Yaklaşık bir ay kadar devam eden kuşatma Hz. Muhammed’  in zaferiyle sonuçlandı. Tarihçiler bu zaferin yine Hz. Ali’nin (a.s) kahramanlığıyla gerçekleştiğini bildirmektedir. Yazıyorlar ama isteksiz ve ellerinden gelirse yine yazmazlardı. Önce Hayber kahramanı başkasını yapmak istediler. Ancak ellerinde inandırıcı bir belge yok, dönüp zoraki Ali diyorlar. Ali’nin,  Merhab üzerine indirdiği o kuvvetli darbe,  dillere destan oldu. Bir şair sevgilisi için yazdığı bir şiirde o darbenin şiddetini şöyle dile getiriyor:                                         

 “Sevdiğim güzeli görünce, sevinçten dedim merhaba.

Onun bakışları kalbimi yardı, Ali’ nin vurduğu gibi Merhab’ a.”

          Hayber Savaşı ve kalelerin fethi ancak Merhab’ ın öldürülmesine bağlıydı. Merhab, oranın hâkimi olmakla beraber çağın en yaman ve en korkunç bir silahşoruydu. Hayber kalelerini fethetmek için bir gün Ebubekir, bir gün Ömer’ le gelen birlikleri yenilgiye uğratan Merhab’ tır. Hz.Peygamber, bu durum karşısında çok sinirlendi ve ertesi gün Hz. Ali’yi (a.s) gönderdi. Bu olay bütün İslam tarihlerinde büyük ün kazanan bir olaydır. Öte yandan Ali’ nin Hayber Savaşı’ nın tek kahramanı olduğu tartışmasız bir gerçektir. Şimdi İbni Hişam’ ın bu konudaki ifadesini ele alalım.  Seleme Bin Amru İbnil Ekve’a dayanarak anlatıyor. Seleme diyor ki:  “Hz. Peygamber,  Hayber kuşatması sıralarında bir gün Ebubekir’ e beyaz bir bayrak verdi ve bir birliğin başında gidip kaleye saldırması için emir verdi. Ebubekir gitti ama sonuç almadan geri döndü. Peygamber hazretleri ertesi gün bayrağı Ömer’ e verdi ve “Şu birliği al ve kaleye saldırın.” diye emir verdi. Ömer de gitti, çarpıştı ve sonuç alamadan geri döndü. O zaman Hz. Peygamber dedi ki: “Yarın, bu bayrağı Allah ve Peygamber’ i seven birine vereceğim ki, onu Allah ve Peygamber de severler. O, kaçıcı değildir. Fetih onunla olacak.” Herkes merak içinde beklerken Hz. Muhammed,  Ali’ yi çağırdı.  Ali’ nin gözleri ağrıyordu. Hz. Muhammed,  tükürüğünden aldı Ali’ nin gözlerine sürdü, gözlerdeki ağrıdan eser kalmadı. Sonra: “Al şu bayrağı. Allah sana fetih verinceye kadar bu kalelerin üzerine saldır.” Seleme devamla dedi ki: “Ali bayrağı aldı gitti, biz de arkasından gidiyorduk. Bayrağı bir yığın taşlar içinde diktikten sonra bir Yahudi kendisine  “Sen kimsin?” diye sordu.  “Ben, Ali Bin Ebu Talib’ im” dedi. “Siz yükseldiniz” dedi Yahudi. Ali, fetih gerçekleşinceye kadar çarpıştı, geri dönmedi. 

                Şimdi Mekkeliler sözde Müslüman oldu,  köşeye sinip meyus meyus durmaya başladılar. Kureyşliler yerine bu sefer diğer kabileler tarafından Hz. Muhammed’ e savaş açıldı. Birkaç soya ayrılan Hüvazin kabilesi Malik Bin Avf’ ın komutanlığında Sakiyf, Nasır, Sad kabilelerinden oluşan müşrik ordusuyla İslam ordusu arasında Mekke’ den üç günlük uzakta olan Huneyn vadisinde karşılaştılar.  Müşriklerin genç komutanı Malik, İslam ordusu gelmeden yaşlı bir muharibin önerisiyle önce askerlerini çukurlarda ve dere oyuklarında pusu tutma durumuna getirdi. Müslümanlar hesapsız vadiye girer girmez, pusuya yatan düşman yıldırım gibi çıkıp saldırıya geçti. Bu ani saldırıya uğrayan Müslümanlar sağa sola dağılıp savaştan önce kaçışmaya başladı. Müslümanlar paniğe düşüp dağıldıktan sonra yerinden zerre kadar ayrılmayan Hz. Peygamber’ in yanında ancak yedi kişi kalmıştı. Hz. Muhammed kaçanlara seslenerek ben buradayım, ben buradayım diyordu. Ama duymak istememişlerdi.

Buhari, Huneyn savaşına ilişkin Ebu Katade’ nin bir rivayetini yazıyor.  Ebu Katade demiştir ki: “Huneyn savaşında, Ömer’i kaçarken gördüm ve kendisine yetiştim.” Millete ne oldu diye sordum. Ömer : “Allah’ın mükadderatı” diye cevap verdi. Bu olayı yine İmam Malik “Muvatta” adlı eserinde almıştır. Demek oluyor ki, Huneyn savaşında bu yedi kişi dışında üç büyük hazret dahi savaştan kaçmıştır. Bütün Müslümanlar kaçarken Ali, Peygamber’ in yanında ve önünde kılıç sallamakta idi. Buna rağmen Müslümanlar,  Hz. Muhammed’ in yanında kalan Ali (a.s) ve az kişiyle galip geldiler. İşte Hz. Peygamber’ in savaşları keyfi veya zevk almak için yapılmamıştır. Öyle yapılmadığı tarih akışıyla ispatlanmıştır. Bu olaylara Gölgesiz Işıklar 4 kitabında geniş yer verilmiştir.

 

 1. Arap dilinde bütün isimler erkek veya dişi olarak ayrılır. Mesela güneş sözcüğü Arapçada bir dişi sıfatını alır. Ay erkek, gök dişi, deniz erkek, dağ erkek, ev erkek, oda dişi, taş erkek, kaya dişi ve böylece bütün isimler erkek ve dişi olarak ayrılır. Hatta Kuran-ı Kerim’ de yol manasında olan sebil hem erkek hem dişi sıfatını almış. Yani güneş dişi sıfatını aldığı için şair güneşe Yüşa’ ın kız kardeşi diye hitap ediyor. Kardeş sözcüğünün Arapçada bir hassasiyeti vardır. Örneğin Kureyş kabilesinden olan birine ey Kureyşliler kardeşi hatta Kuran’ı Kerim’ de bu vardır. Örneğin Hz. Peygamberi Ad’in kardeşi olarak anlatıyor. Şöyle diyor: Ad kavmine kardeşleri hudü gönderdik.  Salih peygamber için Semud kavmine Salih’ i gönderdik.  Yani kardeş kelimesini arkadaş, solup ilgili olarak anlam verir. Burada güneş Yüşa’a durduğu için Yuşa’ ın kardeşi diyecekti. Fakat dediğim gibi güneş dişi olduğu için ona kız kardeş denildi. 

2. Hanbeli mezheplerinin büyük fatihlerinden Ali bin Muhammed eddeynuri bir kitabında İbni Abbas’ a dayanarak böyle bir hadis yazıyor.

 

Şiiri Ebul feras el-asfahani meşhur Ağani kitabında yazıyor yine İstiab kitabı sahibi İbni Abdülberr yine yazıyor. Büyük merci olan Zübeyr bin Bekar rivayetinde,  Hind’ in biz Tarıkın kızlarıyız demesini şöyle yorumluyor. Tarık büyük bir yıldırım ismidir. Hatta Kuran’ da özel sure var ki Tarık Suresi. Anlam en-nisa kitabında Hind bölümünde bu şarkıyı yalnız Hind’ in söylediğini yazar.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine