BİR TEMMUZ

Nihad YENMİŞ


Bir toplum düşünün belli günler ve tarihler onun için bir tutkuya dönüşmüş olsun. Bir toplum düşünün ki, bu belirli günleri yaşatıp günümüze ulaştırmak adına onlara sımsıkı sarılmış ve sebepsiz, günahsız bir şekilde uğradığı baskı, dışlama ve hatta katliamlara rağmen büyük bir gizlilik içinde ama inançla, tutkuyla onlara bağlanmış olsun. İşte Alevi-Nusayri toplumu buna verilebilecek belki de en güzel canlı örnektir. Büyük bir özveri ve inançla günümüze taşıdığı kültürünün vazgeçilmezleri olan Kıddes günü, Bırbara günü, Imleytütet günü, Hariri günü, Irkakiy günü, Evvel (bir) Temmuz günü gibi birçok kimi dini kimi doğal ve çevresel etkilerden oluşmuş ve Rumi takvime göre tutulan özel günleri vardır. Çok değil, bundan 30 yıl öncesine kadar bu günler bu toplumun olmazsa olmazlarındandı. Dolayısıyla herkesin anılarında bu günlere ait mutlaka bir unutulmazı vardır.

1 Temmuz günü (Miladi 14 Temmuz gününe denk gelen gün) kutlamaları aynı günün şafak vaktinde yapılırdı ve her yaştan insan o günün heyecanını içinde taşırdı. Bu gün, öylesine önemsenirdi ki, aynı zamanda halkın dilinde bayram olarak da dillendirilirdi. Yaşlısı, genci, çocuğu, sakatı, tüm köy halkı bu belirlenen zamanda denize girerdi. Bu deniz suyunda yıkanma, yıl boyunca hasta olmamak için yapılırdı. Bu inanış o kadar yerleşikti ki, denize girilmediğinde sanki kışın sağlık problemi yaşanacakmış endişe ve korkusu yürekleri sarar dururdu.

Hastalara denizde farklı bir uygulama yapılırdı. Hasta, dalganın kıyıya vurduğu yere özenle oturtulur ve hastanın başı denize doğru dik ve ufuk çizgisine bakar durumuna getirilirdi. Başının üzerine halbur (İri delikli deriden örülmüş elek) tutulur ve kirneple (su kabağı) halbura su dökülerek hastanın başından vücudunun her tarafı ıslanana kadar dökülürdü. Bu işlem iyi dileklerle ve hastanın iyileşmesi için okunan dualarla yapılırdı.

Sağlıklı olanlar şafak vaktinden gün doğumuna kadar yüzerdi. Bu işlemin müspet sonuç vermesi için temmuz ayı süresince her cuma aynı işlemler gün doğmadan bitirilecek şekilde tekrar edilirdi. Bu deniz suyunda yıkanma, yıl boyunca hasta olmamak için yapılırdı. Bu, benim dönemin insanlarında dolu dolu yaşanmış ve anılarının yığınında mutlaka yerini almıştır. Çünkü deniz kenarında yaşamamıza rağmen 1 Temmuz hasat ve döven dönemine denk geldiğinden denizde doya doya yüzme imkânını bulmak bir ayrıcalıktı. Ayrıca ebeveynler, çocuklarının bu şenliğe gitmelerine izin vermez veya kendileri götürmezlerse bu özlemle beklenen gün, hayal olmaktan öteye de gidemezdi.

Hepimizin anılarında bu günlerin mutlaka bir unutulmazı vardır demiştim. Benim de 1 Temmuz’a dair unutamadığım bir anım vardır. Babam yeni vefat etmişti. Evin geçimi ailemizi epey zorluyordu. Ben ailenin üçüncüsüydüm, henüz dokuz yaşında olmama rağmen asıl işçi kadrosunda bulunuyordum. Annem bir buğday tarlasını biçme işini, iki çuval buğday karşılığında almıştı. Bu iş oldukça zahmet istiyordu ve insana dinlenmek için bile zaman bırakmıyordu. Annemin aldığı bu iş de 1 Temmuz’ a denk gelmişti. Buğday biçenler bilir, bu işe sabahın erken saatlerinde, güneşin doğmasına epey zaman varken başlanır ki günle beraber gelecek sıcaklarda biraz da olsa dinlenme fırsatı bulunsun. 1 Temmuz’ da denize girme inanışı da güneş doğmadan yapılmalıydı. Bu durumda denize giremeyecektim; ancak en başta demiştim ya bazı günler bizim toplumumuzda bir tutku haline dönüşmüş ve bu tutku sayesinde bu güzellikler günümüze ulaşabilmiştir. İşte bu tutku bende o derece yüksekti ki, beni kuralları çiğnemeye, işe değil denize doğru inanılmaz bir şekilde çekiyordu. Sonunda kararımı verdim. Herkes uyuduktan sonra beklemeye koyuldum. Evde saat olmadığından saatin kaça geldiğini de bilmiyordum. Tam zamanıdır diyerek usulca odadan çıktım. Tek başıma deniz kıyısına kadar gittim. Ama deniz kıyısında hiç kimse yoktu. Köy halkının gelmesini bekledim. Ama ne gelen vardı ne giden.

Yalnız başıma oracıkta kalakaldım. Korku ve endişe içimi kemiriyor, yaptığım hatanın büyüklüğünü bir türlü idrak edemiyordum. Başımı dizlerimin arasına aldım, için için ağlayarak kıyıda dalgaların oluşturduğu yüksek tepenin dibinde uykuya yenik düştüm. Uyandığımda güneş çoktan doğmuş ve ben 1 Temmuz’ un o inanılmaz güzelliğini yaşamadan evden kaçtığımla kalmıştım. Köyde elektrik olmadığından akşamları televizyon, sinema vb. yoktu ve komşuya gitmeler pek olmazdı. Tarladan gelen yorgun köy sakinleri akşam yemeğinden hemen sonra yatarlardı. Evde kimsede saat olmadığından da zamanı bilmek çok zordu. Çocuk aklımla gecenin ve sabahın kavramını bilmediğimden yatsı zamanı denize gitmişim. Sabaha yakın zamanda köy halkı denize gelmiş ve o muhteşem hayal olarak beklediğim şey, bensiz gerçekleşmiş ve bitmişti. Bir daha bu bayramı yaşamadım ve bu içimde hep bir uhde olarak kaldı…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine