Zorunlu Açıklama

 

Aleviliği, bilimsel ve somut verilerle anlatmak, yaşamak ve yaşatmaya ilişkin sevdamız ve çabalarımız, küçümsenemeyecek sayıda kesimi rahatsız etmektedir. Rahatsız olan kesimlerin analizini yaptığımızda tamamının cahillikten beslendiği, gerçeklerin ışığından rahatsız olmak bir yana o ışıktan korktuğu görülmektedir.

 

Son zamanlarda ne zaman bir sorunun çözümüne ilişkin, aynı anda Kuran'dan Hadislerden Ehlibeyt imamlarının hutbelerinden ve bize has kitaplardan yararlanmak istediysek, haksız, acımasız ve delice karalamaların hedefi olduk.  Bu karalamaların en ironik olanı muhtemelen şu şekilde olmuştur. "Tamam Kuran'da Hadislerde Ehlibeyt imamlarının hutbelerinde ve bize has kitaplarda konu bu şekilde geçiyor ama dedelerimiz bunu böyle yapmadılar. Şimdi sen kendilerine nur inen dedelerimize kafir mi diyorsun, onlar yanlış yolda mıydı, Ehlibeytin yolunda değil miydi? Meselelere bu şekilde yaklaşanların sayısı, akılcı yaklaşımda bulunanların sayısından kat kat daha fazladır.

 

Şimdi ısrarla, gerçeklere kulaklarını tıkayan ve gözlerini kapatanların neyi doğru yaptığımız halde inatla yanlış anlama maratonu içinde olduklarına göz atalım.

 

Biz hiç bir zaman dedelerimizin kafir ve yanlış yolda olduğunu söylemedik ve böyle bir şeyi düşünmedik. Ehlibeyt yolundan başka bir yolda olduklarını aklımızın ucundan bile geçirmedik. Aksine onların fıkhına sıkı sıkı sarılmamız gerektiğini defalarca ısrarla haykırdık. Fakat kendileri aramızda olmadıkları için, onların fıkhını onlardan öğrenme şansımız yok. O halde onların fıkhını öğrenmek için onlardan bize miras kalan onların göz nuru olan yazılı eserlerinden başka bir yol var mı? Yok çünkü bunu dışındaki bütün yollar akılcılıktan ve imandan uzaktır. Dedelerimizin yazılı eserlerini incelediğimizde o eserlerin zaten kuran-ehlibeyt yolu ve ehlibeyt fıkhı olduklarını görüyoruz. O halde bizim Kuran'la ehlibeyt yoluyla dolayısıyla dedelerimizin fıkhıyla bir sorunumuz yok. Peki neyle sorunumuz var?

 

En büyük sorunumuz zamanla oluşmuş yozlaşmaların, Kuran'a, Ehlibeyt yoluna, dedelerimizin fıkhına ve yazılı eserlerine uygun olmayan uygulamaların, inancımızın temel taşıymış gibi gösterilemeye çalışılması ve bunun arkasında duran kesimin kalabalık olmasıdır. Bu çarpıklığı her eleştirişimizde önümüz "dedelerimiz yanlış mı yaptı?" türünden takozlarla alınmak istenmiştir. Bu takozların sahipleri hayati bir noktayı anlayacak durumda mı değiller yoksa anlamak mı istemiyorlar bunu çözebilmiş değiliz.

 

Hayati nokta şudur. Atalarımızın bir konuda yanlışlık yapmaları ayrı bir şeydir küfre sapmaları apayrı bir şeydir. Bir konuda yanlış yapmayı ve küfre sapmayı aynı şekilde değerlendirmek mükemmelliğin sadece Allah'a mahsus olduğu inancına ihanettir. Bir insan Kuran okurken yanlışlık yapabilir. Bir insanın Kuran okurken yanlışlık yapması farklı, Kuran'ı inkar etmesi farklıdır. Bir insanın namaz kılarken bir duayı yanlışlıkla atlaması ayrıdır o insanın dinden çıkması çok ayrıdır. Abdestin bir kuralını bilerek yada bilmeyerek ihlal etmek ayrıdır büsbütün yanlış yolda olmak ayrıdır.

 

Örneğin dedelerimiz, cenaze namazı veya kurban konusunda yanlışlık yapmış olabilirler. Çünkü bu konuyla ilgili günümüzdeki uygulama ile yazılı kutsal metinlerimiz çelişmektedir. Bu yanlışlıklar baskı sonucunda da gerçekleştirilmiş olabilir. Bunu gündeme getirmek onları kafir ilan etmek değildir. Dedelerimizin cenaze namazını yanlış kıldırmaları dinden çıkmış oldukları anlamına gelmez. Dinden çıkmış olmak çok ayrı bir şeydir. Bir hatayı gündeme getirmek, o hatanın sahibini dinsiz ilan etmek anlamına gelemez. Öyle olsaydı her suçlunun idam edilmesi gerekirdi. Cenaze namazını kıldırırken bir hata yapmış olmak ile yanlış yolda olmak aynı şey değildir. Onların bir konuda hatalı olduklarını söyleyip o hatayı bugün düzeltmeye çalışmak, onları yanlış yolda ilan etmek değildir. Çünkü söz konusu hata imanı zedeleyen bir hata değildir. Direk yada dolaylı olarak tevhide yönelik tehdit barındırmaz. Fakat bir insanın hata yapmayacağını iddia etmek yanlış yolda olmaktır.

 

Zaman içerisinde zorunlu nedenler ve baskılar dini bir uygulamanın değiştirilmesine hatta ondan vazgeçilmesine yol açabildiği gibi yeni uygulamaları da dine sokabilir. Fakat değiştirilen veya dine yeni eklenen uygulamalar asla farz olarak dayatılamaz askıya alınan uygulamalar da yasaklı ilan edilemez. Son kırk yılımızı gözden geçirdiğimizde bile sayılamayacak kadar yeni uygulamanın dine sokulduğunu ve eski uygulamaların bazılarından vazgeçildiğini bazılarının değiştirildiğini görürüz. Bu yenilikler, vazgeçmeler ve değişiklikler bir sonraki nesle aktarılırken bunların farz olmadıklarının bildirilmesi zorunluluktur. Özellikle dinde olmayan ve dine yeni sokulan uygulamaları inanç kapsamında değil kültürel kapsamda değerlendirmeli ve bizden sonrakilere bunu izah edebilmeliyiz. Bu şekildeki bir uygulama dinin temelinin yüzyıllar boyunca sağlam kalmasını sağlar. Bu uygulama yeni kitaplarımızı yazarken eski kitaplarımızı önemseyerek gerçekleştirilebilir.

 

 

Yukarıdaki yazı bizi acımasızca eleştirenler için ne zaman bir değer bir anlam ifade eder? Dini konularda geleneklere değil de inançlara bağlı olmanın önemini kavradıkları zaman... Zaman içinde değiştirilen uygulamaları değil de Kuran-Ehlibeyt yolunu ve dedelerimizin eski kitaplarını önemsedikleri zaman... Kuran ve Ehlibeyt referans alındığında evrensel bazda yanlışın göreceliliği olmadığı kabul edildiği zaman...

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine