ONUR

Davut TÜMKAYA

 Toplumda aynı sınıf, statü ve mevkide bulunan insanlara karşı duyulan saygı neden farklıdır?

Kişilere duyulan saygının farklı farklı olmasının sebebi,  temsil ettikleri mevkinin hakkını verip vermemeleriyle, toplumsal hassasiyeti önemseyip önemsememeleriyle açıklanabilir. Temsil ettiği statünün gereklerini layıkıyla yerine getiren, toplumsal değerlere uyan ve onlarla sağlıklı iletişim kuran insanlara daha fazla güven duyulur. Bu kişilerin itibarı da diğerlerine göre daha yüksektir. İtibar, şerefin (onur, haysiyet) bir göstergesidir. Şeref; özsaygı veya diğer insanlara karşı duyulan saygıdır. Saygının ifadesi ise farklı davranışlar halinde ortaya çıkar.

Saygının ifadesi toplumdan topluma farklılık gösterir. Toplumumuzda büyüklerimizin elini öpmek, bizden büyük birisi geldiğinde ayağa kalkmak, iş yaparken biri selam verdiğinde işimizi bırakıp onunla ilgilenmek ve hal hatır sormak, büyüklerimizin önünde bacak üstüne bacak atmamak, sakız çiğnememek vb. davranışlar saygının ifadesi olarak görülür. Bu davranışlara mazhar olan kişi de onurlu insan kabul edilir.     

Hz. Ali, sergilediği davranışlar, sahip olduğu bilgi, savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ve örnek yaşantısıyla onu tanıyan herkesin beğenisini kazanmıştır. Hz. Muhammed; “Senin, benim nezdimdeki yerinin, Harun’un Musa’nın yanındaki yeri gibi olmasını istemez misin; şu kadar var ki, benimle nübüvvet noktalanıyor.” Hayber günü “Bugün bayrağı öyle birisine vereceğim ki, o Allah ve Resulü’nü sever, Allah ve resulü de onu sever. Allah, fethi onun eliyle müyesser kılacaktır.”sözleriyle Hz. Ali’yi taltif ediyor. Buna benzer birçok hadiste Hz. Ali, Hz. Muhammed’in lutfuna nail oluyor. Allah Hz. Ali’yi hiç kimsenin sahip olamayacağı şeref derecesine ulaştırıyor. Ehlibeyt de Kur’an-ı Kerim’de hak ettiği iltifatı görüyor. "Bunlar benim Ehlibeyt'imdir. Allah'ım, her türlü kötülük, pislik, hata ve günahı bunlardan uzaklaştır ve bunları tertemiz kıl"

Onur, insanın öncelikle kendine duyduğu saygıdır. Saygının ifadesi de kendine değer vermek, güzel duygu ve düşünceler besleyerek insanlar tarafından takdir görmektir. Kendine değer veren kişi kendini hayırlı işlere adar. Ruhunu kötülüklerden arındırır. Allah’ın sevgili kulu olmak için ibadeti eksik etmez, kendisi için istemediği şeyi başkasına istemez. İyiliğin, güzelliğin oluşması için her zaman çalışır. Ağzından yapıcı, iyileştirici ve barışçıl sözler çıkar. Doğruluk temel felsefesidir. Erdem onu tarif edecek en güzel sözdür. Yaşamasının gayesi de erdemdir. Fazilet için adaletten ayrılmaz, sabırlı ve sevecen olur. Karşılık beklemeden insanlara yardımcı olur. Başkasını gereksiz yere övmez, yermez. Başkalarının özgürlük sınırlarını ihlal etmez. İslam’ın gösterdiği yolda ilerlemeye çalışır. İnsanları bu yola davet eder. Baskı ve şiddete yer vermeden hüsnü hakim kılmak için çabalar.

Özsaygıya değer veren kişi, verdiği sözden dönmez. Sonunda bütün malını kaybedeceğini bilse dahi sözünde durur ve onurunu korur. Fakat söz vermeden önce de kişilik değerlerini  zedelemeyecek kararlar verir. Böylece zor durumlara düşecek ortamlardan kaçınır. Tutabileceği sözler verir. Gerçekleşmesi imkansız hayallerin peşinden koşmaz, mantık çerçevesinde dolanır. Aklın emrettiği sınırların dışına çıkmaz.

Onurun göstergelerinden biri de temiz olmak ve güzel görünmektir. Birey önce kendi görünümünü güzel kılmalıdır. Saçı başı dağınık, öz temizliğini yapmayan, etrafa pis kokular yayan birinin saygı görmesi mümkün değildir. Giyimiyle kuşamıyla, bedensel temizliğiyle ve ruh güzelliğiyle ön plana çıkan bireyler sevilir ve güzel dönütler alır. Bu özellikleri kendisini iyi hissetmesini, kendine güvenmesini ve mutlu olmasını sağlar.

Öz temizliği ve güzel görünümü yanında çevresine değer veren ve yaşadığı çevreyi güzelleştiren insanların özsaygı değeri yüksektir. Çünkü özsaygının somut göstergelerinden birisi de bu özelliklerdir. Evini ve evinin çevresini temizleyen, onlara güzel görünüm katan, bahçesinin bakımını yapan, mahallesini veya şehrini güzelleştirmek için çalışan  insanların itibar görmesinin nedenlerinden biri de budur. İnsan yattığı yerin nazif, yediği yemeğin nezih, giydiği elbiselerin temiz olması yanında elbisenin ütülü olması da özsaygının belirtilerinden biridir.

İnsanın ameli de şerefin bir göstergesidir. İşini iyi yapan, doğruyu, faydalıyı, iyiyi arayan güzellikler tesis etmeye çalışan insanların özsaygı değerlerinin yüksek olduğu söylenebilir. Buğdayı üreten çiftçiden, pazarlayan esnafa, ekmeği pişiren fırıncıya kadar herkesin işinin ehli olması gerekir. Çiftçinin ürünü yetiştirmek ve zararlı böceklerden korumak için zehirli ilaçları bilinçli kullanması, esnafın ürünü pazarlama aşamasında sağlığa uygun yerlerde depolaması ve transferini de emniyetli bir şekilde sağlaması gerekir. Fırıncı ununu depoladığı yere, kullandığı araç gerece ve kendi temizliğine dikkat etmelidir. Pişirim yaparken meslek kurallarını harfiyyen uygulamalı insanlara zarar verecek her türlü ortamdan uzak kalmalıdır. Yapacağı küçük hatadan dolayı insanların ölebileceğini hesaplamalı, onların göreceği zarardan dolayı da vicdan muhasebesini yapmalıdır.

 Herhangi bir işte görevlendirilen şahsın iş ve ahlak ilkelerine uyması da şeref addedilir. Görevli, işiyle ilgili yapacağı en küçük hatanın kendi mesuliyetinde olan bütün insanları etkileyeceğini bilmelidir. Yapacağı davranışların emsal gösterilebileceğini de gözden kaçırmamalıdır.

 Toplumsal yapı örülmüş bir kazağa benzer. Kazağın herhangi bir yerinde başlayacak bir çözülme diğer alanlara da sıçrar ki iplik iplik ayrışmaya neden olur. Toplumda

başlayacak çözülme huzursuzluğun doğmasına ve kargaşanın başgöstermesine sebep olur. Bu yüzden toplumsal görevleri üstlenen insanların daha çok dikkat etmesi gerekir. Çünkü toplumsal onuru zedeleyecek herhangi bir davranış toplumun değerlerinin dejenere olmasına neden olur.

 Herhangi bir işte  istihdam edilen görevlilerin müteşebbise  ait alanları, hizmetleri kendi yararları için kullanması veya üç beş kuruşa pazarlaması müesseseye zarar verir. Zarar, müesseseyi zayıflatır, yöneticinin personele olan güvenini zedeler. Bu durum çok tehlikelidir. Güvenin tesis edilemediği bir yerde huzurun olması beklenemez. Huzurun olmadığı yerde de başarı da olmaz. Memnuniyetsizlik artar sonuçta istenmeyen durumlar ortaya çıkar.Bu yüzden insanların birbirine karşı sadık olmaları ve sadakat bağlarını gün geçtikçe kuvvetlendirmeleri gerekir. İhanet etmeden karşılıklı yarar gözetilmeli, mutluluğu yakalayabilmek için her zaman fedakârlık yapılmalıdır. Fedakârlık çift yönlü olmalı her iki tarafı da tatmin etmelidir. Bu davranışın oluşması için empatinin çok büyük önemi vardır. Kendini karşısındakinin yerine koymayan kişi, karşı taraftakinin duygularını anlayamaz. O zaman sağlıklı iletişim kurulamaz ve sorunların doğmasına engel olunamaz.

 Ahlakî değerleri yozlaşmış bir bireyin onurundan söz edilemez. Toplumun çizdiği değer yargılarını ihlal eden kişi de toplumsal düzenin zarar görmesine neden olur. Toplumda uğruna can verilecek değerde görülen namus kavramına gelecek en ufak bir tehdit bütün toplumu etkileyecektir. Çünkü toplumsal değerlerin herhangi birinde oluşan bir bozukluk diğer değerleri de etkiler. Bulaşıcı hastalığa yakalanmış birisini karantinaya almazsanız, hasta diğer bireyleri de etkileyecek toplumun topyekün hastalanmasına, toplu ölümlerin gerçekleşmesine neden olur.

 Toplumdaki manevi değerlerin tahribata uğraması da ahlakî yapının bozulmasına, toplumu ayakta tutan temellerin yıkılmasına sebebiyet verebilir. Toplumda hoş karşılanmayan davranışları inadına yapanlar her ne kadar toplumdan dışlansa da büyük şehirlerde yaşama olanağı bulmaktadırlar. İnsanların birbirini tanıdığı yerlerde oluşan denetleme mekanizması suçların oluşmasına engel olmaktadır. Ancak büyük şehirlerde böyle bir mekanizmanın işlememesi suç oranını arttırmakta, toplumsal değerlerin yerini bireysel çıkarların doğmasına neden olmaktadır. Bireysel çıkarlar zamanla birçok manevi yapıyı bozup yeni değerlerin oluşmasına sebep olmaktadır: Zengin insanların onurlu insanlar sayılması gibi.

 Toplumun herhangi bireyine yapılacak tehdit,  toplumsal bir tepki görmezse tehdit zamanla meşrulaşır veya bireysel tepkilerle zaman zaman sıradışı çözümler üretebilir. Bireysel çözümler uzun vadede çözüm olmaktan çıkıp sosyal bir  uyuma dönüşeceğinden; muhafazakar toplumlar manevi değerlerine gelecek tehdit karşısında toplu tepkiler ortaya koyarlar. Bireylerin bilinç altında oluşan kendini savunma psikolojisi başkasına yapılmış bir tehdidi kendine yöneltilmiş bir tehlike olarak görür ve tepkisini dile getirir. Bu tepki toplumsal onuru korumak için yapılan tepkidir.

 Toplumda huzuru, güzelliği, iyiliği ve erdemi hakim kılmak için onurlu insanlara ihtiyaç vardır. Haysiyetini kaybeden toplumların çözülmeye ve bozulmaya doğru gideceği göz önünde bulundurulursa; bugün ve gelecekte müreffeh bir yaşam sürmek için toplumsal onur, sahip olunan değerlerin en üst tepesine  konulmalıdır. Toplumun ahlakî yapısının korunması ancak o değerleri benimsemiş bireylerin yetişmesiyle olacaktır. Bu değerler, İslamî bir çizgide ve Ehlibeyt imamlarının izinde olursa istenilen gayeye ulaşılmış olur. Çünkü yaşamlarının tek amacı iyiliği hakim kılmak olan Ehlibeyt imamları hiç kimseye haksızlık etmemişler, kimseye kötülük etmemişler ve hiç kimseye karşı art niyet beslememişlerdir. Allah’ın emirleri ve Hz. Peygamberin sünneti doğrultusunda yaşamışlar; şan, şeref kavramlarının en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Allah herkese onların ihsanını nasip eylesin. Onların iltifatına mazhar olacak kişiler olmasını sağlasın.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine