BİDAT

 

Son günlerde Nusayri toplumunda kendini otorite gören ve bu sayede topluma yön vermeye kalkan insanlar görmekteyiz.

 

Söylemleri ilkin tebessümle karşılanan bu insanlar, bundan cesaret alarak kendilerini ulema sınıfında görmeye başladılar ve Emevilerin siyasetini yaşatmayı kendilerine görev sayarak din adamlarımızın aleyhine kışkırtma kampanyası başlattılar.

 

Kaç kişiler? Bilmiyoruz; amaçları ne? Onu da bilmiyoruz. Kimin için çalışıyorlar? Belli değil.  Aldıkları eğitim nedir? O da belli değil; söylemlerinin kaynağı kim? O da bir sır. Üstatları bu yapılanları tasvip ediyorlar mı? Zor bilmece. Topluma kendilerini tanıtma ihtiyacı hissetmeden sadece bir kör cahil cesaretiyle ortaya çıkan bu insanların söylemlerinde işledikleri politika; kaynağını Kur-an’dan, İslam’ın derinliklerinden ve İslam’ın özünden alan Nusayri cemaatini kendi içinde bölmeye ve bu coğrafi bölgede, birlikte hoş görü içerisinde yaşadığımız çeşitli inançtaki insanlarla olan iyi niyetli diyaloglarımızı köreltmeye yöneliktir.  Bunu büyük bir cehalet içerisinde ve yüksek sesle dillendirirken “BİDAT”TAN ve Hz. Muhammed’in (S:A:V) hadislerinden bahsetmekte ve beşinci sınıf politikacı edasıyla “EY” ile başlayan cümleler kurmaktadırlar. Şimdi yazacaklarımı onlar bilmezler ve bunu düşünmezler, genel kültürlerine birazcık katkı yapalım. Sıffin Savaşında Amar İbin’il As Hz. Ali’ye (S.A.V) karşı savaşı kaybetmeye yakınken Kur-an’ı parçalayarak her bir parçasını mızrakların ucuna yerleştirmiş ve sonrasında “EY MÜSLÜMAN HALKIM ARAMIZA KUR-AN GİRDİ” ile başlayan cümleler kurarak kendini olası bir yenilgiden kurtarmış ve üstlendiği “İslam’ı bölme misyonunu” tamamlamıştır. Keza Muaviye, camilerde cemaatinden Hz. Ali ve Ümmetine küfür yağdırma talebinde bulunurken nutkuna yine “EY” ile başlayan cümlelerle başladığı bilinmektedir.  Bugünde Emevi siyasetinden faydalanarak kendilerine misyon üstlenenlerin, misyonlarını tamamlamaları için aynı dili kullanmaları talihin bir cilvesi olsa gerek. Yoksa bunu düşünecek bilgi birikimi ve zekaya sahip olduklarını hiç sanmıyorum.

 

Bugün kendi din adamlarımızı bidat’la suçlayanlar bu kelimenin anlamını bilmiyor olmalılar ki bugüne kadar herhangi bir örnek vermediler. Bidat’ın kelime anlamı din kitaplarında; “din kuralı değilken sonradan din kuralı haline getirilen davranış ve inançlar” olarak tanımlanmaktadır. Hiçbir eylemde bidat için somut örnek gösteremeyen ama dinimizin temsilcilerini bidatle suçlayanlar, en son Arsuz Beldesinde yapılan Kutlu Doğum Etkinliklerine davet edildikleri için katılan Şeyh Burhan Reyhanî’yi ve Şeyh Nurettin Reyhanî’yi ağızlarına dolamışlardır. Hemen hatırlatırım devletimiz laik bir hukuk devletidir. Dolayısıyla laik devletten gelen bir davete icabet etmek yalnız nezaket gereği değil, aynı zamanda bir görevdir. Bunu bidat olarak görmek akıl tutulmasıdır. Çünkü o davete katılmak inancımıza hiçbir eklenti yapmamıştır. Kaldı ki bizim dini etkinliklerimize davet edilmeleri durumunda diyanetin de; inançlarından hiçbir ödün vermeden seve seve bu davete katılacağından kuşku duymadığımız gibi. Bunun için etkinliğe davet edilmeyenler kışkırtıcı olmasınlar ve dini kavramlara yeni tanımlar yapmasınlar. Yapmaları gereken şey, erdemi yakalayıp fark edilecekleri anı beklemektir. Çünkü her yerde ve her zaman asıl olan insandır. İnancımız, insanları yalnız Nusayri oldukları için değil, Tanrının emirlerine riayet ettikleri için üstün görmelerini emreder. Tanrıya ve Tanrının kitabı İncil’e inanan bir belediye başkanının bulunduğu ortamda bulunmak nasıl bidat oluyor? Yavuz Selim’in zulmünden kaçan atalarımız kıyı şeridindeki Hıristiyanlara sığınmadılar mı? Kaldı ki dünyada en son Hitler ve Mussolini insanları inançlarına göre değerlendirdi ve İnsanı yaşadığı inanca göre ya ödüllendirdi ya cezalandırdı.  Şimdi sizler aynı yolda gidiyorsunuz. Onun için cemaat adına konuşursanız ve din adamlarımıza eleştiri getirirseniz, Cemaatimizi bu şekilde lanse etmiş olursunuz! Bu davranış hem büyük bir talihsizliktir, hem de kimsenin haddi değildir. Çünkü Nusayri inancı ve onun mensupları insanları inancına göre ayırmıyorlar. Ayrılmadığını atalarımız kitaplarında, üstatlarımız söylemlerinde dile getirmişlerdir. Hatta Hıristiyanların birçok dini etkinliğini kendi inanç ve kültürümüz doğrultusunda kutlamamızı emretmişlerdir.

 

 İnancı farklı olan birisiyle aynı ortamda bulunmayı inancımıza aykırı görmek dinimize yapılacak en büyük eklentidir. Bu davranışınızla hem Bidat’a örnek oluyorsunuz, hem de toplum için kışkırtıcı bir rol üstleniyorsunuz. Peygamber Efendimizin, dilinize doladığınız hadislerinden kendinizi koruyamayacaksınız, her zaman ve her yerde lanetle anılacaksınız. Dinimize yapmak istediğiniz eklentilerle, kendinizi her şeyden üstün gören ukala üslubunuz ve toplum içinde üstlendiğiniz provokatör rolünüzle hafızalardaki yerinizi almış durumdasınız. Ama halen bir şansınız vardır. Yol yakınken Süleyman Ezani’yi hatırlayın ve kendinize gelin.

 

Lütfen bir daha ayağa kalkmadan önce müsaade isteyin ve kendinizi tanıtın, Konuşmak istediğiniz konuda ehil sahibi misiniz? Kişinin özel tercihini dininden ayırt edebiliyor musunuz? Onu bilelim; çünkü zamanımız değerli ve unutmayın ki sürekli eşek peşinde gidersek hiçbir zaman at’ı bulamayız.

 

İnancımızı kendi içindeki ve dışındaki unsurlarla bozmaya yönelik kışkırtıcı bir görev üstlenen ve insanları; sahip oldukları erdeme göre değil, Hitler gibi inancına göre değerlendiren ve bunu bir din kuralı şeklinde anlatan sizleri, Peygamber Efendimizin hadisi gereği her zaman lanetle anacağımızı ve ayıplayacağımızı bir daha hatırlatarak,

yazımı bitiriyorum.

 

Künyemi 1962 Gözcüler doğumlu Mahmut Reyhanî olarak bildirir; size değil, değerli okuyuculara saygılar sunarım. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine