İÇSEL BARIŞ VE HUZURDA ALEVİ BAKIŞI

İslam barış dinidir. İnsanları Allah’a teslim olmaya, gönüllerini onun sevgisiyle doldurmaya, huzurlu ve dingin bir hayata malik olmaya sevk eder. “İslam” sözcüğünün anlamı da teslim olma, itaatle bağlanma demektir. Bu anlayışla Aleviler barışı önemser, insanların birbirine sadakatle bağlı kalmalarını isterler. Sorunların çözümünde akıl ve mantık yolunu tercih ederler. Biz Alevilere göre akıl ve mantığın belirleyeceği, adaletin sonuçlandıracağı bir muvazene barış için gereklidir.  İyi bir insan olmak için de barış gereklidir.

            İnsanlığı kin, nefret ve zulme yönlendiren anlayış ve ameller İslam anlayışına uzaktır. İslam insanlara, sevgi ve samimiyeti telkin eder. Zulmün insanlara acıdan başka bir şey veremeyeceğini herkes bilir. Acının meyvesi kin ve nefrettir. Kin ve nefret de Şeytanın vasıflarındandır. Halbuki insan Allah’a ulaşmak, nefsini kötülüklerden arındırmak için hayatını yaşamaktadır. Bu dünya, insan için bir imtihandır. Bu sınavdan başarılı çıkmak için rahmani duyguları geliştirmeli, insanlığa zarar veren şeytani anlayış ve amellerden uzak kalmalıdır. Hz. Ali; “Ey Allah kulları, şu tez geçip gitmekte olan dünyada zulümden, azgınlıktan, bir müddet sonra gelip çatacak olan ahret aleminde zulmün kötü akıbetinden, ululanmanın fena sonucundan sakının.”diyerek barış yolunu insanlara nasihat etmektedir.

            Zulüm gören insan, kendisine yapılan zulmün acısını ömür boyu yüreğinde taşıyacaktır. Yüreğini yakan ateşin acısını sabrın serin suyuyla

dindiremezse öfkenin doğuracağı saldırgan tutumdan, zarar ve ziyandan kendini koruyamayacaktır. Böylece Şeytan’ın kölesi olmaktan kendini alamayacaktır. Gönlünü Allah’a yaklaştırmak isteyen bir kul, böylesine bir karanlığa saplanmaz. Kin, öfke, kan ve gözyaşının bürüdüğü bataklığa girmez. Küfrün havasını solumaz, küfrün yaydığı kötülüklerden uzak kalmaya çalışır. Çünkü küfür şerrin mezrasıdır. Aleviler böyle bir mezrada ekin ekmez, o mezradan yemezler.

            Alevi inanış ve felsefesinde barış; sevgi ve samimiyetin anahtarıdır. Ona ulaşan Allah’ın emrettiği kutlu yola girmiş olur.  Barış Hz. Peygamberin yaydığı gül kokusu gibi tadına doyum olmaz. Barış, Hz. Ali’nin ilmi gibi sonsuz bir deryadır.  Barış, Ehlibeyt sevgi pınarıdır, ondan içmeyen kurtuluşa eremez.  Emir El Müminin Hz. Ali’nin dediği gibi; “Barış, selametin sebebi ve doğru yolda olmanın nişanesidir.” 

            Barış ve huzur yolu olan Alevilik; kaynağını Kur’an’dan alan, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) hadisleri ve Ehlibeyt imamlarının (a.s.) öğretileriyle şekillenen İslam’ın özüdür, sırat-ı  müstakimdir. Yani doğru ve hak olan yoldur. Aleviliği Ali’yi sevmek olarak algılayarak hafife almak, tek kelimeyle cahilliktir. Bugün yapılmak istenen Aleviliğin Ali sevgisine indirgenerek İslam dışı gösterilme çabasıdır. Zira Ali sevgisi sadece İslam içinde değil Hıristiyan ve Yahudi mensuplarında da çok yaygındır.Ünlü yazar ve araştırmacı Corc CARDAK önemli bir örnektir.

            Alevilik; Allah’ı bilmektir, Peygamberi,

bilmektir Kuran-ı Kerim’in emir ve buyruklarını kabullenmektir, kula kulluğu reddetmektir, insanlar arasında ayrım yapmamaktır, insanları insan oldukları için sevmektir, emeğe saygıdır, özgürlükleri sağlamak, savunmak ve korumaktır. Alevilik insanlarda din, ırk, dil, cinsiyet ayrımı yapmadan herkesi eşit görmektir. Alevilik adaleti mülkün temeli olarak görmektir. Alevilik çocukları bizden sonraki nesiller için yetiştirmektir. Mazlumun yanında zalime karşı çıkmaktır. Alevilik ışıktır karanlıkları delerek çıkan. Kısacası Alevilik İslam’ın özüdür, yani “İslam’dır.”Biz bunu böyle kabul ediyor, böyle yaşıyoruz. Bu ne yüce bir inanış ki, hiçbir destek ve katkı almaksızın bin dört yüz yıldır ayakta ve dimdiktir. Bütün saldırı ve asimilasyon  uğraşlarına rağmen.

   Alevilik, Hz. Ali’nin (a.s.) taraftarı (Şiası) olmak demektir. Onun taraftarı olmak demek Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) taraftarı olmak demektir; yani Allah’ın taraftarı olmak demektir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) hadis-i şerifte “Her kim  Ali’yi severse, beni sevmiş olur; beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.” diye buyurmaktadır. Kur’an, Allah’ın (c.c.) kelamı; Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Kuran’ın dili, Hz. Ali (a.s.) de konuşan Kur’an’dır. Hadis-i şerifte “Kuran Ali’yle, Ali de Kur’an’la beraberdir. Kıyamet Günü’ne kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.” diye buyrulmaktadır.

         Hz. Ali (a.s.) Sıffin’de  bir hutbesinde “Konuşan Kur’an benim.” diye buyurmuştur. Kısaca Kur’an,  Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ve Hz. Ali (Ehlibeyt) (a.s) birbirini destekleyen, insanın doğru yolda yürümesini sağlayan “ana kaynaklardır. Alevilik bu kaynaklara dayandığından hak yoldur.                

      Aleviliğin ilkelerinden en önemlisi adalettir.  Adalet hak yoludur. Adaletin  bulunduğu yerde dostluk vardır, güven vardır, sevgi ve saygı vardır, kardeşlik vardır, eşitlik vardır. Dolayısıyla adaletin bulunduğu yerde barış kesinlikle vardır.

Kur-an-ı Kerim adalete yönelik ayetlerinden

(Al-i İmran 21 ayet)” Adaleti isteyip yaymak isteyenlerin canlarına kıyanları, can yakıcı bir ceza ile müjdele! ”demektedir. Hz.Muhammed hadislerinde barışa yönelik çok sayıda ifadeler mevcuttur.” Barışa en yakın olanınız cennete en yakın olanınızdır. Hadisi bunlardan sadece birisidir.

           Sanırım Aleviliği barışla, özgürlükle, lasizimle  ilişkilenderimenin en önemli sebebi bin dört yüz yıldan beri inanç sistemi olarak  her inançtan, her renkten, her görüşten olan insanları kendisi gibi görme ilkesine bağlılıktır. Adalet duygusunun en belirgin özelliği,”Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.”ilkesidir. Hz.Ali, adaleti üç çeşit olarak katgorize eder; şahsi adalet, yargıda adalet ve yönetimde adalet. Bunları halleden toplumların barış ve huzurda sorunları olmaz.

            Şahsi Adalet: Hz. Ali Şahsi adaleti en iyi uygulayarak insanlara bu konuda örnek olmuştur. Hz. Hasan’a yazdığı “Vasiyetname”de şahsi adaletin önemini dile getirmiştir. Hz. Ali; Oğulcağızım, nefsini kendinle başkaları arasında bir tartı haline getir kendine yapılmasını, başına gelmesini, sevdiğin, dilediğin şeyi başkaları için de sev, dile; sana yapılmasını, başına gelmesini istemediğin şeyi onlar için de isteme. Nasıl zulme uğramayı istemezsen sen de öylece kimseye zulmetme. Nasıl sana iyilik etmelerini istiyorsan sen de başkalarına öylece iyilik et. Başkasında görüp, duyup çirkin bulduğun şeyi, kendin için de çirkin bul. Sana yapılınca razı olacağın şeyi insanlara da yap. Bildiğin az bile olsa zararı yok, fakat bilmediğini söyleme. Sana söylenmesini istemediğin şeyi sen de söyleme başkasına.”

             Yargıda Adalet: bu adaletin en iyi ifadesi de ülkemizde tüm mahkemelerde yazılı olan ünlü sözüdür. “Adalet mülkün temelidir.” Bu ilke yargıda adaletin ne denli önem arz ettiğinin anlatmaktadır.       

 

            Yönetimde Adalet: Hz. Ali'nin Malik Eşter’i Mısır’a Vali tayin ederken adaletli yönetimi konusundaki uyarılarında; “Şunu bil ki, ey Malik, seni öyle bir yere göndermekteyim ki, senden önce orada, adalet veya zulümle hüküm yürüten nice devletler gelip geçmiştir. Sen, kendinden önceki buyruk sahiplerinin yaptıklarını nasıl görüyor, seyrediyorsan, halk da senin yaptığın işleri, öylece görüp seyredecek. Sen onlar hakkında neler diyorsan, halk da senin hakkında aynı sözleri söyleyecek. Salih kişiler, Allah-u Teâlâ’nın kendi kullarının dilinde cari kıldığı meth-u senâlarla tanınır.

            Gözünde en sevimli azık; salih amel, mal toplamada orta halli olmak ve halkın durumunun düzeltilmesi olmalıdır. Heva ve hevesine hâkimol; nefsini sana helal olmayan şeylerden alıkoy. Zira sevdiğin yahut nefret ettiğin şeylerde nefse hâkim olmak, ona insafla muamelede bulunmaktır. Halka merhametle davranmayı âdet edin; onları  sevmeyi, onlara lütfetmeyi huy edin. Onları yemeği ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme. Zira halk iki sınıftır: Ya dinde seninle kardeştir veya yaratılışta seninle eşittir. Ayakları sürçebilir, kusur edebilirler, bilerek veyahut yanılarak ellerinden bazı şeyler çıkabilir. Senin yaptıklarını, Allah'ın bağışlamasını nasıl seviyorsan, sen de onları bağışla, kusurlarından geç. Allah’ın ve Peygamber’inin sünneti hakkında sana verilen bilinçten dolayı, sen onların üstündesin; seni bu işe memur eden de senin üstündedir; Allah da, seni vali tayin eden kimsenin üstündedir. Bu emirnamede sana yazdığımız şeylere sarıl.” Hz. Ali kişisel ilişkilerinde, yönetimde ve yargıda adalete önem vermiş, kendisinden sonra gelecek olan yöneticilere ve nesillere adaletli olmalarını salık vermiştir. Şüphesiz ki adaletin sağlanmadığı yerde barıştan söz edilemez. Barış ne savaş sonrası yapılan antlaşmalar ne de baskı ve şiddetle sağlanan sükunettir. Barış ne uluslar arası güçlü devletlerin sağladığı göstermelik, dostane işgallerle demokrasi vaadidir, ne de kendi ulusu için başka ulusların ve ülkelerin sahip olduğu zenginliklerinin gaspıdır. Barış, bireysel ilişkilerde, yönetimde ve yargıda adalettir.

            Kısaca barış önce içimizde adaleti yaşamaktır. Ailemizde, şehrimizde ve ülkemizde yaşatmaktır. Dünyada adaleti hakim kılmak ve yaymaktır.

 

 

Kaynaklar : Kuran-ı Kerim - Nehcül Belağa  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine