Allah, Maddeyi Yoktan mı Var Etti? 

Yokluk - Sıfır Noktası 

Filozofları yüzyıllarca meşgul eden yokluk, asırlarca belirsizlik olarak bilindi ve tanımının yapılamayacağı iddia edildi. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısında kuantum dünyasının keşfinden sonra bu görüşün doğru olmadığı anlaşıldı ve deyim yerindeyse iktisadi ömrünü doldurmuş bir araç gibi hurdaya ayrıldı. Çünkü yokluğun da tanımının yapılabileceği anlaşıldı.

 

En basit tanımıyla yokluk, enerji ile anti enerjinin simetrisi yani bakışımıdır. Madde ile anti maddenin, pozitif ile negatifin, artı ile eksinin simetrisi gibi. Yani yokluk, sıfır noktasıdır.

Ne evren, ne de evreni oluşturan maddeler (tanecikler) ve enerji, henüz yokken şimdikine benzer fizik kurallarının varlığından söz etmek mümkün değildir. Özellikle hiçbir şeyin olmadığı yokluk diye adlandırılan bir ortamda belirsizlik kuramı da olmayacaktır.

 

Belirsizlik kuramı 

Belirsizlik kuramı, bir parçacığın hem hızının hem de konumunun aynı anda ölçülemeyeceğini anlatan bir ilkedir. Bir parçacığın hızı ne kadar kesin ölçülebiliyorsa,

konumunu aynı kesinlikte ölçmek imkânsızlaşacaktır. Ya da konumu biliniyorsa hızının ölçülmesi mümkün olmayacaktır. 

Belirsizlik ilkesi, aynı şekilde enerji ve zaman ilişkisi için de geçerlidir. Bir dalganın frekansını ölçmek için belli bir sürenin geçmesini beklemek gerekecektir. Aynı anda dalganın frekansını ve zaman boyutunu ölçme imkânı yoktur. Çünkü bir dalganın genişliği ne kadar kesin biliniyorsa, genişliğinin değişme hızı, o oranda belirsiz olur. Genişliğinin değişim hızı da ne kadar kesin hesaplanabiliyorsa, genişliği de o oranda belirlenemez olacaktır. Buna göre bir taneciğin hızının ve konumunun belirlenmesi arasında ters bir orantı vardır. Biri bilinince diğeri bilinmez olur. İşte bu ilke (belirsizlik ilkesi) kuantum dalgalanmalarına yol açar ve bu dalgalanmalar, mikroskobik dünyada mesafe ve zaman ölçekleri küçüldüğünden, daha katı bir hal alır.

Ancak hızı olmayan yani hareketsiz bir taneciğin konumu da hızı da aynı anda bilinebilir. Çünkü bu taneciğin hızı sıfırdır. Yani hızı yoktur. Dolayısıyla bir yerde duruyor olmalıdır.

Peki, konumu ya da hızı ölçülecek bir tanecik veya genişliği ya da genişliğinin değişme hızı ölçülecek bir dalga yoksa ne olur?

Taneciğin hızının ve konumunun belirlenmesi arasındaki ters orantıdan dolayı olmayan bir parçacığın, olmadığı için konumu olmayacaktır. Olmadığı için hızı da olmayacaktır. Yani hızı sıfırdır. Aynı şekilde olmayan dalganın, olmadığı için genişliği sıfır olacaktır. Bir genişliği olmadığı için de genişliğinin değişim hızı olmayacaktır. Yani genişliğinin değişim hızı da sıfırdır. Bu, bildiğimiz uzay-zaman kavramlarının henüz ortada olmadığı, kuantum dalgalanmalarının, dolayısıyla enerjinin ve maddenin de var olmadığı, sıfır noktasının yani yokluğun ötesidir, hiçliktir. Hiçlikte hiçbir fizik yasası geçerli olmadığından kuantum dalgalanmaları da olmayacaktır.

 

 

 

 

Enerjinin Yaratılması

 

Bu durumda maddenin ve evrenin oluşabilmesi için genişliği sıfırdan farklı olan bir kuantum dalgası gereklidir. Bu bir zorunluluktur. Bu kuantum dalgasının belli bir genişliği olmalıdır. Çünkü genişliği ne kadar belliyse, genişliğin değişme hızı, o kadar belirsiz olacaktır ve olası her değeri alabilecektir. Genişliği sıfırdan farklı olan bir kuantum dalgası yaratıldığı takdirde hiçlikten enerji oluşabilecektir. Çünkü dalga, enerji demektir. Hiçlikte tek bir kuantum dalgasını başlatacak faktörler mevcut değilken bu dalganın oluşabilmesi için bir yaratıcının sonsuz gücüne ihtiyaç vardır.Buruc suresi 13. ayet “başlatan ve tekrarlayan O’dur” der. O, durağanlıkta, hareketi başlatmış, hiçlikten sonsuz bir enerji yaratmıştır. Enerjinin yaratılması sırasında dramatik bir şekilde yokluğun yani sıfır noktasının korunduğunu, gözlem ve hesaplamalar neticesinde görmekteyiz. Termodinamiğin birinci yasası gereğince enerji yok edilemeyeceği gibi yoktan da var edilemez. Allah’ın bir kuantum dalgasıyla yarattığı enerji matematiksel olarak incelendiğinde, bu enerjiyi oluşturan dalganın frekansı pozitif ve negatif salınımlardan oluştuğu için bu salınımlar birbirini dengeleyecek ve ortalamaları yine sıfır olacaktır. Başlangıçtaki sıfır değeri yani yokluk korunmuştur, değişmemiştir. Bu bize Allah’ın yoktan bir enerji yaratmak için hiçbir materyale ihtiyacı olmadığını gösterir. Bu şekilde matematiksel olarak enerjinin yoktan var edileceğini bununda termodinamiğin enerjinin korunması yasasıyla çelişmeyeceğini gördük.

Yaratılan enerji pozitif ve negatif salınımlardan oluştuğu için değeri sıfırdır, simetriktir. Simetriklikte pozitif ile negatif yani enerji ile karşıt enerji birbirini yok edeceğinden (dengeleyeceğinden) hiçbir yapı oluşmaz. Bu sıfır değerden yani yokluktan bir evrenin oluşabilmesi için simetri kırınımı, yani simetrik durumunun bozulması gerekir. Bunun için yine yaratıcının sonsuz gücüne ihtiyaç vardır. Yani 13,7 milyar yıl önce mucizevî bir şekilde denge bozuldu ve enerji ile anti enerjinin birbirini dengeleyemeyen dağılımı sonucunda yani simetri kırınımı sonucunda o an için sadece enerjiden ibaret olan evren oluştu. Evrenin oluşması aşamasında ve daha sonraki aşamalarda da sıfır noktasının yani yokluğun bozulmadığını biliyoruz. Çünkü simetrisi kırılarak evreni oluşturan enerji ve anti enerjinin, madde ve karşıt madde olarak toplamları birbirine eşittir ve bakışım durumunda birbirilerini yok ederler.

 

Maddenin Oluşması ve Bugünkü Evren

 

Bildiğimiz uzay-zaman kavramları henüz yokken, bilimin sebepsiz gibi gördüğü takdiri ilahi kuantum dalgalarının, simetrik olarak enerjiyi ve anti enerjiyi oluşturduğunu gördük. Bugünkü evren henüz oluşmamış olduğu için tüm kuvvetler tek bir noktada iç içe idi. Bu yüzden bu nokta, sonsuz bir çekime sahipti dolayısıyla boyutu kavrayamayacağımız kadar küçüktü, yoğunluğu ve sıcaklığı sonsuzdu. Fizikte buna teklik denir ve bu ortamda hiçbir kombine yapı oluşamaz. Yine bilimin sebepsiz olarak nitelediği enerji ve anti enerji arasındaki dengenin mucizevî bir şekilde bozulması (simetri kırınımı) bu noktanın ışık hızıyla genişlemesine sebep oldu. Genişlemeyle beraber ortaya çıkan evren, termodinamik yasaları gereğince soğumaya başladı. Çünkü dar alandaki enerji (ısı) daha geniş bir alana yayılmaya başladı.  

 

Buraya kadar hiçbir şey yokken, olağan üstü bir şekilde yokluktan enerji oluşabileceğini gördük. İhlâs suresi 2. ayet Allah hiçbir şeye muhtaç değildir (kendi kendine yetendir) der.

 

Peki, madde nasıl oluştu? Ne oldu da enerjiden atom altı parçacıklar türedi ve bu parçacıklar uygun ortam bulduklarında bir araya gelip atomları yani maddeyi oluşturdular?

 

Atom altı parçacıklar ancak enerjinin kütleye dönüşmesi ile meydana gelebilir. Einstein’ın ünlü e=mc2 denklemi kütlenin enerjiye, enerjinin de kütleye dönüşebileceğini göstermiştir ve deneysel olarak kanıtlanmıştır. Formüle göre Enerji, kütle ile ışık hızının keresinin çarpımına eşittir. Formüldeki birimlerin yerini değiştirirsek m=e/c2 yani kütle, enerjinin, ışık hızının karesine bölünmesine eşit olacaktır. Buna göre kütle enerjiye enerji de kütleye dönüşebilir. Evrenin oluşumu sırasındaki yüksek sıcaklık bir miktar enerjiyi maddeye ve anti maddeye dönüştürür ama ortaya çıkan parçacık ve anti parçacıklar sürekli birbirlerini yok ederler. Dengenin parçacık lehine bozulması için yaratıcının sonsuz gücüne ihtiyaç vardır ve mucizevî bir şekilde denge maddenin lehine bozulur ve bu şekilde parçacıklar meydana gelir.

 

Genişlemenin ilk saniyesinde ısı yeterince düşmediğinden protonnötron ve elektronlar bunlardan öncede diğer atom altı parçacıklar oluşabilir ama atom çekirdekleri oluşamazlar.  Ancak birinci saniyeden sonraki ilk üç dakikalık süre içinde ısı bir milyar derecenin altına indiğinde, proton ve nötronlar, hafif elementler olan hidrojen, helyum ve lityum çekirdekleri halinde kombine olabilirler. Yani bu çekirdekleri oluşturmak için bir araya gelebilirler. Lityumdan daha ağır elementlerin atomlarının çekirdeklerinin oluşması için, evrenin biraz daha genişlemesi ve soğuması gerekti. Genişlemenin başlangıcından 300.000 yıl sonra evren, genişlemeden dolayı yeterli soğukluğa ulaştığından, serbest elektronlar, atomları oluşturmak üzere atom çekirdeklerinde bir araya geldiler. Bu oluşuma birleşme çağı denir. Genişleyen ve soğuyan evrene paralel olarak serbest elektronlar da soğuyacak, enerji kaybedecek, hızları azalacak ve çekirdeklerin etrafında, atomları oluşturmak üzere bir yörüngede yer alacaklardır.

 

Parçacıklar, atomları aynı cins atomlar, elementleri elementler, bileşikleri, bileşikler, galaksileri, yıldız sistemlerini, gezegenleri, uyduları ve farklı boyutlardaki gök taşlarını oluştur. Nahl suresi 3. ayet Allah, gökleri ve yeri hak ile hikmeti uyarınca yoktan var etti der.

 

Önce hiçbir şey yoktu. Sonra, Allah, hiçlikten sonsuz bir enerji yarattı. Daha sonra her şeyin tek bir noktada, teklikte, bitişik ve iç içe olduğu, enerji değeri sıfır olan ama aynı zamanda enerjisi sonsuz olan ve bilinen her şeyden daha küçük bir kuantum dünya. Bu dünyadan, hala genişlemeye devam eden, yerleri ve gökleri olan bir evren yaptı. Enbiya suresi 30. ayet gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık der.

 

Gelecek

 

Fatır Suresi 1. ayet hamd, gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’a mahsustur der. Allah, yoktan bir evren yarattı. Peki, yoktan var ettiği bu evreni yok eder mi? Kasas suresi 88. ayet O'nun zatından başka her şey yok olacaktır der. Yok ettikten sonra tekrar yaratır mı? Yasin suresi 81. ayet gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yoktan var edendir, hakkıyla bilendir der.

 

Uzak galaksilerin, dünyamıza gelen ışıklarındaki nispi kırmızıya kayma, fosil ışıma veya kozmik mikrodalga arka plan ışıması, evrenin genişlemesinin, günümüzde hızlanarak devam ettiğini göstermektedir. Genişlemeden dolayı evrenin hem sıcaklığı düşmekte hem de kütle yoğunluğu azalmaktadır. Yaygın bir teori evrenin madde kütlesinin evrenin toplam büyüklüğüne göre küçük kalması (1/6’sı kadar) ve kütle çekim kuvvetinin çok küçük olması nedeniyle gökcisimlerinin hızlanarak sonsuza kadar birbirinden uzaklaşacağını öngörüyor. Bu teoriye göre, 300 milyar yıl içinde tüm galaksilerin birbirine ışık gönderemeyecek kadar birbirlerinden uzaklaşacağını ve yalnızlaşacağını varsayılıyor. Bir başka yaygın teoriye göre de evrenin sıcaklığı ve kütle yoğunluğu kritik değerlerin altına düştükten sonra genişleme duracak ve daralma başlayacaktır. Büyük çöküş sürecinden sonra başlangıçtaki haline benzer bir noktada sonlanacaktır. Hacc suresi 65. ayet buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Der. Bu noktanın çekimi, yoğunluğu ve sıcaklığı sonsuz, boyutu kavrayamayacağımız kadar küçük olacaktır. Çünkü var olan bütün enerji çekim ve kütle bu noktada iç içe olacaktır. Bu sonsuz sıcaklıkta hiçbir yapı barınamayacağından zaten başlangıçta toplamları birbirine eşit olan bütün maddeler ve anti maddeler toplamları birbirine eşit olan enerjiye ve anti enerjiye dönüşecek bunlar da birbirlerini dengeleyeceklerinden yokluk yani sıfır noktası tekrar ortaya çıkacak ve hiçliğe dönülecektir. Tekvir suresi şöyle başlar; Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar kararıp söndüğünde (düştüğünde)…

 

Sonuçlar

 

Madde, içinde pozitif yüklü protonlar olan bir çekirdekten ve bu çekirdeğin etrafındaki negatif yüklü elektronlardan meydana gelmişken; anti madde, maddeyle aynı kütleye sahip olmasına karşın, onun tam tersi olarak içinde negatif yüklü protonlar olan bir çekirdekten ve bu çekirdeğin etrafındaki pozitif yüklü elektronlardan oluşur. Bir araya gelmeleri durumunda birbirilerini yok ederek hiç bir kalıntı bırakmadan gama ışınına dönüşürler. (Bir gün anti kendinizle karşılaşırsanız sakın onunla el sıkışmayın!) Bu özelliğinden dolayı laboratuar ortamında üretilen az miktardaki anti madde, tıpta görüntüleme ve tarama amacıyla kullanılmaktadır. (Dünyanın yıllık anti madde üretimi 1 gramdan çok daha az ve 1 gram anti madde 62,5 trilyon avro)

 

En başa gidildiğinde kendi kendimize bu soruları sormadan duramıyoruz; hiçlikte hiçbir şey yokken kuantum dalgaları nasıl ve neden başladı? Gerçekten başladıysa başlamak için neden başladığı zamanını seçti? Niye daha önce veya sonra değil?  Hiçlikte sebepsiz yere kuantum dalgaları oluşabiliyorsa bunlar neden hiçliğin en başından beri oluşmadı? Kuantum dalgaları sebepsiz ise, oluşmaları için herhangi bir şartın oluşması veya olgunlaşması gerekmiyorsa oluşmak için belli bir zaman seçmelerinin bir sebebi var mıdır? Eğer hiçlik dediğimiz durağan noktada zaman kavramı da yoksa kuantum dalgaları başlamak için doğal olarak zaman seçimi de yapamıyorsa, onların başlaması neden zamanı başlattı? Bunun öncesinde zamansızlık mı vardı? Zamansızlıkta, zaman nasıl ve niçin başladı? Kuantum dalgalarının yarattığı ve evrenimizi oluşturacak olan enerji ve anti enerji en başta simetrik iken daha sonra aralarında neden enerjinin lehine asimetrik bir durum ortaya çıktı? Enerjiden türeyen madde ve anti madde başlangıçta bir birine neredeyse eşitken tüm evrende madde ile anti madde arasında neden bir çekim gücü vardır? Birbirlerini çekerek bir araya geldiklerinde gama ışınlarına, fotonlara dönüşerek yok oluyorlarken birbirini yok etme savaşı neden madde lehine sonuçlandı? Evrenin en başında mevcut olan o kadar anti maddeye ne oldu? Gökyüzünde nereye baksak neden madde görüyoruz? Uzaydan dünyamıza neden çok az miktarda anti madde geliyor? Evren neden tamamen maddeden meydana geliyor ve çok az miktarda anti madde içeriyor? Madde, kötü ikizimiz olan anti madde ile girdiği yok etme savaşından nasıl galip ayrıldı? Ya da yok olmaktan kurtulan ve evrenimizin uzak noktalarında var olmaya devam eden çok miktarda anti madde bunun yanı sıra tamamı anti maddeden oluşan galaksiler mevcut mu? Hiçliğin devamı neden hiçlik değil? En baştaki hiçliğin hiçlik olarak devam etmesi yerine neden hiçbir şey yok değil de her şey var? Bilim, bu sonuçların, cennetten çıkma olduklarını düşünmekten başka çıkar yol bulamıyor. Çünkü bu soruların cevapları yok ve evren tesadüfen oluşmak için çok fazla mükemmel. Ama iyi ki cennetten çıkma bu sonuçlar var. Aksi halde biz olamazdık.

 

 

Yazarın notu:

 

Bu makale, evrenle ilgili, bilim çevrelerince en fazla kabul gören, gözlemlerle ve hesaplamalara en fazla desteklenebilen bilim insanlarının en görkemli diye tabir ettikleri kuramlardan yola çıkılarak yoktan var oluş sürecini bilimsel bir dille anlatmayı amaçlamış herkesin anlayabilmesi için de, karmaşık denklemlerden, kompleks eşitliklerden ve akılda kalması zor, ağır terimlerden olabildiğince kaçınılarak yazılmıştır. Olaylar ve aralarındaki ilişki son derece sade bir anlatımla ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler konu ile ilgili yayınlara başvurabilirler.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine