ARAP ALEVİLERDE CENAZE RİTÜELLERİ

Hüseyin ŞANLI

ÖLÜM ÖNCESİ İNANÇ VE RİTÜELLER

Ahiret İnancı

“Ahiret Günü”ne inanmak imanın şartlarındandır. Bu güne inanan her Müslüman gibi biz de hayatımızı bu anlayışla yaşar, kendimizi ahirete hazırlarız. İslam’ın farz kıldığını uygular, men ettiği şeylerden de uzak dururuz. Hayırlı ve iyi amellerle dolu bir hayatın sahibi olmaya çalışır, Hakk’ın sunduğu yolda yürüyerek Allah’ın Cennet’ine nail olmaya çalışırız. Bu amaca ulaşmayı hedefleyen kul ruhunu ve nefsini kötülüklerden arındırarak kendini o mutlu güne hazırlar. Kısacası dünya hayatı, insana ebedi hayatı sunan bir imtihan dünyasıdır. Bu bilinçle hayat süren kardeşlerimiz bu imtihandan başarıyla geçecekler ve ebedi mutluluğa ereceklerdir.

İslami inancımız üç ana kaynağa dayanır. Kuranı Kerim, Hz. Rasülüllah (s.a.a.v) ve Ehlibeyt imamlarımızdır. Hayattayken manevi dünyamızı şekillendiren bu ilahi kaynaklar ölüm öncesinde sonrası için en büyük rehberlerimizdir. Bu üç temel kaynak hiçbir konuda çelişmediği gibi ölümün öncesinde amel şeklinde de hemfikirdir.  Kadın-erkek ayrımı olmaksızın herkes amellerinin karşılığını ahirette alacaktır.   Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: Her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse salih amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin." (1) “Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse, elbette ona güzel bir hayat yaşatacak ve onları işledikleri en güzel işleri esas alarak ödüllendireceğiz.” (2) Kabir hayatı başlamadan beraberinde insanın götürebileceği tek şeyin ameli olduğu bilinciyle insan hayatta azık olarak sadece amelini mezara götürür.   Hz.Resulallah  (s.a.a.v)  “Üç şey ölünün ardından (kabre kadar) gider: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, birisi kalır. Dönenler ailesi ve malı, kalan de amelidir.” (3) İnsanın ölümü öncesinde yani hayatında salih ameli oluşturan hal ve davranışlarla Allah’a yakınlaşır. Ehlibeytin 9.İmamı Ali Er-Rıza (a.s.) “Âl-i Muhammed’e (Ehl-i Beyt’e) sevgi ümidiyle, ibadette gayret göstermeyi ve salih amel yapmayı asla terk etmeyiniz.”diye buyurmaktadır.(4)  

Ölüm öncesinde inanç kaynaklarımızın rehberliğinde Allaha yaklaştıracak ve ahirete hazırlayacak salih amelle ölüme hazırlanmak en doğru ve kazançlı davranıştır. Ehlibeytin rehberliğinde İslamiyet’i özümseyen biz Aleviler de inanç önderlerimizin toplumu batıl inançlardan arındırma gayreti sayesinde ölüm öncesinde ölüme dair anlatılagelen hurafeler yok denecek kadar azdır. Baykuşun ötmesi, rüyada görülen düğün ve yumurtlayan tavuğun horoz gibi ötmesi gibi ölümün habercisi olarak sayılan batıl inançlara inanılmadığı gibi inanmaya meyilli insanlar için alay konusu olmaktadır. Ölümün nerede, nasıl ve ne zaman geleceği tamamıyla yüce Allah’ın takdiri olduğu konusunda bütün halkımızın inancı tamdır. Bu konuda Kuranı Kerimin şu ayeti halkımızın dilinde sürekli terennüm edilir. “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.”(5)    

Ölüm Döşeğindeki Kişiye Karşı Görevler:

Hastalığı ilerleyip yaşamından ümit kesilen hastanın ziyareti ve gerekiyorsa ailesine maddi ve manevi yardımda bulunulması insani bir görevdir. Toplumumuz hasta ve taziye ziyaretleri konusunda çok hassastır. Hasta ve taziye ziyaretlerine gereğinden fazla gidildiği için bu tür ziyaretlerin günün belli saatleri içinde yapılması kuralı konmuştur. Ölüm döşeğindeki hastanın ilk olarak gurbetteki yakınlarına haber verilir. Bu arada hastanın ailesi hastasına bakımı ve ilgiyi en üst düzeyde tutmuştur. Hastanın her sözü ve her hareketi yakından takip edilir. Hastanın istekleri onlar için emirdir. Akrabaların ve komşuların hastayla helalleşmeleri çok hüzünlü bir ortamda gerçekleşir. Bu durumda hastası olan aile,  komşu ve akrabaların dayanışması takdire şayandır. Ölümü beklenen ve şuuru kaybolan hasta için ise yörede şeyh olarak bilinen inanç önderi çağrılıp başında Yasin-i Şerif, Ayetü’l Kürsi ve kısa surelerle birlikte dua okutulur. Hasta bu durumdayken ve ölümünden sonra cenaze işleri boyunca kıbleye doğru yatırılır. 

Yöremizde yardımlaşma derneklerinin daha kurulmadığı birkaç yıl öncesine kadar ölüm döşeğindeki hasta için evde hazırlıklar yapılırdı. Kefen, sıcak su için odun, teneşir ve cenazenin yıkanması için kap kacak gibi cenaze hazırlığı yapılırdı. Hatta ölüm belirtisi daha hiç yokken sağlığında birçok kişi kefenini hazır edip dolabının bir köşesinde saklardı. Ölümün her zaman göz önünde ve akılda olması gerektiği; her an gelebileceği kanısı çok yaygındır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalış”(6) hadisi şerifi halkımızın çoğu sohbetlerine konu olur. Yardımlaşma dernekleri kurulduktan sonra bu dernekler ilk olarak cenaze konusunda halkımıza yardımcı olmaya başladı. Cenazelerin yıkanmadan önce bekletileceği morg soğutucularının içinde bulunduğu binalar halkımız tarafından imece ve bağış usulüyle derneklerin önderliğinde her beldeye yapıldı. Bu binalarda cenaze için gerekli olan gasilhane, kefen, sıcak ve soğuk su, sabun, tabut v.s. araç ve gereçler bulunmaktadır. Cenazenin mezarının eşilmesi ya da belediyeden satın alınması,(7)  cenazeyi yıkayıp dini vecibelerini yerine getirecek şeyhin çağrılması, cenazeyi ve cenazeye katılanları mezarlığa kadar taşıyacak araçların sağlanması, cenaze günü cenaze evinin yemek ihtiyacının karşılanması, ertesi gün ve 7. gün sabah mezar ziyaretine gidecekler için araç tahsisi gibi hizmetler derneklerimiz tarafından her cenaze için ücretsiz sağlanır. Derneklerimizin cenaze için sağladıkları bu hizmetlerden dolayı halkımızın cenaze için evde herhangi bir hazırlık yapma gereği kalmamıştır.

ÖLÜM SIRASINDAKİ UYGULAMALAR

Ölüm gerçekleştikten sonra cenaze evine hüzün hakim olur. Komşu ve akrabalar duyar duymaz hemen gelir. Cenazeye karşı görevleri yerine getirmek için telaş ve aceleyle  hareket edilir. “Cenazenin kerameti defnindedir” sözü defin işleminin oyalanmadan acele bir şekilde olmasını sağlar. “Üç şeyde acele edin, cenaze olunca kaldırmaya, kızın aklı baliğ olursa evlendirmeye, vakti girince namaz kılmaya acele edin”.(8)  Hadis-i şerifinde belirtildiği gibi cenazeyi bekletmeden acele bir şekilde kaldırmak için çaba sarf edilir. Gece vefat eden ya da istisnai sebeplerden beklemesi gereken cenazeler morg soğutucusunda bekletilir.

Ölümü Anlamlandırma

Her insan bir ruh ve bedenden oluşur. Ruhun ölmeyeceğine ahirette mükafata ya da cezaya maruz kalacağına inanırız. Biyolojik ölüm sadece beden için geçerlidir. Ruhun ölümü ise mecazi bir anlam taşır.  Doğru inanca sahip olmayıp hayattayken kötülük ve günahlara batan hiç iyilik yapmayan ruh ölüdür. Ne zaman hidayete erer, hayırlı bir kul olursa o kulun ruhu hayat bulur. Bedenin ölümü yani ruhun bedenden ayrılması Allah’ın emri mukadderattan sayılır. Ruhun mecazi ölümü ise insanın nefsine yenilip şeytana uymasıdır. Ölümün adlandırılması ise halkımızın Arap oluşu ve çoğunun Arapçayı konuşup anlamasından dolayı ölümü genelde Arapça isim ve terimlerle anlamlandırır. “İntikale ila rahmetilleh” Allah’ın rahmetine intikal etti. (göçtü) Erkek ölüye Merhum kadına ise Merhume (Allah’ın rahmetine kavuşan ) “Tevaffahüllah” Allah ölümle kuluna karşı sözünü yerine getirdi. Erkek ölüye müteveffa kadına ise müteveffat denir.

 

Ölüm Olayını Takiben Yapılan İlk Uygulamalar

Ölüm eğer bekleniyor ve hasta yatağında gerçekleştiyse ilk olarak ölünün yakınları ya da halden anlayanlar tarafından gözler açıksa kapatılır. Ölü sırt üstü eller yanda ayaklar Kıbleye doğru bir şekilde yatırılır. Karnın şişmesini engellemek için eskiden üstüne bıçak konurdu. Zamanımızda bu uygulamayla pek karşılaşmıyoruz. Bu arada uzaktaki akrabalara ve tanıdıklara haber verilir. Cenazenin defin öncesi işlemlerine yetecek kadar zaman aralığı bırakılıp kaldırılacağı saat tespit edilir. Mezarı eşecek olan kişilerle ölü yakını mezarlığa gidip mezar yeri belirlendikten sonra mezar eşilmeye başlanır. Beldelerde belediye kurulmadan önce daha köy iken bütün köyü dolaşıp davet edecek kişi görevlendirilirdi. Belediyeler kurulduktan sonra anons sistemiyle davet edilmektedir. Önceleri kefen dikme, suyu taşıyıp ısıtma, teneşiri hazırlama, sandalye getirme ve diğer araç gereçleri temin etme telaşına girilirdi. Yardımlaşma dernekleri kurulduktan sonra bütün bu işlemleri dernek yerine getirmektedir. Derneğe haber verildikten sonra dernek görevlileri defin öncesi işlemler için ilk olarak inanç önderi şeyhe haber verir. Şeyhle beraber cenazeyi kaldırma saati tespit edildikten sonra belediye anonsuyla belde davet edilir. Bu arada görevliler mezarı eşmektedir. Kaldırma vaktinden iki saat önce cenaze yakınları tarafından dernekteki gasilhaneye getirilir. Yakınları ölünün elbiselerini üstten yırtarak çıkarıp üstünü kalın bir çarşafla örter. Her şeyden önce ölünün altı temizlenir. Koltuk altı ve etek tıraşları kontrol edilir. Ölü erkek ise oğlu ya da erkek kardeşi, kadın ise kızı yada kız kardeşi tarafından bu kontroller yapılır. Olur ki etek ve koltuk altı tıraşı ölmeden önce gecikmiş ve tıraş edilmesi gerekiyorsa tıraş edilir. Tırnakların uzun olup olmadığı kontrol edildikten sonra gerekiyorsa tırnaklar kesilir. Bu arada ılık su hazır edilmiş, kullanılacak kap kacak son bir defa daha temizlenip yıkanmıştır. Genelde kullanılan sabun yöresel sabunumuz olan gar sabunudur. Gar defne ağacının tanelerinden elde edilen ve çok güzel kokusu olan bir yağdır. Zeytin yağıyla karışımından üretilen gar sabununun yöremizde kullanımı çok yaygındır. Yıkama işlemine geçilmeden önce bir kalıp gar sabunu bıçakla ufalanıp bir kese şeklinde dikilen beyaz bez parçasının içine doldurulup kesenin ağzı kapatılır. Sabunlu kese kısa bir süre ölünün yıkanacağı ılık suyun içinde bırakılır.                    

YIKAMA

Ölü erkek ise inanç önderi şeyhle beraber halden anlayan ölü yakını erkekler tarafından yıkanır. Kadın ise şeyh ailesinden gelen dini konularda bilgili kadınla beraber halden anlayan ölü yakını kadınlar tarafından yıkanır. Ölüyü yıkayan kişilerin abdestli olması şarttır. Yıkama işlemine ölünün üstüne ilk olarak üç kap soğuk ondan sonra üç kap sıcak su baştan aşağı sağ ve sol tarafına dökülerek başlanır. Soğuk ve sıcak suyun dökülerek başlanması ölüde hayat belirtileri olup olmadığına bakmak için yapılır. Canlı ise soğuk ve sıcağa refleks verecektir. Abdest aldırmaya başlanmadan önce ele pamuk sarılarak çarşaf altından ölünün edep yeri yıkanarak taharet verilir. Altı yıkandıktan sonra abdest aldırmaya başlanır. Abdestte yıkanan ve mesh edilen her uzuv için ayrı ayrı dualar okunur. Bütün dualar Arapça olup Kelime-i Şehadetle biter. İlk olarak eller yıkanır. Ağza ve burna üçer defa su verilir. Yüz yıkandıktan sonra eller dirseklere kadar yıkanır. Baş mesh edildikten sonra ayaklarda mesh edilir. Abdest alınırken bütün yıkama ve mesh işlemleri üçer defa yapılır. Abdest alma yöntemimiz Ehlibeytin (a.s.) yöntemidir. Bu konuda Kuranı Kerim şöyle buyurmaktadır. “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı ve her iki topuğa kadar da ayaklarınızı mesh edin.(9) Abdest alımı bittikten sonra ufalanmış sabun dolusu kese ve bol ılık suyla Kuran-ı Kerim ayetlerinin eşliğinde ilk olarak baş, boğaz ve göğüs bölgesi yıkanır. Ölüyü sağ tarafına çevirmek için sol ayak sağ ayağın, sol el sağ elin üstüne konduktan sonra sağ tarafına yatırılır. Sağ tarafa yatırılmışken baş, boyun, koltuk altı, sol kol, göğüs ve sırt bölgesi ufalanmış sabun dolusu kese ve bol ılık suyla Kuran-ı Kerim ayetlerinin eşliğinde yıkanır. Etek altı ayrı tüm sabunla çarşaf altından yıkandıktan sonra sol ayak aynı tüm sabunla ve bol ılık suyla yıkanır. Ölüyü sol tarafına çevirmek için sırt üstü yatırılıp sağ ayak sol ayağın, sağ el sol elin üstüne konduktan sonra sol tarafına yatırılır. Sol tarafa yatırılmışken baş, boyun, koltuk altı, sağ kol, göğüs ve sırt bölgesi ufalanmış sabun dolusu kese ve bol ılık suyla Kuranı Kerim ayetlerinin eşliğinde yıkanır. Etek altı ayrı tüm sabunla çarşaf altından yıkandıktan sonra sağ ayak aynı tüm sabunla ve bol ılık suyla yıkanır. Bahsedilen yıkama işlemleri üç defa tekrar edildikten sonra çarşaf temiz ve kuru bir çarşafla değiştirilir. Dualar eşliğinde son bir kez daha abdest aldırılır. Durulama işlemi için ölü yakınları tarafından oturtulur. Şeyh ilk olarak sıcak üç kap suyu baştan aşağı sağ ve sol tarafına dökerken üç sefer Asr suresini okur. Soğuk üç kap suyu dökerken üç sefer İhlas suresini okuyarak yıkama işlemini sonlandırır. Sondaki sıcak ve soğuk suyun dökülmesi de ölüde hayat belirtileri olup olmadığı konusunda son bir denemedir. Ölünün ve teneşirin üstündeki son sabun köpükleri bol suyla durulandıktan sonra havlularla kurulamaya geçilir. Özenle yapılan abdest, yıkama, durulama ve kurulamadan sonra kefenlemeye başlanır.

KEFENLEME

Kefen beyaz bez kumaştan dikilip başka renkte bir kumaş kullanılmaz. Zengin fakir ayırımı gözetmeksizin herkese aynı kalite kumaştan dikilen kefen kullanılır. Dini kaynaklara göre kefen en az üç parçadan oluşmalıdır. “Sevbel hak” hak elbisesi olarak adlandırılan parça baştan geçirilip göğüs üstü örtülür. “İzar yada vizra” olarak adlandırılan parça ile sevbel hak parçasının altından bacaklardan göbeğe kadar sarılır. Ayaklara kadar uzun don ikisinin üzerine giydirilir. Hepsinin üzerine dizlere kadar uzanan gömlek giydirilir. Erkeklerin başına takke kadınların başına ise baş örtüsü giydirilir. Tahnit işlemi olarak adlandırılan, güzel kokular içeren sıvılar ölünün üstüne serpiştirildikten sonra ölünün yakınları vedalaşıp helalleşmek için içeri alınır. Vedalaşma ve helalleşme hüzünlü bir şekilde bittikten ve yakınları dışarı çıktıktan sonra kefenleme işlemine kalındığı yerden devam edilir. Ayak ve el parmakları pamukla sarılır. Boğazı ve gözlerinin üstü pamukla örtüldükten sonra ölü kefenin en büyük ve son parçasının içine konur. Bu parçaya kefenin en büyük ve önemli parçası olduğu için kefen adı verilmiştir. Kefenin kenarından dar ve ölünün boyunda uzun bir parça yırtılır. Ölüyü saran kefenin iki kenarı birbirine sarılıp bitiştirildikten sonra her iki taraftan delinir. Yırtılan uzun parça deliklerden geçirilip düğüm atılmadan ölüyü saran kefen başın üstünden mezarlıkta rahat bir şekilde açılabilecek hafif düğümle bağlanır. Kefenin üstten bağlanmasıyla kefenleme işlemi bitirilmiş olup temiz tabutun içine konmaya hazır hale getirilmiştir. Tabutun üstüne ayetlerin yazılı olduğu bir bez açıldıktan sora ölü cenaze evine götürülmek üzere cenaze aracına konur.

Cenaze evine getirildiğinde onu davetli halk ve yakınları karşılar. Tabut kıbleye dönük bir şekilde konduktan sonra kaldırılacağı saate kadar şeyhler tarafından Kuranı Kerim tilaveti ve dualar okunur. Cenazeyi kaldırma saati geldiğinde görevli şeyh cenazenin baş tarafında kıbleye dönük bir şekilde Kuran-ı Kerim’den ayetler okuduktan sonra Fatiha suresini cemaate okutarak cenaze erkekler tarafından kaldırılır. Cenazenin arkasında kadınlar yürümedikleri gibi cemaatle mezara da gitmezler. Bir süre erkeklerin omuzlarında taşınan cenazeyi taşımak için cemaat sevaba ortak olmak için birbirleriyle yarışır. Taşıyan kişi tabuta dokunduğu zaman Kelime-i Şehadet getirip ölüye rahmet eylemesi için Yüce Allah’a dua eder. Hz. Peygamberimiz (s.a.a.v) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır. “Kim ki bir cenazede taşıyıp cenaze namazına katılırsa bir kıyrat sevaba nail olur. Kim bir cenaze defnedilirken toprak atılmasına yardımcı olursa iki kıyrat sevaba nail olur.” Hz. Peygamberimize sorulmuş ya Resululllah bir kıyrat sevabın ölçüsü nedir? Hz. Muhammed (s.a.a.v) “ her bir kıyrat sevabın ölçüsü bir dağın büyüklüğü kadardır.”diye buyurmuştur.(10)  Cenaze bir süre sonra cenaze aracına konduktan sonra mezarlıktaki musalla taşının üstüne baş tarafı batıya doğru konur.

 

CENAZE NAMAZI

Cenaze namazı kılmak için cemaat kıbleye doğru saf tutar. İmam kıbleye doğru cenazenin başı imamın sağında kalacak şekilde cemaatin önünde durur. İstiaze ve besmeleden sonra ölümle ilgili Kuran-ı Kerim ayeti ya da bir hadisi şerif okur.  Yüce Allah’ı tesbih ve temcid ettikten sonra ölümden ibret alınması gerektiği ve bu ölen erkek ya da kadın için rahmet dileyen kısa bir giriş yapar. Bu cenazeye erkek kadın veya çocuk için beş tekbir rükû ve secdesi olmayan ayakta namaz kılmak için niyet edildikten sonra tekbir alarak eller bağlanmaksızın namaza başlanır. İlk tekbirden sonra Sübhaneke duası okunur. İkinci tekbirden sonra Fatiha suresi ve kısa sure yada bir ayet okunur. Üçüncü tekbirden sonra bir ayet veya kısa bir sure okunur. Dördüncü tekbirden sonra Allahümme Salli ve Allahümme Barik duası okunduktan sonra ölünün ruhuna dua edilir. Beşinci tekbirden sonra Ettehiyyatü duası okunduktan sonra ilkin sağa sonra sola selam verilir. İmam cemaate ölünün ruhuna ithafen Fatiha okutarak cenaze namazını sonlandırır.

Cenaze Namazı Neden Beş Tekbirdir?

Cenaze namazında tekbir sayısı mezhepler arasında ihtilaflı bir konu olmuştur. Ehlisünnet velcemaate bağlı mezhepler imamlarından aldıkları bilgilerle cenaze namazını  dört tekbir olarak kılmaktadır. Ehlibeyt imamlarının (a.s.) yolunda yürüyen Şii ve Alevi mezhepler Ehlibeyt imamları (a.s.) ve Hz. Muhammedin (s.a.a.v.) söylemleri ve teamüllerinden öğrendikleri şekilde cenaze namazını beş tekbir olarak kılmaktadır. Bu konuda Alevi kaynaklarda bilgiye fazlaca rastlanıldığı gibi Sünni kaynaklarda da cenaze namazının Hz. Muhammed (s.a.a.v) tarafından beş tekbir olarak defalarca kılındığını gösteren bilgiler fazlaca yer almaktadır. Konunun dışına çıkmamak ve uzatmamak adına özellikle Sünni kaynaklarda geçip teamülleriyle çelişen hadislere yer vereceğim. Abdurrahman Bin Ebi Leyladan rivayetle “Zeyd Bin Erkamın arkasında cenaze namazı kıldım. Kendisi daha önce dört tekbir kılarken beş tekbir olarak kıldığını gördüğümde sordum. Neden beş tekbir? Resulullah (s.a.a.v) böyle kılardı.” dedi. (11)  Başka bir rivayette ise Eyüp Bin Said Zeyd bin Erkam cenaze namazını beş tekbir olarak kıldıktan sonra “Peygamberinizin sünnetidir. Kesinlikle terk etmem” demektedir.(12) Sünni kaynaklarda   Zeyd  bin Erkamdan  rivayet edilen bu iki hadisteki çelişki “daha önce dört tekbir olarak kılarken” dediği halde diğer rivayette “Peygamberinizin sünnetidir. Kesinlikle terk etmem” demektedir. Bu çelişkiden şu sonuç çıkmaktadır. İlk olarak her iki rivayette Hz. Muhammedin (s.a.a.v.) cenaze namazını beş tekbir olarak kıldığı belirtilmektedir. Yalnız ikinci rivayet birinci rivayetteki “daha önce dört tekbir kılıyordu” sözünü çürütüp Bin Erkam’ın beş tekbirde ısrar ettiğini ve daha önce dört tekbir olarak kılmadığını göstermektedir. Bu konuda Sünni kaynaklarda yer alan bir çok rivayetten  Hz. Aliden (a.s.) rivayetle “ Cebrail (a.s.) Peygambere (s.a.a.v) insanlarla selamlaşmayı ve cenazeye namaz kılmayı öğretmek için huzuruna iner.” “ Ya Muhammed Yüce Allah (c.c.) her gün kullarına beş vakit namazı farz kılmıştır. Kişi hastalanıp ayakta namaz kılamazsa oturarak kılsın. Bundan da aciz kalırsa her vakit için beş tekbir getirsin. Ölürse cenazesine dostu beş tekbir namaz kılsın. Her bir vakit namaz yerine bir tekbir getirsin.(13)  Sünni kaynaklarda bu tür rivayetlere fazlasıyla rastlamak ve örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hz. Muhammed (s.a.a.v.); münafıkların cenazelerine dört, müminlere ise beş ve daha fazla tekbirle cenaze namazı kıldığı her iki tarafın kaynaklarında rastlamak mümkündür. Münafıklara dört tekbirle cenaze namazını kılmasının sebebi ise dört ile beşinci tekbir arasında ölüye dua edildiği için münafığın ruhuna dua etmemek için namazı dördüncü tekbirle bitiriyordu. Daha önce belirtildiği gibi dini kaynaklarımız Kuran-ı Kerimle beraber Hz. Muhammed ve Ehlibeyti’dir. Bu kaynakların ışığı ilahi bir ışıktır. Bütün yanlışlardan çelişkilerden masumdurlar. İlahi masumiyet karinesiyle taçlandırılan bu kaynakların izinde yürümek Yüce Allah’ın bize bahşettiği en büyük nimettir. 

 

Cenazenin Defni

Cenaze namazı kılınan ölü defin için doğu batı istikametinde, açılan mezara omuzlarda taşınır. Mezarlığın çoğunlukla dağlık bölgede olmasından dolayı vahşi hayvanların mezarı gece açmasından korkulduğu için mezarın lahitle beraber insan boyunda olmasına dikkat edilir. Mezarın içindeki lahit açma yöntemi Alevilerde diğer mezheplerden farklı olup mezar belli bir derinlikten sonra iki tarafından daraltılıp oluşan kenarlara taş levhalar son zamanlarda betondan levhalarla lahidin üstü örtülmektedir. Son zamanlarda Sünni kardeşlerimizin de mezarı açarken lahdi daha pratik ve düzenli olduğu için bizim gibi yaptıklarını görmekteyiz. Lahdi örtmek için daha önce kullandıkları tahta levhalar yerine bizim gibi beton levhalar kullanmaya başladılar.    Ölü yakınları tarafından tabuttan çıkarılıp mezarın içindeki lahde sırtı lahit duvarına dayanmış, yüzü kıbleye dönük, başı batı, ayakları doğu tarafına gelmiş bir şekilde yatırılır. Mezarın içine ölüyü yerleştiren birinci dereceden yakını kefenin baş tarafındaki düğümü açarak üç avuç toprağı kefenin içinden ağzın yanına koyar. Üç avuç toprağın kefenin içine ve ağzın yanına konmasının anlamı topraktan gelen insanoğlunun toprağa iadesi anlamına gelir. “Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.”(14) Ölü lahdin içine yerleştirildikten sonra lahdin üstü beton ince levhalarla örtülür. Mezarı toprakla doldurmak için cemaat sevaba ortak olmak için adeta birbiriyle yarışır. Toprak atılırken cenazeye katılan şeyhler tarafından Yasin’i Şerif okunur. Toprak atma işlemi bittikten sonra telkin için imam mezarın baş tarafında ölünün yüzüne dönük durur. Ahirette kendisine sorulacak sorulara cevap vereceği telkinleri yüksek sesle okur. Telkin sadece ölüye yapılmamaktadır. Orada bulunan cemaatin inançları hakkında bilgi sahibi olmaları da amaçlanır.  Telkin işlemi ölünün ruhuna Fatiha’yla bittikten sonra ertesi gün sabahleyin mezara çıkış saati ve üç gün bazı yerlerde iki gün evde öğleden ya da ikindiden sonra taziye kabul saatleri anons edilir. Birkaç yıl öncesine kadar mezara çıkış saati ve taziye için belirli bir saat yoktu. Gün ağardıktan hemen sonra sabahleyin herkes mezarlığın yolunu tutardı. Taziye için gün içinde istendiği zaman cenaze evine gidilirdi. Cenaze ailesini rahat ettirmek amacıyla taziyeye belli saatler arası kuralı kondu. Ertesi gün sabah mezara çıkacak insanları mezara araçlarla taşımak içinde saat mefhumu getirildi.

Mezarlıktaki dini vecibeler bittikten sonra ölünün yakınları tek sıra haline girip cemaatin taziyelerini kabul eder. Mezarlıktaki taziye kabul şekli cenazeye katılan cemaat sıradaki cenaze yakınlarının önünden geçip elini selam verir vaziyette havada tutarak Arapçayla “Allah rahmet eylesin.” “Başınız sağ olsun.” “Dininiz, imanınız salim baki kalsın.” “Allah sizi ve çocuklarınızı salim kılsın.” “ Allah sabır versin.” Anlamına gelen sözlerle klişeleşmiş dua ve temennileri söyleyerek cenazeye karşı görevlerini tamamlayıp herkes evine dağılır. Otuz-kırk yıl öncesine kadar mezarda cenaze yakınlarının ellerini teker teker sıkıp tokalaşarak baş sağlığı dilenirdi. İleri gelenler ve şeyhlerimizin girişimiyle tokalaşma yerine selam şeklinde başsağlığı kabul edilmesi hem cenaze sahiplerinin rahatlığı hem de zaman kazanma yönünden isabetli bir değişiklik olmuştur. Mezarlıktaki taziye kabulünden sonra cemaat evlerine dağılırken akraba ve komşular cenaze sahiplerini yalnız bırakmamak için cenaze evine giderler.

 

DEFİN SONRASI RİTÜELLER

Cenazenin defninden sonra önceleri bütün cemaat dönüşte cenaze evine gelir, hali vakti iyi olanlar cemaate yemek verirdi. Sonra Kuran okunup dua edildikten sonra herkes evine dağılırdı. İnanç önderleri ve ileri gelenler acı günlerinde cenaze sahiplerinin maddi manevi rahatlığını düşünerek cenaze dönüşü bu tür uygulamalara son verildi. Definden sonra toplumumuz baş sağlığı ziyaretleri konusunda çok duyarlıdır. Önceleri yedi günün her saatinde baş sağlığına gidilir ve uzun süre oturulurdu. Gün boyu konuklarını ağırlama telaşı cenaze yakınlarını çok yormaktaydı. Bu uygulamanın cenaze yakınlarını rahatlatacak bir şekilde düzenlenme isteği dillendirildikten sonra başsağlığı ziyaretleri belli kurallara bağlandı. İlk olarak yedi gün olan baş sağlığı süresi kırsal bölgelerde üç gün şehirlerde ise iki günle sınırlandırıldı. Gün boyu gidilen baş sağlığı ziyaretleri öğleden ya da ikindiden sonra belli saatler arası kuralı getirildi. Başsağlığı ziyaretine en belirgin dinî ritüel Kuran-ı Kerim okuyup dua etmektir. İnanç önderleri ve Kuran okumasını bilen halktan kişiler tarafından okunan Kuran-ı Kerim ve aralarda yapılan dini sohbetleri cemaat huşu içinde dinler. Başsağlığında erkeklerle kadınlar ayrı yerde otururlar. Başsağlığının amacı cenaze sahiplerini bu acı günlerinde yalnız bırakmayıp teselli etmek ve ölünün ruhuna dua etmektir. Başsağlığı için cenaze evine gelen kişi Kuran okunuyorsa sessiz bir şekilde boş bulduğu bir sandalyeye oturur. Kuran-ı Kerim okuyan kişi tasdikle okumasını bitirip Fatiha okuttuktan  sonra kalkıp gitmek isteyenler çıkışta bekleyen cenaze sahiplerine başsağlığı dileyip cenaze evinden ayrılır. Definden sonraki gün güneş doğmadan sabahleyin cenaze yakınları inanç önderleri ve halk tarafından mezar ziyaret edilir. Erkekler ve kadınlar ayrı ayrı oturmaktadır. Mezar ziyareti ölü yakınlarının ağıtları ve ağlaşmalarıyla başlar.  Huşu içinde dinlenen Kuran-ı Kerim okunup dualar edildikten sonra halk evlerine dağılır. Önceleri üç gün olan sabah mezar ziyaretleri definden sonraki gün ve yedinci günle sınırlandırıldı. Bazı aileler mezar ziyaretlerini üç dört gün yapabiliyorlar. Fazladan yapılan mezar ziyaretlerine sadece aile yakınları katılır.  Yedinci güne kadar komşu ve akrabalar cenaze evine yemekler hazırlayıp getirirler. Başsağlığı günleri geçtikten sonra uzaktan gelen yada geç haberi olan ziyaretçiler kabul edilir.  

Yas Tutma

Sevdikleri bir aile efradının vefatından sonra yakınlarının acısı üzüntü ve gözyaşı olarak tezahür eder. Yas tutma içten gelen bir duygu olduğu için belli kuralları yoktur. Ölünün birinci dereceden yakını olan kadınlar sevdiklerini kaybetmenin acısıyla cenazenin kaldırılma sürecinde ağlaşırlar. Ağlayıp gözyaşı dökmek mezar ziyaretlerinde de yaşanır. Ölümün Yüce Allah’ın emri olması sebebiyle isyan etmemek için ağlama her zaman düzeyli olur. Dövünme isyan etme gibi hal ve hareketlere halk ve büyükler tarafından izin verilmez. Kadınların yas tutma süresince siyah renkte eski elbiseler başörtüleri giymeleri, hüzünlü bir şekilde davranmaları, gülüp eğlenmemeleri, evlerine kapanmaları yas tuttuklarının işaretidir.  Erkeklerin yas tutma şekli ise hüzünlü halleriyle tıraş olmamaları, eğlenmemeleri ve gezmeye çıkmamaları yaslı olduklarının işaretleridir. Yas tutma süresinin sınırlaması olmamakla beraber ölü yaşlı ise kırk gün, genç ise bu süre çok daha fazla uzamaktadır. Yas süresini uzun tutan ailelerin normal hayatlarına dönmeleri için komşu ve akrabalar tarafından çaba sarf edilir.

Yedinci Gün Yapılan Uygulama Ve Ritüeller

Önceleri cenazelerin çoğunda ilk üç günde yemekler verilir Kuran-ı Kerim okunup dua edilirdi. Haliyle bu uygulama cenaze sahiplerine maddi külfet getirdiği gibi fiziki yorgunluk sebebiydi. Hazırlıksız yakalanan aileler için sıkıntılı durumlar yaratıyordu. Bu sıkıntıların oluşmaması ve yaşanmaması için inanç önderleri ve ileri gelenler tarafından yedisine kadar cenaze için verilen yemek ve benzeri uygulamalara son verildi. Yedinci güne kadar cenaze evine gelen ziyaretçiler Kuranı Kerim okuyup ya da dinleyip dua ederek ayrılırlar. Yedinci gün uygulamaları ise sabah mezar ziyaretiyle başlar. Mezar ziyaretine ölünün yakınlarıyla beraber inanç önderleri ve belde halkı katılır. Erkeklerle kadınlar ayrı yerlerde durur. Kuran okunup dualar edildikten sonra ölü yakınları sıra halinde dizilip cemaatin taziye dileklerini kabul eder. Mezar ziyareti bittikten sonra rahmetlinin ruhuna ithafen yemek verileceği anonsu yapılıp cemaat eve davet edilir. Cemaatin bir kısmı cenaze evine geldikten sonra Kuran-ı Kerim ve dualar okunduktan sonra yemek yenir. Yedinci güne özgü yemeklerin başında hirise adlı et ve buğdayla pişirilen yemek gelir. Hirise sadece cenazelerde verilen bir yemek değildir. Mübarek gün ve bayramlarda pişirilip dağıtılan geleneksel hayır yemeğimizdir.

Hirise’nin  Tarihçesi Ve Yapılışı

Hz. Muhammed’e (s.a.a.v) ilk vahiy indikten sonra “En yakın akraba ve hısımlarını uyar” (15) emrini içeren ayet indiğinde Hz. Ali’yi (a.s.) yanına çağırır. Akrabalarımı çağıracağım onlara ikram etmek için bir koyun ve bir ölçek buğday al yemek pişir diye buyurur. Hz. Ali et ve buğdayla yemeği pişirdikten sonra Hz. Peygamberin akrabası olan Abdülmüttalip oğullarını çağırır.   Geldiklerinde Hz. Ali misafirleri içeri alıp pişirdiği yemeği önlerine koyar. Hz. Muhammed (s.a.a.v) Allah’ın adı ve bereketiyle gelin yiyin diye buyurur. Hepsi doyana kadar yedikten sonra yemeğin eksilmediği görülür. Sonra Hz. Peygamber konuşmaya başlar. “Ey Abdülmüttalip oğulları kim aranızdan borcumu ödeyecek, sözümü yerine getirecek, makamımda ikamet edecek, ailemde ve ümmetimde halifem olacak, dünyada ve ahirette ben onun kardeşi o benim kardeşim olacak, vezirim, arkadaşım, seçkin dostum, sırdaşım, benim derecemde benimle olacak” diye sorar. Herkes susup birbirine bakar. Aralarında yaşça en küçük, en cesur, en güçlü, ve en ince bacaklı olan Hz. Ali (a.s.) “ ya Resulullah  ben senin borcunu öderim, sözünü yerine getiririm, ümmetinde ve ailende halifen olurum, kardeşin olduğum gibi kardeşimsin, dünyada ve ahirette senin derecende seninle beraber olurum.”demiştir. Hz. Muhammed (s.a.a.v) elini Hz. Ali’nin omuzuna atarak şöyle buyurur. Bu benim kardeşim, vasim, halifem, kendisini dinleyin ve itaat edin.” (16)

Daha İslamiyet’in başlangıç noktasında Hz. Muhammedin Hz. Ali’yi ümmetine vasiyet etmek için akrabalarıyla yaptığı toplantıda kendilerine ikram edilmek üzere et ve buğdayla pişirilen hirise olarak bildiğimiz çok lezzetli yemektir. Hirise yapmak için her bir kg dövülmüş buğday için iki kg et gerekir. Etler haşlandıktan sonra üstüne buğdaylar eklenir. Beş altı saat pişirildikten sonra kuyruk yağı eklenir. Uzunca tahta karıştırıcılarla karıştırılıp kıvamını alması sağlandıktan sonra tabaklara doldurulur.  Cenazenin yedinci gününde hirisenin yanında başka yemeklerde ikram edilir. Cemaat dağılırken evlerine götürmeleri için herkesin eline birer tabak hirise verilir. Hirise yapmak çok külfetli ve zahmetlidir. Ustalık, dayanıklılık ve güç istediği için erkekler tarafından pişirilir. Bir beldede hirise pişirebilecek kişi sayısı bir elin parmakları kadar azdır. Son zamanlarda cenazelerin yedinci gününde külfetli ve zahmetli olduğu için hirise yerine et suyuna pişirilmiş bulgur pilavı, haşlanmış et, etli pirinç çorbası, lahmacun, kağıt kebabı gibi yemeklerde ikram edilebilmektedir. Dikkat edilirse bütün yemeklerde mutlaka et vardır. Davetli sayısının çokluğuna göre bir gün öncesinden erkek koyun ya da dana kesilir. Kesilecek hayvanın mutlaka erkek olması şarttır. Alevilerde dişi eti yemek günahtır. Onun için Alevilerin yoğun olduğu beldelerde kasaplar kesinlikle dişi kesip satmazlar. Dişi eti satmaya yeltenen kasaplar toplum tarafından dışlanır. Alevilerin bu hassasiyetini bilen birçok Sünni kardeşimiz Alevilerin yoğun yaşadığı beldelerdeki kasaplardan alışveriş yapar.

Öğleden önce verilen yemekten sonra akşamüstü cenaze evinde belde halkının katılımıyla inanç önderleri tarafından Kuran hatmi okunur. Kuran hatminde inanç önderleri Yasin’i şerif ve kısa süreler okunduktan sonra dualarla hatim edilir. Bütün cenaze ritüellerinde olduğu gibi Kuran hatminde de kadınlarla erkekler ayrı oturur. Cemaat dağılmadan kendilerine lokum, cezerye vb. ikramlar dağıtılır.

Yedinci günde yapılan uygulamaların benzeri kırkıncı günde de yapılır. Yıldönümlerinde ise genelde mezar ziyaretinde Yasin’i Şerif ve dualar okunur. Nadiren evde Kuran hatmi okunup yemekler verilir.

Sonuç

İlkler ve sonlar önemlidir. Onları önemli kılan şey ise sonuçlarıdır. Her ölüm bir sondur ve her sonun bir değeri vardır. Bu değer yeni bir olgunun veya durumun sebebidir. Dünya hayatının edebi, ahlakı ve fazileti Ahiretin vasfını belirlemektedir. Ahiret; ödül ve cezanın vuku bulduğu yerdir. İyiyle kötünün, hayır ve şerrin birbirinden ayrıldığı ve ebedi hayatın sürüldüğü yerdir. Bu fasılda insanın mevkiini belirleyen şey ise dünya hayatının kıymetidir. Kıymeti belirleyen kurallar; İslam’ın ve imanın şartlarıdır. 

Ölüm haktır ve Allah’ın emridir. Dünya hayatının sonu, ahiret hayatının ise başlangıcıdır. Dünya hayatının emeli Ahirettir. İnsanoğlunun bu dünyadaki hayatı Ahirete yöneliktir. Bu yüzden attığı her adımı dikkatli atmalı her davranışı ve her sözü ölçmelidir. Dünyaya niye geldiğini tefekkür etmeli, yüce Allah’ı(c.c.) daima zikretmeli, Hz. Peygamber’in izinde yürümeli, Ehlibeyt’in sevgisini her zaman yüreğinde taşımalıdır. Kimseye muhtaç olmadan çalışmalı, herkese karşı vefakar ve merhametli, azimli ve muhterem olmalıdır.

Hayatımızı doğumdan ölüme kadar belirleyen şey İslam’dır. İnsan hasta düştüğünde Allah’tan yardım istemekte, şifa bulması için adaklar adamakta ve Allah’a niyaz etmektedir. Ecel gelince de mevtaya Allah’tan rahmet dilenmektedir. İnsan ölünce yönü Kıble’ye çevrilmekte, yıkanması ve mezara kadar taşınması ve gömülmesi İslamî kurallara göre yapılmaktadır. Yıkama, taşıma ve gömme merasimlerini belirleyen ananeler dinî kurallara göre şekillenmektedir. Ölü yakınlarının bu acı günü sabır ve sebatla geçirmeleri için halkın ziyaretleri, yedi gün boyunca okunan Kur’an ve yapılan ibadetler İslam dininin kuraları mucibince yapılmaktadır. Resulullah’ın ve Ehlibeyti’nin hayatı ve anlayışları geleneklerimizin oluşmasında önemli bir yer teşkil eder. Cenazelerin gömülme şekli ve cenazede kılınan namaz, namaz sonrasında okunan dualar ve taziye evindeki uygulamalar bu anlayışa uygundur. Yedinci günde daha sonraları da bayramlarda ve ölüm yıldönümlerinde yapılan kabir ziyaretleri bu anlayışın tezahürüdür. Yedinci günde dağıtılan hirise de dini bir değer ve anlam taşımaktadır.

Kısaca Alevilerin ölü gömme adetleri İslamî bir anlayışla yapılmaktadır. Gelenek ve görenekleri de belirleyen şey büyük oranda dindir. İnancımızda Ahiret önemli bir yer tutmaktadır. Bu önem tüm dünya hayatını etkilemektedir. Hayatımızın her alanını kapsamakta ve davranışlarımızı doğru yönde etkilemektedir. İnançlı, itikatlı ve hayırlı kullar olmamızı sağlamaktadır.

                                                                                  Hüseyin Şanlı

                                                                                O9 – 10 - 2012

(1)- Kehf 110

(2)- Nahl 97

(3)- Riyaz-üs Salihin C-1 S-139

(4)- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 358.

(5)- Araf  34

(6)- Câmiu’s-Sagîr, 2/12, Hadis No:1201

(7)- Belde belediyeleri mezarı bedava vermektedir. Merkez şehir belediyesi ise mezarı belli bir fiyat karşılığında satmaktadır.

(8)- Kütüb-i Sitte Cild-8

(9)- Maide 6

  (10)- Sahihi müslim  945

(11)- Sahihi Müslim c.3 s.56, Tirmizi c.3.s.343, Sünen Ennesai c.4 s.72 ve  Sünen İbni Maceh c.1 s.48

(12)- Sünen eddaraktani c.2 s.73 ve 75 Müsnedi Ahmed c.4 s.370

(13)- Müntehab kenzül ümmal hamişi müsnedi Ahmed c.1 s.221 ve 222 

(14)- Taha 55

(15)- Şuara 214

 

(16)- ElHidayetül Kübra s.46- 47  - Ettebari tefsiri s.74 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine