EL HASîBî ( Kaddes Allah Rûvhahü)

Hüseyin ŞANLI

Hidayet yolunda yürüyenlerin her zaman minnet ve rahmetle andıkları El Hüseyn Bin Hamdan El Hasîbî’yi (k.r.) üstün kılan özelliklerinin başında şüphesiz itikadını ve inancını Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Nebevi ve Ehlibeyt imamlarına dayandırdığı hayat felsefesi oluşturur. Zira İslam bu üç ana kaynağa dayandığı zaman gerçek anlamıyla yaşanabilir. Ehlibeyt’i (a.s.) öğrenmek için her zaman ilminin ve inancının nuruyla aydınlandığımız El Hasîbî’nin (k.r.) itikadı ve inancı İslamî usullere ve Alevi velayetine dayandığı kendi eserlerinden anlaşıldığı gibi ilim ve irfan ehlinin ikrarıyla sabittir. İtikadının paklığı ve yüceliği şüphe götürmez bir gerçektir. Şüphesiz ki itikadı ve engin deryalar misali bilgisiyle El Hasîbî; kendisinden sonraki kuşakların iktibas edecekleri ve itikatlarını perçinleştirecekleri bir kaynak olmuştur.

El Hasîbî’nin (k.r.) inancı ve itikadı kelime-i tevhid (Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden rasülüllah ) üzerine kuruludur. Engin bilgisine ulaşabildiğimiz “El Hidayet’ül Kübra” adlı şaheserinin önsözünde yüce Allah’ı yücelttiği tevhit ettiği sözleri ender rastlanabilecek türdendir. Yüce Allah’ı yüceltip inancını vurguladığı sözlerinden bir bölüm sunuyoruz.

“Allah’a hamd ü senalar olsun. Hamd ü senayı başlatıp yaratan ve mukadder kılıp hükmeden, onunla emredip rıza gösteren, kullarına bahşettiği nimetlerin karşılığı olarak kabul eden, rahmetiyle kullarına karşı yükümlülüğünü yerine getiren, öfkesinin şerrinden onları koruyan, onları indirdiği kurallarla yargılayan, nimetleri ve hidayeti için hamd ü senayı hak eden, çünkü nimetleri için kullarının kendisine hamd ü sena etmeleri kendilerine verilmiş bir nimetti. Karanlıkların nurunu kapatamadığı, bütün mekânların gücünü kuşatamadığı, ululuğunun özünde madenlerin azalmadığı, hükümdarlığının sınırı olmayan odur.

Şekle girmeyen ilk, yaratılamayan son, öncesizliği ve sonsuzluğunda (ezel) ebedi, uluhiyetinde baki olan, yarattıklarına şahit olan, hikmetinin güzel tedbiriyle yaratılmışları yaratan, cisimlerle, şahsiyetlerle, biçimlerle, ruhlarla, değişken ve değişmeyen, benzeşen ve benzeşmeyen suretlerle onları var eden odur.

Kudreti yarattıklarının arasından bir yardımcıya kendisini muhtaç etmeyen, bitiştirip ayırdığı (yer ve gök) göz alıcı ve harika mucizeleri kendisini yardımcıya ve danışmana muhtaç bırakmayan, gözle görünen meydana getirdikleri ve yarattıklarıyla aşikar olan, kesin delillerle gösterilen, akılların olağanüstü icatlarını sayamadığı, ilim ve akıl sahipleri tarafından kendisine şahitlik edilen odur. İnsanların, dillerini, benliklerini yarattığı halde onlar, onun ilminin boyutuna ve gerçek anlamına ulaşamazlar. Çünkü kendilerini yaratan başka birisi yoktur. Onları terkip edip derleyen bir başkası değildir. Kendisinden Sınıflandırmada daha yetenekli, derlemede ve planlamada daha üstünü yoktur.

Her şeyi en güzel bir şekilde yarattı. Göklerin gizemli basamakları, döşenmiş yerlerin karanlıkları ve kabaran denizlerin dibindeki her şeyin bilgisi kendisinden uzak ve gizli olmayan odur. Yaratılmış olan her şeyi ilmiyle, gücüyle ve hakimiyetiyle kuşatmıştır.”

Neden olmasın ki? Her şeyin dizgini avucunun ve gücünün emrindedir. Her şeyi onunla yönetir; kendisi yönetilemez. Her şey onun önünde boyun eğmiştir. O her şeye muktedirdir.

O, kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik ettiğimiz yüce Allah’tır. Hükümdarlığında tek olan, ortağı olmayan odur. Muhammed (s.a.a.v.) onun kulu ve resulüdür. Hidayet ve hak dini getirmek üzere onu gönderdi ki ortak koşanlar hoşlanmasa bile onu tüm dinlerden üstün kılsın.

Allahım pak rahmetini, cömert bereketini, şefkatinin merhametini, geniş rahmetini, en güzel selamını, cennetinin kazancını, elçin, kulun, peygamberin, seçkinin, yarattığın halkın içinden tercih ettiğin, Muhammed’e, kardeşi Emir’el müminin (müminlerin emiri) ariflerin nuru, takva sahiplerinin imamı, meşhur ve onurlu insanların önderi, vasilerin ve akıllı insanların en faziletlisi, Ali’ye, temiz olanların en temizi Hasan’a, pak olanların en pakı, musibette en sabırlısı şehit Hüseyin’e, Kulların efendisine (Ali Zeynel Abidin), öncekilerin ve sonrakilerin derin ilmine sahip olana (Muhammed El bakır), konuşanların içinde en doğru (sadık) olan Cafer’e, öfkesine hakim olanların içinde nurun Musa’ya, müminlerin içinde Aliyy’ül Rıza’ya, seçkinlerin içinden en hayırlısı Muhammed’e (El Cevad), doğru yolu gösterenlerin içinde Ali’ye (El Hadi), emin olanların içinde sırrının emanetçisi olan soylu Hasan’a indir, onlara vasıl eyle.

Allahım mümin kullarına tebliğ ettiklerini tebliğ eden, kâmil ıslahınla ıslah eden, kendine seçtiğin kullarının içinde pak olan, halkının içinde halife kıldığın, saklı olan ilmini emanet ettiğin ve güvendiğin, gök ve yer ehli için kanıt olarak edindiğin, evliyalarının yanındaki nimetini koruduğun, gözetleyici gözün, emrini ve yasaklarını tebliğ eden, onunla tutup kavradığın elin, gaybının (gizinin) ve vahyinin hakikatini ve rahmetini açıklayan konuşan dilin, senin birliğine yol gösterici olan yüzün, dininin hidayeti, anlaşılan en doğru yolun, hidayetinin bilinen yolu, doğru konuşan, ayıran ve birleştiren, itaatine emreden, sana itaatsizliği yasaklayan, sevabına teşvik eden, azabından sakındıran, hüccetinin oğlu olan hüccetin (delilin) seçkininin oğlu olan seçkinin, tercihinin oğlu olan tercihin, halkının içinden seni en candan seven, vasin, dedesinin (s.a.a.v.) adaşı imam El Mehdi hüccetine vasıl eyle ya rabbel alamin.”

El Hasîbî yüce Allah’ı hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın en halis duygularla ve tevhit inancıyla ortak, muadil ve eşlerden tenzih etmiştir. Mutlak hakimiyetin, adaletin, kudretin, rahmetin, ilmin, yüceliğin, yaratıcılığın ve sonsuzluğun tek sahibi yüce Allah’tır. El Hasîbî Yüce Allah’ı yüce zatına ve sıfatlarına yakışmayacak her şeyden tenzih etmiştir. Yüce Allah’a tevhidinin belagati görüldüğü gibi ender rastlanabilecek düzeydedir.

El Hasîbî’nin Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve Ehlibeyti’nin imamlıklarına bağlılığının ve sevgisinin sınırı yoktur. Yüce Allah’tan sonra kulların nezdinde Peygamberlik makamının geldiğini ve onun seçkin elçi, doğru yola hidayet eden ve Allah’a en yakın kulu ve sevgilisi olan son peygamberin Hz. Muhammed (s.a.a.v) olduğunu önemle vurgulamaktadır. İnancımızın temelini oluşturan yüce Allah’ın tevhidi ve Hz. Muhammed’in peygamberliğinden sonra gelen Ehlibeyt imamlarımızın imamet makamı El Hasîbî’nin inancının temel unsurudur. Çünkü imamet makamı yüce Allah tarafından Hz. Muhammed’in pak ve masum torunlarına tahsis edilmiştir. İmamlıkları Kur’anı Kerim’le yüce Allah ve hadislerle Hz. Peygamberimiz tarafından tescil edilmiştir. El Hasîbî (k.r) Ehlibeyt’ten başka imamlık iddiasında bulunanlara itibar etmediği gibi onlarla mücadele etmiştir. Kur’an-ı Kerim, sünneti nebevi ve Ehlibeyt imamları itikadımızın hak terazisidir. İnancımızın bu üç ana unsurunun birbirleriyle çeliştikleri görülmemiştir. Ehlibeyt’in on iki imamının ne kendi aralarında, ne sünneti nebeviyle, ne de Kur’an’la çeliştikleri görülmemiştir. Herhangi bir rivayette bu üç ana kaynağın çelişmesi durumunda o rivayet geçersiz sayılır. İnancımızın bu denli sağlam temellere dayanması bu hak terazisinin işleviyle olmuştur. Bu sağlam temellere dayanan öğretiye ulaşmamız El Hasîbî gibi büyük bilginlerin sayesinde olmuştur. Allah onlardan razı olsun.

Bütün Aleviler gibi El Hasîbî Ehlibeyt’in 12. İmamının (Hz. Muhammed bin Hasan El Askeri) gaybetinden (görünmezliği) sonra kıyamet gününde mehdi olarak zuhur (görünmesi) edeceğine inanır. El Mehdi (a.s.) dünyayı bütün kötülüklerden temizleyeceği ve kötülüklerle dolu dünyanın yerine gerçek dini ve adaleti tesis edeceğini belirten El Hasîbî “El Hidayeh” adlı kitabında bu konuya geniş bir şekilde yer vermektedir.

El Hasîbîn’in Ehlibeyt imamlarından sonra kabul ettiği ilim kapısı makamı Ehlibeyt ilminin insanlara aktarılmasında çok büyük etkisi olmuştur. Bütün imamların yanında onların en yakınında her zaman “bab” diye adlandırılan imamların ilimlerine ve sevgilerine mazhar olmuş büyük şahsiyetler olmuştur. Ehlibeyt imamlarının sonuncusu El Mehdi’nin gaybetinin ardından Ehlibeyt’i temsil etmek isteyen ve imamların vekili olduklarını iddia eden bir sürü insan ortaya çıkar. Çoğunun amacı Ehlibeyt’i kullanarak kendilerine dünyevi bir makam ve menfaat elde etmek olan bu çıkarcıların karşısında El Hasîbî büyük mücadeleler vermiştir. Ehlibeyt imamları zamanında büyük ölçüde yekvücut olan Aleviler bu çıkarcıların yüzünden bölünme sürecine girdiler. Aleviler gerçek vekilin kim olduğu arayışına girdiler. Bu yoğun kargaşa ve tartışma dönemi El Hasîbî’nin üstadı El Cennan zamanına denk gelir. Zamanının ilim otoritesi olan El Hasîbî son üç Ehlibeyt imamları zamanında yaşayan üstadı El Cennan El Cenbelani ve diğer büyük şahsiyetlerden aldığı bilgilerle gerçek vekilin ve ilim kapısının Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr olduğunu eserlerinde belirtmiştir. Muhammed Bin Nusayr on birinci imam El Hasan El Askerinin yanında en sadık talebesi ve en yakınında olan kişi olduğunu biz El Hasîbî’den öğrendik. Ehlibeyt ilminin El Hasîbî’ye ve ondan sonraki kuşaklara Muhammed Bin Nusayr tarafından aktarıldığı sabittir. El Hasîbî’nin inancı Bin Nusayr’in taşıdığı Ehlibeyt öğretileriyle şekillenmiştir. Bundan dolayıdır ki Bin Nusayr’a bağlılığını her fırsatta dile getirmektedir. El Hasîbî, Bin Nusayr’a karşı olup kendisini kötülemeye kalkışanların karşısına dikilmiş ve Bin Nusayr’i her yerde savunmuştur.

El Hasîbî’nin Muhammed Bin Nusayr üzerinden aldığı Ehlibeyt öğretisinden zamanının birçok bilge ve devlet adamı etkilenmiş ve kendisinin talebesi olmuşlardır. Kendisiyle aynı itikadı ve inancı paylaşan en ünlü talebeleri hiç şüphesiz ki Hamdani Devleti’nin hükümdarı Seyfüddevle ve akrabası ünlü şair Ebu Ferras El Hamadani’dir. Büveyhi Devleti’nin hanedanından da birçok talebesi olmuştur. Ama aralarında en bilgesi kendisinden sonra Alevilerin başvuru mercii olan Ebul Huseyin Muhammed bin Ali Elcilli’dir. Aslen Antakyalı olduğu söylenen Elcilli Halep’te El Hasîbî’nin yanında uzun zaman geçirir. El Cilli, ilminden en fazla istifade eden öğrencisi olduğu için Hasîbî’nin en sevdiği talebesi olmuştur. El Cilli Hasîbî’nin diğer talebeleri ve Alevi din kardeşleri tarafından da çok sevilir. El Hasîbî’den sonra önder olarak kabul edilir. El Cilli, üstadından sonra Ehlibeyt öğretisinin daha iyi anlaşılması ve yaygınlaşması için çok büyük çabalar sarf eden büyük bir evliyadır.

El Hasîbî; gerek inancı ve itikadı, gerek yetiştiği çevre, gerekse yetiştirdiği öğrencileri ve yaşadığı dönem bakımından stratejik bir öneme sahiptir. Son üç Ehlibeyt imamı döneminde yaşayan El Cenbelani gibi büyük bir evliyanın öğrencisi olması, Muhammed bin Nusayr’ın aktardığı Ehlibeyt öğretisine sahip olması, henüz on bir yaşında Kur’an’ı ezberlemesi, sünnet-i nebeviyi öğrenmesi ve İslamî bir çerçevede yaşamını sürdürmesi, o dönemde Mısır, Bağdat, Halep gibi kültür merkezlerinde yaşaması önemini arttıran diğer hususlardandır.

İlmi, Ehlibeyt imamlarına en yakın kimselerden alması ve onu gelecek nesillere aktarması ona tarihi bir rol tayin etmiştir. Ehlibeyt öğretisinin bugüne ulaşmasında ve halk arasında yaygınlaşmasında yazdığı eserlerin tuttuğu ışık, gelecek nesilleri de aydınlatacaktır. Aleviliğin gücü, derinliği, felsefesi ve geleceğe bakışı bu eserlerle daha kolay anlaşılabilecek, bu eserlerin öğrenilmesi ve gelecek nesillere aktarılmasıyla Alevilik daha çok gelişecektir.

Alevi kardeşlerimizin bu evliyaların hikmetli sözlerini öğrenmesi, bu sözlerin yarattığı düşünce iklimi içinde yaşaması birçok sorunun daha kolay çözülmesini sağlayacaktır. İnsan, sorunların çözümünde şiddet yerine merhameti, kin yerine sevgiyi, zulüm yerine adaleti yaşatabilirse ve sabırla hareket ederse El Hasîbî’nin çizdiği yolda yürümüş olur. İşte o zaman hayatı farklı bir çerçeveden yorumlayıp çözüme daha farklı yöntemlerle yaklaşmış olur. Akılların olağanüstü icatlarını sayamadığı, ilim ve akıl sahipleri tarafından kendisine şahitlik edilen yüce Allah’ın azameti o vakit görülür.

Kendisini yaratan Allah’a hamd ü senalar edeceği yerde insanın icat ettiği basit makinelere veya cihazlara hayretle bakan ve onlara tapan, kainat gibi karmaşık bir yapı karşısında basit görünen bir insan hücresini yapay ortamda çoğaltabildi diye; o hekimi yere göğe sığdıramayan şahıslar; Allah’ın yarattığı kompleks yapı karşısında neden hayrete düşmüyorlar? “Mutlak hakimiyetin, adaletin, kudretin, rahmetin, ilmin, yüceliğin, yaratıcılığın ve sonsuzluğun tek sahibi yüce Allah’ı neden göremiyorlar?”

Güzel ahlakı, iyiliği, merhameti, saygıyı, sevgiyi ve erdemi yaşam tarzı edinerek herkesin evinde mutlu, sokakta huzurlu, seyahatte güvenli olduğu bir dünyada yaşamayı arzulamaz mısınız? Bu hayat tarzını yakalayabilmek, hüsnü hakim kılmak, yardımı ve yardımlaşmayı yapabilmek ve bereketi sofranızda görebilmek ancak inançla ve ibadetle geçirilecek yaşamla mümkün olacaktır. El Hasîbî bu hayat tarzını telkin eder. Hem bu dünyada hem de öbür dünyada insanın ereceği saadet mertebesine ulaşmasında bu hayat biçimini gerekli gören bir anlayışla insana yaklaşır.

 

Rehber olarak kabul ettiğimiz, inancından, itikadından ve ilminden faydalandığımız El Hasîbî’nin izinden gitmek manevi hayatta yapacağımız en önemli iştir. Kendisine ve sevenlerine önyargıyla yaklaşıp hakkında yalan yanlış söylemleri sarf edenler nazarımızda doğru yoldan sapmış ve hidayet nurundan mahrum kalmışlardır. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar   

0 #1 gassancan 14-05-2014 18:55
bilgilerinizi aktarma çabanızı takdirle karşılıyor eksikliklerimiz i giderebileceğim iz ve bizlere özümüzün gerçeğini gösterecek yazılarınıza ve tercümelerinize olan ihtiyacımız bir yaşamın suya olan ihtiyacı gibidir bu yolda size Allahtan güç vermesini dilerim saygılarımla gassan can ergüven
Alıntı
Joomla templates by Joomlashine