NELERİ KAYBEDİYORUZ (AKRABALIK)

Vasıl GÜNDÜZ

İnsanlar yaratılış gereği üç temel üzerine oturtulmuştur. Bunlardan birincisi, insanın psikolojik bir varlık olmasıdır. Yani her insanın bir ruh hali vardır. Zamana, kişiye ve yere göre farklılıklar gösterir. Bu durum canlılar içerisinde sadece insanlara mahsus bir durumdur. Temel özelliklerden ikincisi ise insanın biyolojik gereksinimlerinin olmasıdır. İnsanın fiziksel gelişimini devam ettirebilmesi için yeme, içme vb. ihtiyaçları söz konusudur. Üçüncü temel özellik ise insanın sosyal bir varlık olduğudur. İnsan yalnız yaşayamaz, kalamaz, onun çevresiyle etkileşime girmesi gerekir. Bu da onun sosyal varlık olma özelliğini gösterir.

Toplumu da meydana getiren unsurlar vardır. Bu unsurlardan biri aile ise (çekirdek aile) diğeri de şüphesiz akrabalardır. Dinimiz aileye ve akrabaya büyük önem vermiştir. Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: ““... Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının.” (Nisa :1)

Üzülerek belirtmeliyiz ki emperyal kültür, dünya üzerindeki bir çok değerleri ve kültürleri yok etmiştir ve yok etmeye de devam etmektedir. Bu durum, genelde dünyayı, özelde bizi (Nusayri Alevileri) de etkilemiştir. Bu realiteyi yadsıyamayız, ama bu gerçekliği de körü körüne kabullenemeyiz.

Günümüzde gerek ekonomik durumlar, gerekse gelişen teknoloji akrabalık ilişkilerine büyük oranda zarar vermiştir. Hatta bu ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. Bu durum kendisini merkezi yerleşim birimlerinde yaşayan kardeşlerimiz üzerinde, kırsal alanda yaşayan kardeşlerimize nazaran daha net şekilde göstermektedir.

Büyük aile kavramı yerini çekirdek aileye bırakmıştır. Şöyle ki ; dede-nine, anne-baba ve çocuklar arası kuşak çatışmaları, amca, hala, dayı, teyze çocuklarının (kibar dilde (!) kuzenlerin) birbirlerini görmemeleri hatta birbirlerinin isimlerini dahi bilemedikleri bir dönemde, büyük aileden bahsetmek yersiz olurdu. Böyle bir manzara ile karşılaşmamızda aile büyüklerimiz kadar, biz düzenin birey üzerindeki etkisi oldukça önemli bir yere sahiptir.

Hangi Değerleri Kaybediyoruz?

Aile içi hiyerarşik yapımız kayboluyor. Özellikle yeni kuşakta anne, baba, ağabey, kardeş kavramları kullanılmamaktadır. Anneye ve babaya olan saygı gittikçe azalmaktadır. Oysa ki yüce kitabımız anne ve baba ile ilgili şöyle buyurmuştur: “Ve Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik etmenizi hükmetmiştir; onlardan biri, yahut her ikisi, senin hayâtında ihtiyarlık çağına ererse onlara “üf” bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle.” (İsra :23)

Akrabalar arası ilişkilerimiz de yok oluyor. Çok değil 1-2 nesil öncesine kadar birbirlerini ziyarete giden büyüklerimizin yerini, akrabanın ne demek olduğunu bilmeyen, bilgisayar masasından, iddia bayilerinden çıkmayan, hatta arkadaşını bile internet üzerinden bulan bir nesil almıştır. Bundan kaynaklanan olumsuzluklarla ilgili televizyon programlarında sıkça görmeye başlamamız tesadüfi değildir.

Günümüzde akraba birliktelikleri hastalık, ölüm, düğün gibi belli durumlarda zorunlu olarak ifşa edilmektedir. Bunu yerine getirirken de “çevreye ayıp olmasın” mantığıyla hareket ediliyor olması işin diğer düşündüren noktasını ifade ediyor.

Ekonomik anlamda belli refah düzeyine ulaşmış insanlarımız, ne hikmetse (!), daha düne kadar selam verdiği, beraber dolaştığı, hatta aynı sofrayı paylaştığı kardeşini, akrabasını tanımaz hale gelmişlerdir. Tam da bu noktada Hz. Ali’nin (a.s) bu konuyla ilgili hutbesine değinmeden geçemeyeceğiz:

"Gerçekten de rızık yağmur damlaları gibi gökyüzün­den yere iner, herkese ayrılan miktar eksiksiz-artıksız gelir, çatar. Dolayısıyla biriniz kardeşinizin aile veya malında, ya da bizzat kendi üzerinde bir fazlalık görürse bu onun fitne-fesada düşmesine neden olmamalıdır.

Zira Müslüman olan kişi; anıldığı zaman aşağılanacak ve alçak-dar görüşlü kimselerce kınanacak bir aşağılığa düşmedikçe, ilk etapta yenecek ve zarar-ziyan görmeyecek bir yarışmacıya benzer.

Hakeza kendinde hainlik olmayan Müslüman da Allah'tan iki güzel şeyden birini bekler. Ya Allah'a çağrılır, bu takdirde kendisine Allah'ın nezdinde olanlar daha iyidir. Ya da Allah'ın rızkına erer ki böylece ailesi ve malı olur, din ve hasebi (ilim, edep ve sabrı) de onunla olur, ayrıl­maz. Şüphesiz ki mal ve evlat dünya ekinidir (ki fani ola­caktır.) Salih amel ise ahiret ekinidir (ki bakidir.) Allah bazı kişilere de her ikisini verir. O halde Allah'ın sizleri korkuttuğu şeyden sakının. Allah'tan özür dilemek ihtiya­cını duymayacak şekilde korkun. Gösteriş ve kendini beğenmişlik günahına bulaşmadan amel ediniz. Zira Al­lah'tan gayrisi için amel edeni Allah amel ettiği kimseye havale eder Allah'tan şehitlerin makamını, saadet ehlinin yaşayışlarını ve peygamberlerle birlikte olmayı dilerim.

Ey insanlar hiç kimse her ne kadar mal-mülk sahibi de olsa yakınlarından ve onların kendini elleri ve dilleriyle savunmalarından müstağni (ihtiyaçsız) olamaz. İnsanın yakınları, insanın ardında en iyi, en büyük koruyucularıdır. İnsanın dağınıklık ve perişanlığını en iyi derleyip topla­yanlar onlardır. Zorluk ve acılarda kendine (yabancılardan) daha merhametli olurlar.

...Allah'ın insana halk arasında verdiği iyi-hayırlı isim, başkasına miras olarak bırakacağı maldan daha hayırlıdır.

Sakın ola ki fakir yakınlarınızı gördüğünüzde onlardan yüz çevirmeyin, onlara vermediğinizde çoğalmayacak ve verdiğinizde ise azalmayacak malı ihsan ediniz. Her kim akrabasından el çekerse onlardan bir el çekilmiş olur, ama kendisinden birçok el çekilmiş olur.

Her kim etrafındakilere alçakgönüllü ve merhametli olursa, onların sürekli dostluğunu kazanır.” (Nech’ul Belaga 23. hutbe )

Bayramlarımızı eskiden nasıl kutladığımızı düşünelim; ailenin bütün fertleri, aile büyüğünün evinde toplanır, bayramlaşır, dargınlıklar ortadan kaldırılır, birbirlerinden uzak olanlar hasret giderirlerdi. Günümüzde ise bunun yerini bayram = tatil anlayışı almıştır. Hazır şablon olarak bulunan bir cep telefonu mesajı veya internet üzerinden bir bayram kartı ile teknolojik ve modern bir kutlama (!) yapmış oluyoruz. Kısacası bayramlarımızı mecburiyetten kutlar bir hale geldik. Bizler ki o bayramlara en çok sahip çıkması gereken bir inançtanız. O bayramın, dinsel ve kültürel anlamda, manevi hissini yaşamadan geçiriyoruz.

Akraba ilişkilerinde üzücü olan bir diğer nokta ise aile bireylerinin bir araya geldiklerinde kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde birbirlerine sordukları ilk şey “çoktandır görüşemiyoruz, niye arayıp sormuyorsun” türünden sorulardır. Bu durumun komik tarafı, her iki tarafında birbirlerine aynı bahaneleri söylemeleridir. “hastaydım, işlerim çok yoğundu, çocuklarla uğraşıyordum vb.” Unutulmamalıdır ki insanlarımız dizilere, magazin ve spor programlarına ayırdıkları saatlerin çok az bir kısmını bir araya gelmek için harcasalar belki bugün bu yazıyı yazmamıza gerek kalmayacaktı.

Çevremizdeki aile büyüklerimiz aramızdan ayrılmaktadırlar ve geride kalan nesil de birbirlerinden bîhaber yaşamaktadır. Aynı soyadı taşıma dışında bir akraba tanımı, içeriği, yakın bir zamanda yapılamayacaktır. İnsanlarımız gittikçe birbirlerine yabancılaşıyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen henüz her şey bitmiş değildir. Burada büyüklerimize özellikle anne ve babalara büyük görev düşmektedir. Bizler bu manevi güzelliklere, herhangi bir çıkar beklemeden önem vermeliyiz. Bu güzelliklerin yaşanmamasında / yaşatılmamasında bizlerinde hataları olmuştur. Önemli olan bu hatalardan olumlu çıkarımlar yapıp, yeni nesillerin bunları yaşatmasında onlara somut katkılarımızı sunmamızdır.

Bu noktada değerlerimizi korumaya ve yaşatmaya çalışan derneğimize desteğinizi bekliyor ve derneğimizin kültürel faaliyetlerinde bulunmasını istiyoruz.

Kuran-ı Kerim’de aile ve akraba ilişkileri ile ilgili Allah (C.C) şöyle buyurmuştur:

“İbâdet edin Allah'a ve ona hiçbir şeyi eş etmeyin. Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz köle ve cariyelere iyilik edin, çünkü Allah, kendini beğenip övenleri sevmez.” Nisa 36

“Artık yakınlara, yoksula ve yolda kalana hakkını ver, Allah'ın rızâsını dileyenlere bu, daha hayırlıdır ve onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri.” Rum 38

 

“Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçma, savurma.” İsra 26

 

“Üstün ve geçimi geniş olanlarınız, akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda yurtlarından göçenlere vermekten çekinmesinler ve iyilik etmeyi terk etmesinler ve bağışlasınlar ve suçtan geçsinler. Allah'ın, sizi yarlıgamasını sevmez, istemez misiniz? Ve Allah suçları örter, rahîmdir.” Nur 22

           

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan misafirine ikram etsin akrabasıyla bağını koparmasın"(tirmiızi)

"Allah teâlâ buyurmuştur: "Ben Allahım. Ben Rahmanım. Rahmi ben yarattım. Ona ismimden bir isim ayırıp taktım. Kim akraba ile ilgisini sürdürürse, ben de onunla ilgimi sürdürürüm. Kim ondan ilgisini keserse, ben de ondan ilgimi keser, onu perişan ederim."(tirmizi)

"Büyüklerinizden, akrabalarınızı ve akraba ziyaretini öğrenin! Çünkü akraba ziyareti, ailede sevgiyi artırır, malı çoğaltır ve ömrü uzatır."(tirmizi)

"Kendisiyle ilgiyi devam ettiren akraba ile ilgilenmek gerçek ilgilenme değildir, asıl ilgilenme, akraba kendisinden alakayı kestiği zaman, onu ziyaret edip, ona ilgi göstermektir."(buhari)

Hz. Ali (a.s) Nech’ul Belaga’da şöle buyurmuştur:

"Dostları kaybetmek, gurbettir."

"İnsanların en acizi, kardeş kazanmada acizlik edendir; ondan daha acizi ise, kazandıktan sonra kay­bedendir."

"İnsanlarla; öldüğünüzde ağlayacak, yaşadığınızda ise sizi özleyecek bir şekilde geçinin."

 

ALLAH BİZLERİ EHLİBEYT YOLUNDAN AYIRMASIN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine