Şeyh Mahmut Reyhanî’nin, son zamanlarda adının da karıştırıldığı üzücü olaylar ve yaşananlar üzerine Hamit Sayar’a yazdığı ilk ve son mektup…  (22 Haziran 2010)

 Sayın Hamit Sayar Bey,

                 Seninle tanıştığım zaman, bana efendi bir dost nasip etti diye Allaha şükrettim. Aynı zamanda, çok sevdiğim Davut Tümkaya’ya, seninle geç tanıştırdı diye sitem ettim.

                Dostluğumuz ilerledikçe, buluşup birbirimizle sohbet ettikçe aramızda yakınlık ve sevgi bağı kuruldu. Şimdi ise yaptığın gereksiz ve iğrenç hareketler yüzünden, aramızda teessüs eden sevgi ve dostluk noktalanmış oluyor. Sen Şeyh Nasreddin’e çatıyorsun; beni ve tüm sevdiğim arkadaşları bu akıntıya kaptırmak istiyorsun. Ben, ilk yazını hakkıyla düşünüp değerlendirmeden acele ile toplumun menfaatine uygun işler yapabileceğini düşündüm ve sana olumlu yaklaştım. Fakat sen, bin maşallah, yarıkkaya fırtınası gibi durmak bilmeyen ve rasgele çatan bir çeneye sahipsin. Seni destekleyip Şeyh Nasreddin’e karşı gelmeyenleri, topa tutmaya ve hakarete varıncaya kadar çirkin ve kötü laflar kullanmaya başladın. Birde, her yazdığın yazıda, utanmadan beni kaynak gösteriyorsun. Yani, arkamda saklanıp istemediğim ve hoşuma gitmeyen hareketlere devam etmeye başladın. Oysa ben, seni ilk buluştuğumuz zaman uyardım. Hamit Bey, dedim. Ağırbaşlı ol, hafif olma, ileri gitme, dedim. Sen, hiç dinlemedin. Ve gittikçe benden himaye bekler gibi ismimi kullanarak, bütün yaptığın iğrenç hareketlere beni ortak yapıyorsun.

           Ben, altmış yıldan beri hayalimde yaşatmış olduğum bu derneği, nihayet kurmayı başarabildim ve temelini atarken, iki sadık arkadaşıma dayandım. Daha sonra her bakımdan, efendi, dost ve becerikli bir başkan bulduk. Sen, beni kandırmak için, yüzyılın allamesi diye senin boyunu aşan bir unvan ikram etmek istiyorsun. Ama çok güvendiğim ve sevdiğim arkadaşlara sövgü denecek kadar en çirkin ibarelerle sözler yazıyorsun. Şunu bil ki: Davut Tümkaya, Hüseyin Şanlı Mahmut Bayram ve Nihat Yenmiş veya arkadaşların her birine tevcih ettiğin hakaret ve kınamaları, doğrudan doğruya bana söylemiş oluyorsun. Biz, bu derneği barış ve sevgi dolu bir hava içinde kurduk. Kurarken kendini bilmeyen Hamit Sayar gibi avanak birinin emrinde olacağımızı, hiç kimseye taahhütte bulunmadık. İnsan gibi yanımıza gelip bizimle teşviki mesai isteyen her din kardeşimize kapımız açıktır. Ama senin gibi serseri armut kimselerle işimiz yok, yok, yok.

            Beyefendi, bu mektubu sana yazıyorum bu ilk ve sondur. Cevap yazmak istersen istediğin kadar yaz cevap alamazsın. Bütün yazacaklarının tek cevabı, işte bu elindeki mektuptur. Zira senin çıkışma ve uygunsuz hareketlerin benim, ideal ve terbiye kurallarıma uygun değildir. Seninle uğraşmak, benim için ayıp ve zillettir. Sen yazarsan, ben susmayı tercih ederim. Ama sakın daha sonra bana kabadayılık satma “Şeyh Nasreddin`e yaptığın gibi Şeyh Nasır karşıma çıkmaya korkuyor, cesareti varsa gelsin karşıma konuşalım” diye diye sayfaları dolduruyorsun. Yahu, Şeyh Nasreddin efendi, sana cevap yazmaya tenezzül etmiyor, sen er meydanına çağırıyorsun. Ve kendi kendine hayali bir randevu uydurdun. Sözde Şeyh Nasreddin, seninle buluşacak. Buluşma yeri, Hüseyin Şanlı`nın evi diye ilan ettin. Oysa gerek Şeyh Nasreddin, gerek Hüseyin Şanlı’nın haberi yoktur. Ama her ikisini pis diline aldın. Ne kadar cahilsin. Şeyh Nasreddin, seninle oturup konuşmaya tenezzül etmiyor, sen kendi kendine yaptığın oyuna gerçekmiş gibi aldandın ve küplere bindin. Her ikisini de topa tuttun. Ben, çok eminim ki sen bu hususta Şeyh Nasır ile ne şifahi ne mektupla görüşme yapmadın. Belki onun namına başkasıyla görüştün. Ve o sahte görüşmeye aldanarak galeyana geldin. Sen, taşıma su ile değirmen çevirmek isteyen bir meczupsun. Peki, bunda Hüseyin’in ne kabahati var. Evet, sence senin hatırın için sana alet olup gidip Şeyh Nasreddin’i zorlayıp evine getirmedi. Allah Allah, ne kadar akıllısın. Sen, önce bana teklif yaptın bu buluşma evimde olması için ben, hayır dedim. Daha sonra Hüseyin’in evinde olması halinde sen gelir misin diye sordun, gelmem dedim. Zira bu gülünç işin nereye varacağını önceden kestirdim. Seyirci kalmak istedim. Fakat doğrusunu söylersem bu işin senin aleyhine biteceğini tahmin ettim. Senin eski dostluk günlerimi hatırlayıp üzüldüm. Sen, meğer üzülmeye değmezsin.

           Şimdi sen, burada diyebilirsin ki o Şeyh Mahmut’a ne oldu? Kendisine hürmet ve saygılarım hiçbir zaman eksik olmadı. Neden beni yerden yere vuruyor ama sen beni kurnazca methedip överken, bana kendinin samimi olduğunu gösteremezsin. Yüzyılın allamesi demekle bana karşı olan kirli sayfanı süsleyemezsin. Zira sen beni başka taraftan nasıl vurduğunu hatırlamak istemiyorsun. Aklın başında ise bil ki benim söylediğim arkadaşların her birisine sövgü ve hakaret laflar bana tevcih edilmiştir. Evet, zamanında sende benim dostumdun, fakat beni sevdiklerimden ayırmak istedin. Hem arkamda saklanarak onları vuruyorsun. Bu sefer dostluk kalmadı. Sen, artık benim nazarımda bir kalp para durumuna geldin. Sen, Davut Tümkaya Hüseyin Şanlı ve Mahmut Bayram’ın ayarında değilsin. Onların kılına bile bedel değilsin. Onlar, benim şan ve şerefimi i’la ettikleri gibi daha da i’la etmeye çalışıyorlar. Sen ise beni yalnız bırakıp toplum içinde kepaze bir duruma getirmeye çalışıyorsun. Yeter artik yeter uyan kendine gel insan ol.

 

 

                                                                                Eski dostun Mahmut Reyhanî

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine