MEKTUP

Mahmut REYHANİ

Sayın Süleyman ATEŞ,

Yazılarınızda tarihsel ve çok önemli bir olaydan defalarca bahsettiğinize şahit oldum. Ancak bu çok önemli olayı değerlendirirken ters bir yorum yaptığınızdan haddim olmayarak bir sefer uyarmak istedim ve size bir mektup yazdım. Fakat sonraki gelişmeler gösteriyor ki bu konuda pek etkili olamamışım. Zira bir süre sonra yine aynı olay hakkında aynı yorumu yaptınız ve bu ikinci yorumunuzdan çok zaman geçmeden bir defa daha aynı şeyi tekrarladınız. Sizin gibi âlim bir insan geniş, üstün ilim ve irfanına güvenir; istediği yorumu yapma hakkını kendinde bulabilir. Zira bu güven duygunuzla bu dünyada hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadığınızı düşünebilir, sizden hesap soranın da pek olmayacağını tahmin edebilirsiniz. Ancak yarın Allah’ın huzuruna çıkıp hesap vermekten kimse muaf değildir. İşte onun için özellikle sizin gibi âlim olanlar özellikle düşünüp o günden korkmalı ve ‘innellaha yuhibbül müttakıyn’ ayetinin belirlediği zümreye kavuşmayı arzulamalıdır.

Sayın ATEŞ, bahis konusu olan olay on beş yüzyıl önce yaşanmış ve zaman aşımına bile uğramıştır. Fakat İslam birliğini bozan ve Müslümanları birbirine nerdeyse düşman iki zümre hâline getiren bu olay, ‘Küntüm hayra ümmetin uhricet linnas’ ayeti celile ile Allahın övgüsünü kazanan bu ümmetin maalesef bütün milletlerin gerisinde kalmasına neden oldu. Siz bu uğursuz olayın müsebbibi olan kişileri savunup temize çıkarma çabasıyla ağır bir sorumluluk altına giriyorsunuz. Bu nedenle Allah’a çok çetin bir hesap vermek zorunda kalacaksınız.

Herkes kendi yaptıklarından sorumlu olup bunlardan hesaba tutulacakken siz kendi hesabınızı vermekle beraber milyonlarca saf insanın vebalini omzunuza alıp hesaba geleceksiniz. Zira ilminiz sayesinde dev bir kişilik kazanmakla, hele diyanet işleri başkanlığı yapmakla amme halkın gözünü doldurmuş durumdasınız. Söz ve fetvalarınız senet gibi bir önem kazanmaktadır. Siz ‘Peygamber sayıklıyor’ şeklindeki kaba ve çirkin itiraza destek verince amme halk da buna inanmış olacak ve onların da günahı sizde kalacaktır.

Şunu bilmeniz lazım ki Allah’ın Peygamberi, düştüğü hiddet ve infial etkisine rağmen içindeki tanrısal bağlantının maneviyatından kopmaz. Cenab-ı Allah bu hususta onu tarif etmiş, ‘Veme yantıku anil heva’ ayetiyle tanıtmıştır. Allah’tan bağımsız olarak hareket edip keyfinin estiğine göre hareket ederse, büyük önem taşıyan bir ilkeye Allah’tan bağımsız ve habersiz girerse ve eğer siz buna halkı inandırmak için sık sık yorumlar yapıyorsanız buyurun önce başka bir peygamber bulalım. Hz. Muhammed olamıyor, zira ‘Kalem kâğıt getirin, size bir vasiyet yazayım.’ sözü boş lakırdıymış. Hz. Muhammed Resuldür. Resul demek elçi demektir. Elçi aldığı emirler çerçevesinde hareket eder. Boş lakırdıyla meşgul olup yanındakileri boş yere meşgul etmez. 

Zaten Cenab-ı Allah ona bir melek ihsan etmiş ve Hz. Cibril’in refakatinden yoksun kalmamıştır. Okuduklarınızdan anımsayın, Hz. Muhammed zehirli ete elini uzatır uzatmaz Hz. Cebrail ‘Sakın yeme, bu et zehirlidir’ dememiş miydi? Hazreti Cibril bu vasiyet karşısında nasıl susmuş ve güya bu boş lakırdı konusunda Peygamber’i uyarmamıştır? Madem Peygamber’in yazdıracağı vasiyet gereksiz ve boş bir lakırdıdır, neden Hz. Cebrail bu konuda Hz. Muhammed’i yalnız bırakmıştır? Evet, siz büyük bir âlimsiniz kimse inkâr edemez; fakat koskoca İslam Peygamberine karşı olan bu saygısızlığı sahiplenmenizi size hiçbir zaman yakıştırmam. Peygamber Hazretlerini boş ve anlamsız bir şeyin peşinde koşan ve bu eylemi nedeniyle susturulup protesto edilmeye maruz bırakılan (hâşâ) bir cahil durumuna düşürdünüz. Sizin bu olayı her şeyden önce akıl ve mantık açısından inceleyip analiz etmeniz gerekirdi.

On beş asır önce tarih, hadis ve siyret kitaplarında büyük hadis uzmanlarına isnat edile edile bize kadar intikal eden bu olay sizce hayali midir? Diyelim ki bu olayın hepsi hayali ve uydurma; fakat salt Buhari Sahihi’nde 1300 yıldan beri bu olay okunmuyor mu? Buhari’den önceki kitaplarda da bundan bahsedilmektedir; ama bunları hesaba katmayalım. Sizin yorumlarınız da vasiyetin "gereği yok" diyen hazretlerin itirazlarını desteklemekte ve onların vetosunu yerinde görmektedir. Bu da sonuçta Hazret-i Peygamber’e saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Vasiyet mahkemelerce önemlidir. Hiçbir hâkim vasiyete boş lakırdı diyemez. Hem de siz bu vasiyetin ne hususta olduğunu anlamadan veya anlamak istemeden reddetmeniz affedersiniz akıl ve mantık dışıdır. Saf kuşku üzerine korktunuz. Zaten "sayıklıyor" diyen hazret kuşku ve tahmin üzerine Peygamber’in vasiyetini veto etti. Yani vasiyetin siyasi hedefine ters olabileceğinden kuşkulanıp korktu ve onu veto etti. Şimdi burada siz kendinizi tanıtıyorsunuz ve Allah'a, Peygamber’e değil o hazrete bağlı olduğunuzu ispat ediyorsunuz.

Sayın ATEŞ, ben sizi yazılarınızdan tanıdım. Yazılarınızda Arapçanın bütün inceliklerine vakıf olduğunuzu anladığım için size karşı ayrıca büyük bir takdir hissettim. Fakat daha sonra "vema yantıku anil heva" ayetinin yorumunu ters yaptığınız için cidden üzüldüm ve bunu makamınıza da şahsınıza da yakıştırmadım. Bu ters yorumu üç sefer tekrarladınız ve kim bilir belki sırası geldikçe tam bir güven içinde bundan böyle de aynı şekilde yazıp çizeceksiniz. Oysa bu hatayı anlayacak bilimsel yetiniz yüksektir. Hani Peygamber Hazretleri ‘Âlimler, peygamber varisidir’ demiş ya size yazık değil mi?

Bin beş yüz yıl önce yapılan bir hatanın kötü akıntısına kendinizi kaptırıyor ve lekeli bir sayfayla Allah’ın huzuruna çıkmaya hazırlanıyorsunuz. Ben bunları aramızdaki mezhep farklılığına bakmadan söylüyorum. Zira her ikimiz aynı Allah'a aynı Peygamber’e bağlıyız. Gayri Müslim birinden Peygamber’in hakkında öyle bir hakaret gelse elbette üzülür, tepki gösteririm. Fakat böylesi bir hareket sizin gibi bir âlimden gelirse buna üzüntüm daha fazla olur. Alimallah kendimden geçinceye kadar öfke nöbeti geçiririm. Neden mi? Çünkü gayri Müslim olan kimse, belli ki Hz. Muhammed karşısında değil İslam karşısında duruyor; fakat siz İslam dinini kabul etmekle beraber bu sav ve yorumlarınızla salt Hz. Muhammed karşısında dikiliyorsunuz. Onun Peygamberliğine leke sürüyor ve onu (hâşâ) yerlere batırıyorsunuz. Elinizden gelse onu peygamberlik defterinizden silip büsbütün atacaksınız.

Hz. Peygamber hiçbir zaman boş laf söylemez. Bu kadar kitap okudunuz. Hz. Muhammed’e ait böyle bir özelliğe hiç vakıf olmadınız mı? Amr bin El-As'ın oğlu Abdullah, Hz. Peygambere bir gün: "Ya Resulallah! Biz sizden hadis işitiyoruz; ama yazmadığımız için onları unutuyoruz. İzin verir misiniz işittiğimizi yazalım." Hz. Peygamber ‘yaz’ demişti. Abdullah bir daha soruyor: “Ya Resulallah, siz zaman zaman hiddet ve öfkeye kapılıyorsunuz, sizin o andaki sözünüzü yine yazalım mı?” Hz. Peygamber ‘yaz yine yaz’ demiş ve şöyle devam etmiştir: “Nefsime hâkim olan Allah’a yemin ederim benden uygun olmayan bir söz çıkmaz.” Bu hadisi, Usudul Ğabet kitabında cilt 3 sayfa 233’te bulursunuz. Hatırladığım bu hadis konuyu aydınlatmak için yeterli sanırım. Aynı hadis birçok kitapta olduğu gibi El-İstiap kitabında cilt 2 Sayfa 347’de bulunmaktadır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine