KUR’AN-I KERİM’DE MASUMLAR

Davut TÜMKAYA

 

Kur’an-ı Kerim; yüce Allah’ın Hz. Muhammed’e (s.a.a.v.) vahiy yoluyla indirdiği ve tüm İslam âleminin ortak bir görüşle kabul ettiği hak kitaptır.

Kur’an-ı Kerim; bütün Müslümanların sığındığı, güvendiği yüce Allah’ın nurlarla dolu hidayet meşalesidir.

Kur’an-ı Kerim, muhkem bir kitaptır. Yüce Allah şeklinindeğiştirilmesinden, aslınınbozulmasındanve de tahrif edilmesinden onu korumuştur.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’in kelimelerinin değiştirilemeyeceğini yine Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtmiştir:

(Yunus 64)اللَّهِلَا تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ

(Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur.)

Yine yüce Allah Hicr suresi 9. ayette:

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ“Şüphe yok ki Kur'an'ı biz indirdik ve şüphe yok ki onu mutlaka koruyacağız.” buyurmuştur. Onun içindir ki Kur’an-ı Kerim yegâne bir kitaptır. Allah’ın doğru yoludur. Onunla hükmeden adil, ondan haber veren sadık, ona tabi olan kurtulmuş, onunla düşmanıyla mücadele eden galip olur. Az kelimelerle çok ifade eden, düzgünlüğü beşeri sıfat taşıyan akılların üstündedir.

Kur’an-ı Kerim şairlerin, hatiplerin, ünlü yazarların, belagat sahiplerinin varamadıkları bir üslupla inmiş ve onları geride bırakmıştır.

Kur’an-ı Kerim, insanların dünya hayatında refah ve rahat yaşayabilmeleri ve ahirette yüce Allah’ın huzuruna emin bir şekilde çıkmaları için güzel ve anlamlı anlatımlarla donanmıştır. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) “Ben Allahın katına davet edildim. Davete yakında icabet edeceğim. Aranızda paha biçilmez iki emanet bırakıyorum, biri öbüründen büyüktür. Allahın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Ehlibeytim.” demiştir. (Sahihi Müslim- Hâkim el Nişâburî, Mustedrek ala Sahiheyn ve… )

Yüce Allah; Ehlibeyti, Kur’an-ı Kerim’le eşdeğerde tutmuş ve onları daha iyi tanımamız, onlara daha sıkı sarılmamız ve bağlanmamız için Ehlibeyte geniş yer vermiştir. Ehlibeyte uymak konusunda müminlere emir verilmiştir. Zaten Kur’an, Ehlibeyttir; Ehlibeyt de Kur’an’dır. Ehlibeytin hiçbir hadisi, Kur’an’a ters düşmez ve de düşmemiştir. Yüce Allah, Hz. Ali’ye (a.s.) çok ayette yer vermiş, onu yüceltmiş ve aynı zamanda Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) azametini bildirmiştir. Bütün âlemin onlara tabi olmalarını ve onların izlerinden gitmelerini emretmiştir. Yüce Allah, Hz. Ali’ye öyle bir özellik vermiş ki, Hz. Ali; Kur’an-ı Kerim’in indirilişini, te’vilini, aşikârını, gizlisini, bütün ilimlerini Hz. Muhammed’den telakki etmiştir. Hz. Ali bu konuda şöyle buyurmuştur: “Allah’ın Resulü bana her birisinden bin kapı açılan tam bin ilim kapısı öğretti.” (Tefsir-i Razi ve Kenz’ul-Ummal 6/392-405 / Fereid es- Samtayn kitabı c:1 s:101 Beyrut )

El – Haris el- Hemedani: Hz. Ali’ye الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ فَاسْأَلُوا أَهْلَ

“…Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun (Nahl 43)” ayetindeki zikir ehli kimdir diye sordum. Hz. Ali, “Vallahi zikir ehli bizleriz, ilim ehli de bizleriz. Kur’an’ın te’vili, indirilişi ve de yorumunun kaynağıyız.” Hz. Peygamber’i (s.a.a.v.) bunları söylerken duydum. “Ben ilmin şehriyim. Ali de kapısıdır. İlim isteyen kapıdan girsin.” Bu hadisin kaynakları çoktur. (991 sayı altında Tercümet emiyrel müminin (a.s) tarih Dimaşk c/2 S/464 – Ettaraif kitabı S/94 – Ettabakatül Kübra c/6 S/240 2.baskı c/6 S/168 1.baskı)

 

İbni Abbas’tan rivayetle: Resulullah (s.a.a.v.) dedi ki: Yüce Allah’ın Kur’an’da indirdiği her ayetin içindeki ‘Ey iman edenlerin mutlaka başı ve emiri Hz. Ali’dir.’ Bazı yazarlar ise her ayetin içindeki ‘Ey iman edenlerin başı, emiri ve şereflisi Hz. Ali’dir.’ diye rivayet ederler. (Hilyetül Evliya c:1 s:64 / El Yakın s:176 / El Havarizmi Menakıbı Emiyrel Müminin 17.bölüm s:188 / Kifayet ettalıb s:139)

Yine İbni Abbas’tan aktarılmıştır: “Hiç kimseye Ali hakkında indiği kadar ayet inmemiştir.” ( Tercümet Emiyrel Müminin Tarih Dimask c:2 s:430 hadis 940 / İbni Hacer Savaik, s:76 / Şeblenci Nuvrul Absar s:73)

Nebata oğlu Asbağ’dan rivayet edilmiştir: “Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed’e (s.a.a.v.) vahiy olunan Kur’an-ı Kerim’i Hz. Ali şu şekilde bildirmiştir. Kur’an’ın dörtte biri bizim için, dörtte biri düşmanımız için, dörtte biri misal ve sünnet, dörtte biri de ahkâm ve farizalardır. Kur’an’ın azizleri bizleriz.” (El Hafız el Haskanî 58. hadis/ Şevahid ettenzil kitabının mukaddimesinin 5. faslı c:1 s:43 / İbnil Mağazilî’nin Menakıb Emiyrel Müminin kitabı hadis 375 s:328)

Ayrıca ‘Kur’an-ı Kerim’in Hz. Ali hakkındaki ayetlerinin ele alındığı “Ma Nezele Minel Kur’ani Fiy Aliyyin (Ali Hakkında Kur’an’da Ne İndi?)” adında ayrı ayrı kişiler tarafından onlarca kitap yazılmıştır. (Bu yazarlardan bazıları şunlardır: Yahya oğlu Abdülaziz el Culudî / 3. yüzyılın allamelerinden Ahmet oğlu Muhammed el Kâtip/ Ebül Faraç Hüseyin oğlu Ali / el Asbahanî ve…)

Ebu Sa’d el Meazi’den isnatla der ki, Ali hakkında hiç kimsenin ortak olmadığı yetmiş ayet inmiştir. Abdülaziz bin Yahya el Culudî’ye göre de Ali hakkında hiç kimsenin ortak olmadığı seksen ayet inmiştir. (İbni Tavusun Sa’d essuvd kitabı s:235 / Biharül Envar c:9 yeni baskısında c:36 s:191/ Şevahid ettenzil kitabı c:1 s:42 5.bölüm. Hadis daha birçok yazar tarafından desteklenmiştir.)

Bakara suresinin 43. ayetinde yüce Allah şöyle buyurur:

وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ

(Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin)

Bu ayeti celile Hz. Peygamber ile Hz. Ali hakkında özel inmiştir. Çünkü ilk defa namaz kılıp rükû edenler kendileridir. İbni Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir: “Bu ayet, Resullullah (s.a.a.v.) ile Hz. Ali (a.s.) hakkında özel inmiştir. Çünkü bunlar ilk namaz kılan ve rükû edenlerdir. (Menakıb Emiyrel Müminin kitabından Havarismi’nin rivayeti s:198 17.bölüm / Şevahit ettenzil kitabı c:1 s:85) Yüce Allah, iman edenlerin namaz kılmayı ve de rükû etmeyi Hz. Muhammed ile Hz. Ali’den öğrenmelerini ve de onlarla rükû etmelerini bu şekilde ayette anlatmıştır.

Yalnız Hz. Ali hakkında ise Bakara suresi 274. ayette yüce Allah şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

(Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların ecirleri, Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.)

Bu ayetin Ali bin ebi Talib hakkında indiğini çok yazar kitaplarına almışlardır. Hz. Cafer-üs Sadık’tan rivayet edilmiştir: “Hz. Ali de (a.s.) dört dirhem vardı. Bir dirhemini gece, bir dirhemini gündüz, bir dirhemini gizli, bir dirhemini de aşikar olarak dağıttı. Yüce Allah bu örnek davranışını yukarıdaki ayetle insanlara tebliğ etti.” (Esbabünnüzül kitabı s:64 / Fadailül hamset kitabı c:1 s:321 / İbnil Esir Tecümet Emiyrel Müminin Usudul Gabet c:4 s:25 / Zahairül Ukba s:21)

Necran’ın piskoposları (1) ve sayıları kırkı bulan Hristiyan uleması Hz. İsa’yı tartışmak üzere Hz. Muhammed’e (s.a.a.v.) gelirler. Hristiyanların sözcüsü olan El-Akib ismindeki Piskopos Hz. Peygamber’e (s.a.a.v.) yaklaşır ve aralarında bir konuşma geçer. Piskopos sorar, Hz. Muhammed yanıtlar:

-                      Ya Ebal Kasım, Musa’nın babası kim?

-                      İmran

-                      Yusuf’un babası kim?

-                      Yakup

-                      Senin baban kim?

-                      Abdulmuttalip oğlu Abdullah.

-                      İsa’nın babası kim?

Hz. Peygamber (s.a.a.v.) bir an susar ve hemen ona Hz. Cebrail bu ayetle iner:

إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ (Ali İmran 59)

(Gerçekten de Allah katında İsa, Âdem'in örneğidir, onu topraktan yarattı da sonra ol dedi, oluverdi.)

Hz. Peygamber bu ayeti piskoposa cevap olarak okudu. Piskopos ayeti, Hz. Peygamber’den duyunca bayılacak duruma gelir. Başını kaldırır ve Hz. Peygamber’e (s.a.a.v.) “Sen sana Allah tarafından İsa’nın topraktan yaratıldığına dair vahiy geldiğini miiddiaediyorsun? Biz, sana vahiy olunanda da bize vahiy olunanda da bu Yahudilere vahiy olunanda dabunuduymadık.” dedi. Bunun üzerine yüce Allah Hz. Peygamber’e bu ayeti indirdi:

فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْاْ نَدْعُ أَبْنَاءنَا وَأَبْنَاءكُمْ وَنِسَاءنَا وَنِسَاءكُمْ وَأَنفُسَنَا وأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ

(Âli İmrân 61: Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lânetini yalancılara havale edelim.)

Hristiyanlar ayeti duyunca: Ya ebal Kasım, sen bize adildavrandın,peki ne zamanlanetleşelim? Hz. Peygamber, yarıninşallah, dedi ve yarınalanetleşmek üzere Hristiyanlaroradan ayrıldılar. OlayatanıkolanYahudiler ise olayıheyecanla izleyerek vallahi kimler kaybederse kaybetsin umurumuzda olmaz diyerek dağıldılar. Hristiyanlar evlerine gidince birbirlerine vallahi hepimiz de biliyoruz ki Muhammed, peygamberdir. Onunla iddiaya girersek korkarız ki biteriz. Fakat biz Muhammed’den bizi affetmesini isteyelim, elbette affeder. İkinci günün sabahında Hz. Peygamber; Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i alır ve sözleştikleri yere yürür. Bu manzarayı gören Necran piskoposu dedi ki: “Ben öyle çehreler görüyorum ki, Allah’tan en büyük dağları yerinden koparmasını, dağıtmasını isteseler duaları hemen kabul olur ve dağlar dağılıverir. Bu nurlu çehrelerle mübahele edecek olursak hepimiz yok oluruz ve Allah’ın azabı yeryüzündeki bütün Hristiyanları kapsamına alabilir ve kıyamet gününe kadar dünyada bir Hristiyan bile kalmaz.” Hristiyanlar piskoposlarını dinleyerek ya ebal Kasım biz iddiadan vazgeçtik, sen dininde biz de dinimizde kalalım. Hz. Peygamber peki der, ben sizi İslam dinine davet edeyim, Müslümanlara ne nasip olursa size de aynısı olsun. Hristiyanlar kabul etmedi. Ancak Hz. Peygamber, Hristiyanlardan yıllık vergilerini almak üzere onlarla barıştı.

Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah’a ant olsun ki eğer benimle mübahele edecek olsalardı mesh olup maymun ve domuzlara dönüşürlerdi ve bu çölde tutuşan ateşte yanıverirlerdi ve ateşin eteği Necran’a kadar uzanırdı.”

Kazi Nurullah-i Şuşteri “İlkak-ul Hak” adlı kitabının 3. cildinde sayfa 46'da Mübahele ayetinin Ehl-i Beyt hakkında indiğini tasdik eden büyük Ehl-i Sünnet âlimlerinden yaklaşık altmış kişinin ismini yazıyor. (Müslim b.Hacca-i meşhur “Sahih” adlı kitabında, C.7, S.120’de / Ahmed b.Hanbel, “Müsned” kitabında C.1, S.185 / Taberi tefsirinde mübahele ayetinin tefsirinde, C.3, S.192/ Fahr-ur Razi Tefsirinde, C.8, S.85/ İbni-i Esir, “Cami-ul Usul” adlı kitabında, C.9, S.470 ve…)

Yüce Allah, Hz. Peygamber’e (s.a.a.v.) Veda Haccı dönüşünde insanlara Hz. Ali’nin velayetinin azamatini bildirmesini emretti. Hz. Peygamber (s.a.a.v.), amcasının oğlunu koruyor denmesinden ve bu olayın bazılarının zoruna gidecek olmasından bildirmekte önce tereddüt etti. Ancak yüce Allah’ın vahiy yoluyla emrinin gelmesi (Maide 67) ve Peygamberi kendisinin koruyacağını ayetle söylemesi Hz. Muhammed’i hızlandırdı:

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

(Maide 67: Ey Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur. Şüphe yok ki Allah, kâfir olan kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı vermez.)

 

Hz. Peygamber, kervan hâlinde yüz bin kadar hacıyla seyir yapıyordu. Hacılar sahrada dağılmış vaziyetteydiler. Hz. Peygamber, inen ayeti tebliğ etmesi için insanları bir arada toplaması gerekiyordu. Önde gidenler “Cuhfe” denen yere varmak üzereydi. Hz. Peygamber (s.a.a.v.) hacıları “Cuhfe” de toplamak için önde gidenlerin arkasına atlılar gönderip onları Cuhfe’de durdurdu. Arkadan gelenleri de bir arada toplamak için yürüttü. Ve bütün hacıları Cuhfe’ de topladı. Öğle namazının cemaatle kılınması için çağrı yaptırdı. Aşırı sıcak nedeniyle hacılara seferi namaz kıldırdı. Sonra develerin semerlerini toplatıp kendine yüksek bir minber yaptırdı. Minbere çıkıp Hz.Ali’yi sağ tarafına aldı ve Resulullah (s.a.a.v.) uzunca bir hutbe okudu. Sonra şöyle devam etti: “Ey insanlar! Ben Allah’ın katına davet edildim. Yakında bu davete icabet edeceğim, ebedi yurda gideceğim. Ben de üzerimde olan vazifeden sorumluyum, siz de üzerinizde olan vazifeden sorumlusunuz. Bu hususta ne dersiniz?” Ashap bir ağızdan şahadet ederiz ki tebliğ ettin, öğüt verdin, vazifeni yaptın. Hz. Peygamber: “Ey insanlar, bilmez misin ki ben inananlar üzerinde, kendilerinden ziyade tasarruf ve velayet sahibiyim ve bilmez misiniz ki benim her erkek ve kadın müminlerin üzerinde kendilerinden ziyade tasarruf ve velayet hakkım vardır." Ashap, evet biliyoruz dediler. Resulullah bunun üzerine Hz. Ali’nin elini tutup her ikisinin de koltuklarının beyazlığı görünene kadar kaldırdı ve yüksek sesle: “Ben kimin mevlası isem bu Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım ona veli olana veli, düşman olana da düşman, yardım edene yardımcı ol; dışlayanı da dışla.” buyurdu ve orda şu ayet-i kerime indi.

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا

‘Bugün dininizi ikmal ettim. Nimetimi size tamamladım. İslam’ı sizlere din olarak kabul ettim.’ (Maide 4)

Hz. Peygamber: “Dinin ikmaline, nimetimin tamamlanmasına, İslam’ın din olmasına, risaletimin rızası ile Ali’nin velayetine Allahü Ekber” dedi. Orda bulunan dönemin en önemli şairlerinden Hassan bin Sabit kalkar ve ‘Ya Resulullah, bana Ali hakkında bir şiir söylememe izin verir misin?’ Hz. Peygamber, Allah’ın bereketiyle söyle der. Hassan beş beyit söyler, içerikleri şöyledir:

Gadir Günü, peygamber-i ekrem ümmete seslendi:

Onlar da peygamberin nidasını duydu

Peygamber “Mevlanız ve veliniz kimdir?”diye buyurdu

Allah u teala bizim mevlamız ve sen bizim velimizsin

Hiç kimse bu manayı inkar etmez dediler

Peygamber-i ekrem “Kalk ya Ali!” buyurdu

Şüphesiz benden sonra imam ve hidayetçi olmana razı oldu

O halde ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır

Öyleyse Ali’ye köleler gibi gerçek yardımcılar olunuz

Sonra dua ederek “Allahım Ali’ye dost olanla dost ol

Düşman olanla da düşman ol!” buyurdu.

(El Havarizmi 4.bölüm c:1 s:47 Min Maktalihi- Menakıb Emiyrel Müminin kitabı 14.bölüm s:80 / Hamaveyni Feraid Essamtayn kitabı 12.bölüm c:1 s:74/ Ettaraif kitabı İbni Mardeviyet’ten isnatla c:1 s:146 / İbni Kesir tefsiri c:2 s:491 ve …)

 

Ebu Hüreyre’den alınan rivayette: “Arşa, La ilahe illa ene vahdiy, ve enne muhammeden abdiy ve resüliy. Eyyedtehu bi Aliyyin” (Benden başka ilah yoktur. Muahmmed kulum ve resulumdür. Onu Ali ile teyit ettim.)

Hz. Muhammed’i teyit edenin Hz. Ali olduğu hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir ayet vardır:

هُوَ الَّذِيَ أَيَّدَكَ بِنَصْرِهِ وَبِالْمُؤْمِنِينَ

(El enfal 62)

(Seni ve müminleri yardımıyla teyit eden odur.) (Hilyetül Evliya kitabı Ebü Hüreyre’den isnatla Tarih Dimask c:2 s:419 / Kifayet ettalib kitabı 62.bölüm s:234/ Suyutî Dürrül Mensür kitabı c:3 s:199)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللّهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ

(El Enfal 64) الْمُؤْمِنِينَ

(Ey Peygamber; Allah, sana ve sana tabi olan müminlere yeter.)

Ünlü yazarların rivayetleriyle sabittir ki Hz. Peygamber’e (s.a.a.v.) en çok tabi olan Ali bin ebi Talip’tir. (Şevahid ettenzil kitabı c:1 s:230 1.baskı El Emiyni, El Ğadiyr kitabı c:2 s:51)

وَأَذَانٌ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الأَكْبَرِ أَنَّ اللّهَ بَرِيءٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Hacc-ı ekber günü, Allah'tan ve Peygamberinden insanlara bir ilândır bu: Şüphe yok ki Allah ve Peygamberi, müşriklerden berîdir. Artık tövbe ederseniz bu, daha hayırlıdır size. Fakat gene yüz çevirirseniz iyice bilin ki siz hiç şüphe yok, Allah'ı âciz bırakamazsınız ve kâfir olanlara pek acıklı azapla müjde ver.’ (Tevbe 3)

Enes bin Malik’ten alınan rivayette: Hz. Peygamber (s.a.a.v.) bu ayeti Mekke ehline okuması için Ebu Bekir’i gönderir. Ardından Cibriyl (a.s.), Hz. Peygamber’e iner ve Ya Resulullah, Allah’ın emirlerini sen veya senden biri eriştirir der. Mekke ehline de ayeti Hz. Ali tebliğ eder. (Hasais Emiyrel Muminin kitabı hadis 75 s:144 / Camil Cevami kitabı c:2 s:272 / Eddürrül Mensür kitabı c:3 s:209 )

Hz. Ali, Abbas ve Şeybet arasında tartışma çıkar. Abbas ben sizden üstünüm; çünkü hacılara su içirme işi benim elimde. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِين


Şeybet ise ben sizden üstünüm; çünkü Beytullahın anahtarları bende. Hz. Ali (a.s) ben sizden daha üstünüm; çünkü ben sizden daha önce iman ettim, hicret ve cihat ettim der.

Yüce Allah, bu ayet-i kerime ile Hz.Ali’yi teyit etti.

أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cehd edenin (çaba harcayanın) (yaptıkları) gibi mi saydınız? Bunlar Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe 19)’ Ve Tevbe suresinin 20. ayeti devam etti.

الَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

“İnananların, yurtlarından göçenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanların Allah katında dereceleri pek büyüktür ve onlardır muratlarına erenlerin, kurtulup nusrat bulanların ta kendileri. (Tevbe 20)”

Bu ayette de Hz. Ali’nin öncelikli imanı ve hicretinin diğerlerinden üstünlüğü teyit edilmiştir.

Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.” (Tevbe 119)

İbni Abbas’tan rivayetle: Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun ayeti, Ali bin Ebu Talib’e (a.s) özeldir. Cafer-üs Sadık ise ayet, Muhammed ve Ali hakkındadır. Ancak onlarla beraber olunur. (Menakib Emiyrel muminiyn kitabı (El Havadis) 5/198 Tefsir el Burhan’dan Essayyid Haşim el Buhari c:2 s:170 2.baskı) Ve Maide suresi 55. ve 56. ayetler yine Hz. Ali hakkındadır.

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ  وَمَن يَتَوَلَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ

            “Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rüku ederken zekat verenlerdir. Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.”

Ubeydullah oğlu Avnullah bin Ebu Rafi, babasından; babası, dedesi Ebu Rafi’den hadisi naklediyor. Der ki : Hz. Peygamber (s.a.a.v.) yatarken yanına geldim.Ya uyuyor ya da ona vahiy iniyordu. Bir baktı ki evin kenarında bir yılan var. Hz. Peygamber’i uyandırmamak için yılanı öldürmedim. Peygamberle yılan arasında yattım, yılandan bir zarar gelecekse bana gelsin istedim. Resullulah (s.a.a.v.) uyandığında bu ayeti okuduğunu duydum. Sizin veliniz Allah ve peygamberlerdir. Namazı dosdoğru kılan … ve el-hamdulillah dedi ve beni yanında gördü. Bana sordu, seni burda yatıran nedir dedi. Ben de yılanı gösterdim. Bana kalk öldür, dedi. Ben de kalktım, yılanı öldürdüm. Sonra Hz.Peygamber, Allah’a şükrederek elimi aldı ve Ya Eba Rafi dedi, benden sonra Ali’ye savaş açanlar olacak. Yüce Allah bunlarla mücaledeyi hak kıldı. Eliyle mücadele etmeyen diliyle, diliyle mücadele edemeyen kalbiyle mücadele etsin.

 

İbni Abbas’tan rivayetle: Abdullah bin Selman ile yanında kavminden iman eden birkaç kişiyle: Ya Resullulah evlerimiz uzak, meclisinizden başka yerde ne bize anlatan ne oturacağımız yer var. Allah ve Resulüne iman ettiğimiz için kavmimiz bizden koptu. Bizimle oturmama, evlenmeme, konuşmama kararı aldılar. Bu da bizim zorumuza gitti. Hz. Peygamber (s.a.a.v.) onlara: Sizin veliniz, Allah ve Peygamberdir. Namazı dosdoğru kılan, zekatı rükûda iken veren müminlerdir, dedi. Hz.Peygamber (s.a.a.v.) sonra mescide yöneldi. Mescitte insanlar namaz kılıyor, içlerinde kıyamda olanı da rükû de olanı da var. Hz. Peygamber (s.a.a.v.) orda gördüğü bir dilenciye sordu. Sana bir şey veren oldu mu? Evet altından bir yüzük verdiler dedi dilenci. Hz.Peygamber kim verdi? Dilenci, Hz. Ali’yi işaret ederek bu ayaktaki dedi. Hz. Peygamber nasıl iken verdi diye sordu? Dilenci, rükûda iken verdi dedi. Hz.Peygamber, sizin veliniz Allah ve Peygamber’dir. Namazı dosdoğru kılan, zekatı rükûda iken veren müminlerdir. Allah peygamberine ve müminlerine dostluk edenler, galip olur; çünkü galip olanlar Allah bölüğüdür, dedi. (Tabarani El- Mucemel Kebir c:1 Bağdat c:1 s:300/ El-Heysemi Mecmaüz- Zevevaid kitabı s:134/ Mizan el-İtidal c:3 s: 22 / Lisanül Mizan c:2 s:122/ Camil Cevami kitabı c:2 s:650/ El-Ensab kitabı c:4 s:322 / Ğayet en-Nihayeh kitabı c:1 s:447)

Ebül Carud’tan, Habib bin Yaser’den Zazen’den rivayetle der ki: Ali’yi bunları söylerken duydum: “Başak tanesini yaran ve de canları yaratanın hakkı ile yemin ederim ki bana üstüne oturacağım bir yastık serilse Tevrat ehline Tevrat’larıyla, İncil ehline incil’leriyle, Zebur ehline Zebur’larıyla, Furkan ehline Furkan’larıyla hükmederim. Ve yine de taneyi yaran ve canı yaratanın hakkıyla yemin ederim ki Kureyşin her kimsesine onu cennete veya cehenneme götürecek ayeti bilirim. Biri kalkar ve Ya Ali peki sana inen ayet ne? Hz. Ali, Hz. Peygamber, Rabbinden açık bir delille mazhar idi. Ben de onun şahidiyim. Sen Hud suresini okur musun dedi ve 17. ayeti okudu:

أَفَمَن كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ

“Rabbinden açık bir delille mazhar olan, ardınca da Rabbi tarafından bir şahit gelen…” Resullulah (s.a.a.v.) Rabbin açık bir delille mazhardı. Ben de şahidiyim. (Marifet es-Sahabe kitabı c:1 Essuyuti 407 408 hadisinde /Camil Cevami c:2 s:68 – Durrul Mensur c:3 s:324/ Kurtubî Tefsiri, Hud 17’nin tefsiri )

İbni Abbastan rivayetle:

إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ

            “ …Sen ancak Allah azabıyla uyarıcısın. Her kavmin de bir hidayet önderi vardır. (Ra’d 7)” ayeti indiğinde Hz. Peygamber, Ali’ye dönerek şöyle dedi: ‘Ya Ali benden sonra doğru yolu bulanlar seninle doğru yolu bulacaklardır.’ Bir yerde de Ya Ali nezir benim, benden sonra doğru yolun rehberi sensin, doğruyu bulanlar seninle bulacaklardır. (Menakib Ali bin ebu Talib c:3 s:83 / Tefsir el-Burhan c:2 s:282 2.baskı/ Şevahid ettenzil kitabı c:1 s:295 1.baskı/Kenzül Ummal c:6 s:157 1.baskı/Ettabarani el-Mucemmessağıyr c:1 s:162 2.baskı/ Ettarih el Kebir, Buhari tercümesi c:4/El-Heysemi Mecme uz-Zevaid kitabı c:7 s:4)

 

 

(Yazı, önümüzdeki sayıda devam edecek.)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine