BİR ALEVİ’NİN ÜNİVERSİTEDE KARŞILAŞTIKLARI

Mehmet UYAR

Üniversite hayatına annemin, babamın ve yakın çevremin “Aman Alevi olduğunu belli etme. Ne duyarsan duy sus, kendini savunma, onlara uyum sağlamaya çalış.” nasihatleriyle başlamıştım. Çevremdekiler önce başarımı tebrik ediyor daha sonra aynı nasihatleri sıralıyorlardı. Nedeni ise belliydi. Kimliğimi açıklarsam ezileceğimi, hor görüleceğimi düşünüyorlardı.

Gittiğim şehir dağlarla çevrili ve ulaşım açısından elverişsiz olan bir Anadolu şehriydi. Bu nedenle de halkı dışarıdan gelenlere özellikle de üniversite öğrencilerine pek hoş bakmıyordu. Halk ve dışarıdan gelip yerleşenler, genellikle aynı görüşlere ve bakış açısına sahiplerdi. Bu, muhafazakâr bir görüştü ve insanlar, bu muhafazakârlığın etkisiyle önyargılı ve sabit fikirliydi.

Yaşadıklarım bana öğretmiştir ki; cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler. Ne yazık ki gittiğim şehirdeki tüm çevremde bu durumla karşılaştım. Sınıfımdaki ve yaşadığım yerdeki kişiler de şehirdeki toplumla birebir örtüşen düşünce yapısında idiler.

Bundan sonraki öğrenim hayatımın tümünde karşılaştığım olaylar, yaşadığım durumlar nedeniyle yaptıkları uyarılar konusunda akrabalarıma hak verdim. Çünkü ad söylendikten sonra her zamanki gibi sorulur: “NERELİSİN?” Ben de bunun cevabını verince arkadaşlarımın yüzünde bir şok ifadesi oluşur ve ardından soru gelir: “Sen Alevi değilsin değil mi?” Diğer arkadaşım yüzüme bakarak beni o kötü (!) duruma layık görmez ve yanıtı önce kendi verir: “Yok canım değildir.” Tabi bana düşen cevap hayır oldu ve böylece ailemden ayrılıp bin bir hevesle geldiğim üniversitenin ilk gününde kendi aslımı inançlarımı, toplumumu inkâr etmiş, ettirilmiş oldum.

Çağdaş, demokratik, özgürlüğün en çok yaşatılmaya çalışıldığı gösterildiği benimsetilmeye çalışıldığı yerdir üniversiteler. Çünkü hocalarımız bundan sonra hayata atılacak ve gelecek nesilleri yetiştirecek olan biz öğrencilerine bu sosyal hakları anlatmaya çalışırlar ki bizler de aynı şekilde davranabilelim ve eşit haklara sahip bir toplum olabilelim. Ancak ne acıdır ki arkadaşlarımın önünde inancımı savunamadığım gibi hocalarla da sınıfta bu konu tartışılırken susmak zorunda kalmıştım.

Daha sonraki günlerde olayları daha iyi anlamaya başladım. Bazıları tarafından yoğun ve sistemli bir faaliyet yürütülüyordu. İnsanlar, belli bir düşüncenin kalıbına sokuluyordu, toplum kuralları da o düşüncenin ön gördüğü şekilde oluşturuluyordu. Dahası bu düşünceler, üniversite gençliğine de empoze ediliyor, öğrenciler maddi ve manevi imkânlardan faydalandırılarak kendilerine çekiliyor ve bu imkânlardan faydalanan öğrenciler de zamanla verilmek istenen düşüncenin esiri oluyordu. Bu kesimler, neredeyse şehrin tamamını ve öğrencilerin çoğunu etkileri altına almışlardı. Dolayısıyla çevrem bu insanlardan oluşuyordu, çaresiz ben de bunlarla günlerimi geçiriyordum. Orada onlara uyum sağlamak zorundaydım ve böylece kendi inancımın gereklerini bırakıp onların ibadet ettiği şekilde ibadet etmeye başladım. Yoksa onların içtenlikle söylediği gibi Allah korusun (!) Alevi (inançsız) olurdum.

Ne zaman Alevilik konusu açılsa hep bir önyargı ve iftirayla karşılaştım ve daha da acısı bu önyargı ve iftiraların arkadaşlarıma aileleri tarafından kesin bir doğru olarak öğretilmiş olduğunu anladım. Tabi bu düşüncelerin yanlış olduğunu yüzlerine vuramadım. Kendi inancımın ve toplumumun bu hurafelerle ve iftiralarla hiçbir alakası olmadığını içim yansa da anlatamadım. Daha sonra bu duruma da alıştım.

 

Benim gittiğim şehirde katlandığım durumlara inşallah benden sonraki nesillerimiz katlanmak zorunda kalmaz ve inşallah gittikleri her yerde inançlarını ve görüşlerini özgürce savunabilirler. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine