AMMÂR BİN YÂSİR ( R.A.)

                                       İzzettin Uslu

 

Müşriklerin büyük işkencelerine maruz kalan ilk sahabelerden biri. Adı Ammâr, künyesi Ebû Yakazan, babası Yâsir, annesi Sümeyye idi. Kaynaklarda nesebi şöyle kaydedilir: Ammâr b. Yâsir b. Âmir b. Mâlik b. Kinâne b. Kays b. Hasin b. el-Vedim b. Sa'lebe b. Avf b. Hârise b. Âmir el-Ekber b. Yamğ b. Anes b. Mâlik el-Anesi elKahtânî. (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe,IV, I, 44)

Hz. Ammar’ın bizim için en büyük önemi İslam dininin yayılması için yaptığı katkılar yanında onun her zaman Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ve Hz Ali’nin yanında bulunması ve bu vesileyle onun en büyük Alevilerden olduğunu kesin olarak söyleyebilmemizdir. Sıffın Savaşı’nda Hz. Ali’nin ordusu saflarında savaşırken Hz. Muhammed’in (s.a.a.v) nitelemesiyle başını Muaviye’nin çektiği ‘BAĞİLER’ tarafından şehit edilmiştir.

Ammar bin Yasir, bütün İslam tarihçileri tarafından kendisinden övgüyle söz edilen nadir şahsiyetlerdendir. Öyleki Sünni kaynaklardan alınan rivayetlerde bile kendisinden övgü ile söz edilmiştir. Peygamberimizin hanımlarından Ayşe “Eleştiremeyeceğim tek zat Ammar’dır.” demiştir.

Ammâr'ın babası, aslen Kahtanlı olup öz yurdu Yemen'dir. Yâsir, Yemen'den çıkarak Mekke'ye geldiğinde yanında oğulları Hâris ve Mâlik de vardı. Burada Mahzumoğullarının müttefiki oldu, Ebu Huzeyfe b. el-Muğîre el-Mahzûmî'nin cariyelerinden Sümeyye ile evlendi. İşte Ammâr, bu evlilikten doğmuştur. (İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Kübrâ,III, 247)

Ammâr, Mekke'de yabancı bir adamdı. Annesi cariyeydi ve babası da Kureyşli değildi. Bunun içindir ki, onun bu şehirde malı ve mülkü olmadığı gibi, iktidar ve nüfuzu da yoktu. Annesi, Mahzumoğullarının cariyelerindendi. Müslüman olunca efendileri çileden çıkmış ve ona türlü türlü işkence ve cefalar çektirmişlerdi. Fakat iman şuuru, ilk Müslümanların kalbinde o kadar derin bir şekilde yerleşmişti ki, bunlar imanları yüzünden uğradıkları her mihnet ve meşakkati nimet saymışlardır. İman, onların iliklerine işlemişti ve bu yüzden İslâm uğrunda başlarına gelecek hiçbir şeyden korkmuyorlardı. İşte İslâm tarihinde ilk şehit, Ammâr'ın annesi Sümeyye oldu. Sümeyye ve eşi Yâsir, Mekke’nin yöneticileri olan müşrikler tarafından aynı günde şehit edilmişlerdir.

Ammâr bir gün Hz. Peygamber'e kendisinin ve ailesinin uğradığı eza ve cefadan bahsetti. Resulullah (s.a.a.v) da ona: "Sabrediniz, sabrediniz, siz Ammâr'lar, Allah'ın lütfuna mazhar olacaksınız." buyurdu. Başka bir gün de Resulullah, Ammâr ailesini cennetle müjdelemiştir.

Ammâr'ın annesi ve babası İslâm davasının ilk şehitleridir. Bu itibarla Ammâr âilesinin İslâm tarihindeki yeri çok büyüktür. Hz. Ammâr, anne ve babasının İslâm davası uğrunda şehit olduklarını görmekle imanı daha da artmış, müşriklerin bütün eza ve cefalarına göğüs germişti. Bütün ashap onun bu fedakârlığını, herkes için bir ibret numunesi olan hâllerini yâd ederlerdi. Sâid b. Cübeyr ile Abdullah bin Abbas,  Ammâr'ın ancak en dayanılmaz işkencelere uğradığı anlarda müşriklerin elinden kurtulmak için birkaç söz söylediğini beyan ve ifadede birleşirler. Hz. Ammâr, uğradığı bütün bu müşkülleri, yaşamış olduğu bütün işkenceleri derin bir sabırla karşılamış kalbinde yerleşen tevhit inancı, bir lahza bile sarsılmamış; çölün kızgın kumları, kızgın kayaları sırtını ve göğsünü yaktığı veyahut sular içine daldırılarak boğulmak istendiği zamanlarda bile kalbi hep kelime-i tevhit ile çarpmıştır.

Hz. Ammâr Medine'ye ilk hicret edenlerden olup Medine’de Hz. Münzir b. Abdülmübeşşir’in misafiri olmuştur. Resulullah (s.a.a.v)  Medine'ye gelince, onu, Hz. Huzeyfe b. Yemân el-Ensârî ile kardeş yapmıştır. Ammâr, bu din kardeşinin verdiği arazi parçasında çalıştı. (İbn Sa'd, Tabakât, III, 249) Resulullah'ın Medine'ye gelmesi üzerine ilk yapılan iş, mescit inşasıydı. Resulullah bizzat ashabıyla beraber bu inşaatta çalıştılar. Ammâr da bütün gücünü sarf ederek bu mescidin inşasına büyük katkıda bulunmuştur. Ebu Sâid el-Hudrî der ki: Hepimiz mescit için birer taş taşıdığımız hâlde, Ammâr ikişer taş taşıyordu. Resulullah, onu görünce üzerindeki tozları silkeleyerek şöyle buyurmuştu: “Vah Ammâr vah! Seni azgın bir topluluk öldürecektir. Sen onları Hakk'a davet ederken, onlar seni cehenneme çağıracaklar.” Yine bir defa, başka bir münasebetle Resulullah şöyle buyurmuştur: "Eyvah, Sümeyye'nin oğlunu azgın bir topluluk öldürecektir." (İbn Sa'd, Tabakât, III, 252) İşte insanları cehenneme çağıran bu azgın (baği) topluluk, Muaviye’nin başını çektiği topluluktur. Ammâr b. Yâsir, Bedir Gazası’ndan başlayarak Tebük Gazası’na kadar Resulullah'ın bütün cihat hareketlerine katıldı. Her savaşta gösterdiği cesaretle varlığını ortaya koydu. Hiçbir gün Resul-u Ekrem'in gazvelerine katılmaktan geri durmadı.

Resulullah, Ammâr'ı çok sever ve korurdu. Bir gün Ammâr, Hâlid İbn Velîd ile tartışmış, Resulullah bu tartışmayı duymuş ve Hâlid,  Resulullah'a Ammâr'ı şikâyet yollu ve ağır sözlerle ithama başlayınca Ammâr ağlamıştı. Bunun üzerine Resulullah: "Kim Ammâr'a düşmanlık ederse Allah'a düşmanlık etmiş olur. Ammâr'a düşman olanın düşmanı Allah'tır." buyurmuştu. (Ahmed b. Hanbel, IV, 89, 90)

Hz. Ammâr, 2. halife Ömer devrinde Kûfe valiliğine tayin edilmiş ve Kufe’yi bir sene dokuz ay kadar mükemmel bir şekilde idare etmiş; ancak bir süre sonra Kûfe'nin ileri gelenlerinin haksız ve yersiz isteklerine boyun eğmemesi yüzünden, hoşnutsuzluk ile karşılaşmıştır. Hz. Ammâr'ın bu gerçekçi tutumundan şikâyetçi olan Kûfe'liler isteklerini sürekli Halife Ömer’e bildirip durmuş ve sonunda Ömer, bu değerli zatın yani Ammâr’ın yerine Ebu Musa'l-Eş'âri'yi tayin etti. Değerli Müslüman kardeşlerim, bu meseleye dikkatinizi çekmek isterim. Ammar bin Yasir’ den önce de Hz. Ali taraftarı birçok sahabede hep aynı akıbete uğramıştır. Ebu Zerr (r.a), sırf Muaviye tarafından yapılan yanlış ve çirkin icraatlara karşı çıktı diye Halife Osman tarafından insafsızca sürgüne gönderilip işkencelere maruz bırakılmamış mıydı? Yalnız dikkat edelim, bu taraflı tutumlar ve davranışlar Ehlibeyt düşmanlarını sürekli maddi olarak güçlendirmiş ve daha sonraları Muaviye ile başlamak üzere bütün Emeviler devri boyunca Ehlibeyt ve Hz. Ali taraftarları hor görülecek camilerde (hâşâ) lanetlenecek, işkencelere maruz tutulacak ve hatta Kerbela’da Muaviye nin oğlu Yezid tarafından tamamen yok edilmeye çalışılacaktır. Dikkat edeceğimiz husus, Ehlibeytin düşmanlarını güçlendiren bu tutumların hep ilk üç halife tarafından başlatılmış olmasıdır.

Hz. Ammar’ın saf bir Alevi olduğunu gösteren en önemli olaylardan birisi onun Sıffin Savaşı’ndaki tutumudur. Cemel olayından sonra Hz. Ali, Muaviye'ye karşı hareket edince iki taraf Sıffîn mevkiinde buluşmuş ve Hz. Ammâr, meşru halife Hz. Ali'nin ordusunda yer almıştır. Bu savaşta en çok gayret gösteren ve canla başla çarpışanlardan biri de Hz. Ammâr’dır.

Değerli Müslüman kardeşlerim, bir olaya daha dikkatinizi çekmek isterim. Bilindiği gibi Sıffin Savaşı’nda Amr b. El  As, Muâviye’nin ordusundaydı. Muharebenin en şiddetli anında Ammâr, ilerleye ilerleye Amr b. el-Âs'ın yanına vardıktan sonra ikisinin arasında şu konuşma geçer:

Ammâr:

“- Ey sen Amr! Mısır valiliğini ele geçirmek karşılığında dinini sattın!”

Amr:

“-Hayır, öyle bir şey yok; fakat ben, Osman'ın katillerine kısas uygulanmasını istiyorum.”

Ammar: 

“-Ben seni nasıl tanıyorsam, senin hakkında öylece şahadet ederim. Sen Allah için böyle bir şey yapmazsın. Belki bugün ölmezsen, yarın öleceksin. Herkese niyetine göre hakkı verildiği zaman sana ne verileceğini düşün. Sen, bugün İslâm devletinin bayrağını taşıyan adama karşı, Resulullah'ın hayatında da üç defa savaşa katıldın. Bu da dördüncüsüdür. Senin bu seferki hareketin daha öncekilerden daha iyi ve doğru değildir!” (İbn Sa'd, Tabakât, III, 259). Bilindiği gibi Amr b. el-Âs, Bedir, Uhud ve Hendek Savaşları’nda müşrik ordusu saflarındaydı. İşte Hz. Ammâr, ona bunu ima etmek istiyordu.

Sıffin günlerinin birinde, güneş batmak üzereydi ve savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. İftar zamanı geldi ve oruçlu olan Ammâr çevresindekilere: "Bana bu dünyadaki son rızkımı veriniz!" diye seslendi. Ona bir miktar süt getirdiler. Ammâr sütü içtikten sonra: "Bugün dostlara kavuşacağım, Muhammedi'me, arkadaşlarına varacağım." dedi. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.a.v) ona: "Ammâr, senin dünyada son rızkın süt olacaktır." demişti. İşte bu gün Ammâr, onu hatırladı. Olanca gücüyle Muâviye tarafına saldırdı. Bu sırada İbn-i Câdiye adında biri onu yaralayarak yere düşürdü ve Ammâr şehit oldu. Ammâr'ın şehit olması üzerine ortalık karıştı. Herkes ne yapacağını şaşırdı. Zaten akşam olduğundan savaş da durmuştu. (İbnü'l Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, III, 134)

Hz. Ali tarafında bulunan Abdurrahman es-Sülemî, Ammâr'ın şehit olduğu akşam Muâviye'nin ordugâhına gitti. Zaten, akşamları savaş bittikten sonra iki tarafın adamları birbirleriyle konuşmayı alışkanlık hâline getirmişlerdi. Muâviye, Amr b. el-Âs, Ebu'l-Aver ve Abdullah b. Amr b. El-Âs oturmuş konuşuyorlardı. Amr b. el-Âs'ın oğlu Abdullah babasına: "Ammâr'ı niçin öldürdünüz? Resulullah'ın onun hakkında ne dediğini bilmiyor musunuz?" dedi. Amr b. el-Âs: "Ne buyurdu?" diye sorar. Abdullah da şu açıklamayı yaptı: Medine Mescidi inşa olunurken, en çok çalışan Ammâr'dı. Herkes bir taş taşırken o, iki taş taşıyordu. Resulullah Ammâr'ı okşamış ve yüzündeki tozları silerken şöyle buyurmuştu: ‘Sümeyye'nin oğlu, herkes birer taş taşırken, sen fazla ecir kazanmak için ikişer taşıyorsun. Bununla beraber seni, azgın (baği) bir topluluk katledecektir!’ Muâviye araya girerek durumu kurtardı: "Ammâr'ı biz öldürmedik, onu buraya getiren ve herkesi çadırından evinden çıkartıp, buraya yollayanlar öldürdü!" Böylece Muâviye, kendini teselli etmek istemiştir. (İbn Sa'd, Tabakât, III, 252; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarih, III, 311; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 513)

İşte Resulullah’ın (s.a.a.v) işaret ettiği azgın topluluk, Sıffın Savaşı’ndaki Muaviye,  Amr b. El As ve etrafındakilerden oluşan topluluktur. Bu topluluğun uygulamaları İslam âlemini daha sonraları bir daha düzeltilemeyecek yanlış ve din dışı uygulamalara götürecek ve belki de günümüzde İslami diye bilinen ama Hz. Muhammed’in (s.a.a.v) uygulamaya koymak istediği İslami yönetimle ilgisi olmayan günümüzdeki İslam anlayışının temelleri atılacaktı. Ne yazık ki bazılarınca sahabe diye bilinen ve onlara dokunulmazlık zırhı giydirilen bu azgın topluluk için Sünni âlim ve hadisçiler, bu zatların yaptıkları yanlışlıkları itiraf edecekler; ama bin bir kelime oyunu,  yalan hadisler vb. şeylerle bunları aklamaya çalışacak ve de son olarak İÇTİHAT diye bir kavrama sarılacaklardır. Bu şekilde bu azgın topluluğun zatları hiç de hak etmedikleri hâlde saygın birer sahabe sayılacaktır.

Hz. Ali, Ammâr'ın şehit olduğunu öğrenince çok üzüldü: "Allah, Ammâr'a rahmet eylesin. O, Resulullah'ın etrafında dört beş kişi varken Müslüman oldu. O da, anne ve babası da Allah'ın mağfiretine mazhar olacaklardır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a.v.), Ammâr ailesini Allah'ın mağfiretiyle müjdelemişti." dedi. Sonra şunları ekledi: “Ammâr'ın katili elbette cehennemliktir.” Bundan sonra Ammâr, teçhiz ve tekfin edilerek Kûfe mezarlığına defnolundu. Şehit olduğu zaman doksan bir yaşındaydı.

Daha önce Hz. Ammâr'ın akîdesi uğrunda müşriklerden gördüğü işkencelere nasıl göğüs gerdiğini ve gözleri önünde annesiyle babasının müşrikler tarafından nasıl şehit edildiklerini kaydetmiştik. Ammâr, bu derin ve samimi imanını, İslâmî farzları ifa ile ve gece gündüz ibadet ve taatla çalışarak takviye ederdi. İbn Abbâs şöyle der: "Şu ayet-i kerîme Ammâr hakkında nazil olmuştur: "O ki, gecelerini sücûd ve kıyam ile geçirerek ahiretten korkar ve Allah'ın rahmetini ümit eder." (ez-Zümer, 39/9).

Gerçekten Hz. Ammâr, daima huzur ve huşu içinde yaşayan, namazlarında bu hâlden zerre kadar ayrılmayan bir sahabe idi.

Ebu Vâil şöyle anlatır: Hz. Ammâr, bir gün bize son derece veciz ve beliğ bir konuşma yaptı. Sonra minberden indi. Ona: "Ya Ebâ Yakazan! Çok beliğ ve veciz söyledin, biraz daha uzatsaydın olmaz mıydı?" diye sorduğumuzda şu cevabı verdi: "Resulullah'ın şu sözleri söylediğini duydum: "Bir adamın namazında uzunluk, hutbesinde kısalık, onun fıkıhtaki âlimliğini gösterir. Onun için namazı uzatınız, hutbeleri kısaltınız. Beyanda cezbedici bir özellik vardır. " (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 264).

Hz. Ammâr; hiçbir namazını kazaya bırakmazdı. O, bir zamanlar su bulunmayan bir yerde gusle ihtiyaç duydu, topraklarda sürünüp teyemmüm ederek namazını eda etti Hz. Ammâr, daha sonra bu durumu Resulullah'a anlatınca o da, Ammâr'a teyemmümü öğretti.

Ammâr, Kûfe'deki valiliği sırasında cuma namazında Yâsin Suresi'ni okurdu. Bilhassa hutbelerinde son derece kısa, veciz ve beliğ sözlerle yetinir ve böylece Resulullah'ın sünnetine uyardı.

Ammâr b. Yâsir uzun boylu, beyaz tenli, gayet yakışıklıydı. İslâm'ın yücelmesi, yeryüzünde hâkim olması için büyük gayretler gösteren bu sahabe, İslâm devletinin varlığına gölge düşmesin ve İslâm toplumunun vahdeti zedelenmesin diye katıldığı Sıffîn olayında şehit olmakla, kendisinden sonraki nesle örnek olmuştur. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine