Alişkanliklar Üzerine Psikolojik Bir Analiz

Mehmet USLU

Tanım olarak alışkanlık: İnsanın yinelenen bir etkiyle edindiği tutumdur. Burada alışkanlık insanın kazandığı bir tutum olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal yaşantımız süresi içinde  iyi ya da kötü alışkanlıklar edinebiliriz. Tabi ki burada toplum için sorun olan kötü alışkanlıklar söz konusudur.

Ünlü Amerikalı Eğitimci Horece MANN ; ”Alışkanlık, bir halata benzer her gün bir lifi örer ve sonunda, onu koparamayacak kadar güçlü yaparız.” demiştir. Mesela sigara içmeye yeni başlamış birisinin ilk sigara içişi bu halatın ilk lifidir aslında. Daha sonraki her bir sigara içişi bu ilk lifin üstüne bir lif daha örmektir. Dolayısıyla zamanla sigara içe içe farkında olmadan koparılması çok zor olan bir halat örülmüş olur.  

 

Filozof ve Tanrıbilimci St. Agustine ; “ Alışkanlıklar, zamanında bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler.” sözüyle alışkanlıklarla mücadelede başlangıç zamanının çok önemli olduğunu belirtmek istemiştir.  Buna örnek olarak yukarıda açıklanan halat misalinde; aslında halatta bir lif varken o lif koparılırsa -ki bir lifin koparılması gerçekten kolaydır - yani bir daha sigara içilmemeye karar verilirse o kötü alışkanlıkla zamanında mücadele edilmiş olur. Yoksa daha sonra her sigara içişte halata bir lif eklenecek ve zamanla halat kalınlaşacak ve beklide halat koparılamayacak  kadar  güçlü olacaktır. Bu da kötü alışkanlığın kazanıldığının göstergesidir.

İngiliz Politikacı Benjamin Disraelinin; “Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.” Sözü, alışkanlıkların bazen ne kadar sinsi ve dikkat edilmesi gereken,  başlangıçta insanı aldatıcı  özelliği olan davranış kazanımları olduğunu anlatmaktadır. Hayatında ilk kez alkol alan birisinin bu davranışı  ile vücudunun göreceği zarar kendince yok denecek kadar azdır. Yani alışkanlığın zinciri daha henüz çok yumuşaktır. İşte insanın bu düşüncede olması onun bir aldanışından başka bir şey değildir aslında. Çünkü bilimsel olarak da ispatlanmış ki insan vücudunun (bir içecek olarak) alkole ihtiyacı yoktur. Nitekim daha sonra yavaş yavaş alkol bağımlısı olmasıyla vücudunun göreceği zarar kırılmayacak o zincir kadar olacak ve sonunda siroz hastalığı ya da alkol bağımlılığına bağlı olarak gelişen diğer hastalıklar neticesinde hayatını kaybedecek veya sakat kalacaktır.”Böyle bir ölümün insanın bilerek ve kendi elinden kaynaklandığı için dinimizde intihara eşdeğer olduğunu da  belirtelim.”

Ünlü Fransız deneme yazarı Montaigne’in alışkanlık üzerine olan bu benzetmesi çok ilginçtir. Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu adet edinmiş, her gün danayı kucağına alıp taşırmış; sonunda buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Tabi ki bunun bir uydurma olduğu açık. Ama alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi anlatması bakımından önemlidir. Bu benzetmenin bizlere verdiği mesaj  “Kötü bir alışkanlık ne kadar büyük derecede zararlı olursa olsun onu edindikten sonra, mantıklı düşünmemizi engelleyerek ya da mantıklı fikirlerimizi bizden sürekli ve büyük bir şiddetle uzaklaştırmaya çalışarak bize hakim olması gerçeğidir. Gerçekten bütün kötü alışkanlıklar pek yamandırlar ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımlarını atarlar. Başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdürler ama zamanla içimize yerleşir  ve kökleşirler. Öyle azılı ve amansız bir yüz takınırlar ki  kendilerine karşı çıkamaz duruma geliriz.

Her bir kötü alışkanlığı birçok kolu olan büyük bir ahtapota benzetebiliriz. Ahtapotlar kolları vakumlu özellikleriyle yapıştıkları yerden zor çıkartılırlar. Aklımızı ve doğru bilgimizi dışlayarak   sadece arzu heves ve isteklerimize uyarak yaptığımız her davranış  ( sigara içme, alkol alma, yalan söyleme…. gibi davranışlar) aslında o ahtapotun bir kolunu bir tarafınıza sarması gibidir. Ama o sırada duygularımız (dini yönüyle nefis)  bunu bize tatlı ve hoş göstererek uyutur. Bu durumda arzularımız ve heveslerimiz bir nebze olsa bile güç kazanmış olur.  Daha sonra yapacağımız her kötü davranışta ahtapot diğer kollarını sırayla bize dolar. Bu arada nefis de gitgide daha da güçleneceği için bize daha kolay bir şekilde kötü davranış yaptırabilir. Nitekim ahtapot bütün güçlü kollarını bize doladığında ondan kurtulmamız artık zordur. Bu durumda bir kötü alışkanlık edinmiş oluruz. Çünkü aklımızın etkin gücünü kullanmamışızdır. Oysa ahtapot tek kolunu dolamışken ondan kurtulma şansımız çok yüksektir. Diğer bütün kötü alışkanlıkları yani başımızda bekleyen bir ahtapot gibi düşünerek teyakkuzda olmamız doğru bir tutum olacaktır.

Yunan filozoflarından Aristoteles iyi ve kötü alışkanlıklar ve nefis ile ilgili çok detaylı ve değerli  araştırmalar yapmış ve eserler vermiştir. Öyle ki nefis ile ilgili kitap yazan tek filozoftur. Gerçekten de Aristoteles’in bununla ilgili eserleri okunduğunda öncelikle hayran olunur. Hatta  denilebilir ki günümüzün davranış bilimleri  Aristoteles’in bu konudaki araştırmaları ve tespitlerinin  gerisindedir. Tabii ki bu değerli filozofun bu konudaki bütün söylediklerinin hepsini çok uzun  ve birkaç kitap kadar olmasından dolayı  bu yazımızda yazmamız zordur. (Aynı zamanda belirtelim ki bu filozofun  eserlerinde İslam  dininin ve özellikle Ehlibeytin  öğretisinin ve   felsefesinin birçok kuralı  mevcuttur. Bu bakımdan gençlerimizin Ehlibeyt öğretisini daha iyi kavramaları için bu filozofun eserlerini okumaları çok yararlı olacaktır.) Aristoteles felsefesinde amaç güzel ahlaka sahip olmakla  birlikte  - ERDEM-  güzel ahlaktan daha üstte durur. Erdemlilik güzel ahlakın en yüksek şeklidir (faziletli olma)  diyebiliriz. Dürüstlük güzel ahlakın bir özelliğidir. Hırsızlık yapan birisi daha sonra bu hırsızlığını itiraf edebilir ve çaldığı nesneyi iade edebilir. Kuşkusuz itiraf etme özelliği dürüstlük ve güzel ahlak örneğidir. Ama erdemli insan hiçbir şekilde hırsızlık yapmaz.

Aristoteles kötü alışkanlıkların nedeninin -nefse hakim olamamayı- tedavi etmemenin  olduğunu ve bu tür davranışların bilgisizlik  yada bilgi eksikliğinden yada bilgiyi kullanmama sonucu  yapılan yanlış tercih ile  bedensel  hazlara ve heyecanlara arzu ve tutkulara gereğinden fazla uyulması olduğunu belirtmiştir. Aristoteles’in bu konudaki tespitlerini diğer düşünürlerden ayıran önemli özellik, bilginin aklın ve dolayısı ile düşünmenin etkisini ve işlevini de ele almasıdır. Gerçekten de aslında “AKIL”  Yüce Allah (cc) tarafından insana bahşedilen çok büyük bir güçtür. Aristoteles’e göre hayatımızın bütün alanlarında aklımızı  çok iyi kullanmalıyız.

Aristoteles’in en önemli tespitlerinden birisi,  insanın hep arzu tutku ve bedensel hazlar peşinden gitmesi durumunda zamanla aklının, düşüncesinin ve bilgisinin bu konudaki etkisini yitirebileceği  ve  zamanla  tamamıyla arzu ve heveslerinin esiri olacağıdır. Hatta bu duruma düşen bir insanın edinmiş olduğu kötü alışkanlıkları savunabileceği yani kendisine doğruymuş gibi gelebileceğini belirtmektedir. (Sigara ya da alkol bağımlısı olmuş birisine, alkolün ve sigaranın zararlı ya da bunları içmenin günah olduğunu ne kadar anlatmaya çalışsanız da aklına yatmamasının ya da kendi edindiği kötü alışkanlığı savunmasının nedeni budur.) Diğer bütün kötü alışkanlıklar içinde aynı durum söz konusu olabilir. Bu  insanlar doğru bilgiyi kişisel olarak kullanmadıklarından dolayı doğru mantık üretmemeleri sonucunda ya da doğru mantığı tercih etmemeleri sonucu diğer kötü alışkanlıkları da huy edinebilmeleri daha kolay olur. Aristoteles’in “Aşağıda olanlar düşmekten korkmazlar” sözü bu durumdaki insanları anlatmaktadır. Aristoteles insanın bunları her alanda “yaşam tarzı” durumuna getirmiş olmasına “insanın ‘ERDEMSİZ’ olması durumu” yani diğer bir değişle kötü ahlâkın en üst derecesine sahip olması  durumu diye belirtmektedir. Ayrıca eklemektedir ki erdemsiz olmanın tedavisi çok güçtür.  Buradan çıkaracağımız çok önemli bir ders olsa gerek: Demek ki  erdemsiz olmamamız gerekir. Çünkü erdemlilik insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliktir. Erdemsiz olmamamız için de öncelikle kötü alışkanlıkları başlangıçta hafife almamamız ve kendimize huy edinmememiz  gerekiyor. İnsana burada düşen en büyük görev -davranış yapılmadan önce- arzu ve isteklerine karşı aklını vicdanını ve bilgisini objektif olarak devreye sokup bunları silah olarak kullanmasıdır.

Aristoteles’in kötü alışkanlıklar ve nefse hakimiyetiyle ilgili birkaç sözünü okuyuculara yararlı olur düşüncesiyle sıralayalım: “Nefsine hâkim olma, iyi ve övgüye değer bir huydur; düşünüp taşınılarak ortaya konur. Arzuların peşinden gitmenin kötü olduğunu bilmeyi ve onlara uymayı reddetmeyi gerektirir. Arzu ve tutkunun etkisiyle, nefsine hâkim olamayan kişi doğru olmadığını düşündüğü,   yanlış olduğunu bildiği şeyleri yapar. Önemli olan sadece akla  ve bilgiye sahip olmak değil bu aklı ve bilgiyi kişisel olarak   kullanarak  kendimizi nefsimizin arzu  ve tutkularından uzaklaştırmaktır.

Nefsine hâkim olamayan kişi mutlak anlamda nefsine hâkim olamayan kişi değildir;

Zaman zaman bedensel hazların peşinden gitse de böyle olması gerektiğini savunmaz. Dolayısıyla, bunları tercih ederek yapmaz. Oysa haz düşkünü olan kişi bedensel hazların daima peşinden gitmek gerektiğini düşünür ve öyle yapar; dolayısıyla tercihe dayalı olarak hareket eder. Burada Aristoteles  nefse hakim olamamayı tedavi edilebilir  yani eğitimle düzeltilebilir olarak  görmektedir. Gerçekten de   Aristotales,  eğitimle insanın bilgiye sahip olup  bu bilgiyi kullanmasının eğitimle geri kazandırılabileceğini  ve insanın nefsine  hakim olamaması durumunu nefsine hakim olma durumuna dönüştürebileceğini  belirtmiştir. Yani bir bakıma Aristoteles  ümitsiz olmamamız gerektiği     mesajını  vermektedir.

Diğer Yunan filozoflarından Platon’un  bu konu ile ilgili çok düşündürücü bazı sözleri şöyledir: Güzel  huylar kullanıldığı ölçüde pekişir, sağlamlaşır. Şayet ihmal edilirse silinip gider. Gençler ve çocuklar bunu bilemezler. Öyleyse  gençler ve çocuklar  bu konuda   eğitilmelidir. Edebini kaybeden kimse kötülükten zevk alır. Edep sahibi yalnızca iyiliklerden zevk alır. Her zaman nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol. Buraya kadar söylenenlerden  şunu anlıyoruz ki  idealist felsefi manada   kötü alışkanlıkların nedeni ; NEFS kavramı ve bunun içinde barındırdığı  tutkular, arzular, hevesler  ve bedensel hazlardır.Yukarıda  örneğini verdiğimiz   HORECE  MANN , ST AGUSTİNE ve  Benjamin Disraelinin  gibi düşünürlerin  kötü alışkanlıklarla ilgili  görüşlerindeki , kötü alışkanlıklar ve nedenlerinin   dinimizdeki karşılığı  nefis kavramı  ve nefse uymaktır.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki:  Mademki alışkanlıklar bu kadar güçlü kazanımlardır, o halde bize düşen,  kötü alışkanlıkları değil iyi alışkanlıkları huy edinmektir. Çünkü kendimizi kötü alışkanlıklara alıştırabiliyorsak bunun yerine tam tersi olan iyi alışkanlıklara da alıştırabiliriz. Burada tamamen başlangıçta bireyin kendi tercihi söz konusudur. Tercih esnasında akıl ve bilginin doğru bir mantıkla kullanılması halinde kötü alışkanlığa yönelme olmayacağı için iyi alışkanlığa yönelme olacaktır. Kuşkusuz ki bu süreçte başta aile olmak üzere  bireyin  ve çevrenin  aynı duyarlılıkta olması  ve bununla ilgili eğitim evresinin mümkün olduğunca erken başlatılması   olumlu bir katkı sağlayacaktır. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine