HZ. ALİ VE ALEVİLİK

Ahmet Davut ŞANLI

Alevilik, gerçek Müslümanlık çerçevesinde Hz. Ali sevgisiyle Hakk’ı tanımaktır.

Alevilik, vazgeçilemez sonsuz bir Hz. Ali sevgisidir.

Hz. peygamberimiz bir hadisinde buyuruyor ki: “Eğer insanlar Hz. Ali sevgisi üzerinde toplansaydı, Allah c.c. cehennemi yaratmazdı..” İşte bu sebepten dolayı Alevilik, Hz. Ali’yi tanımak ve onun yolundan gitmektir.

Hz. Ali, evlatları ve onların sülalesinden gelenler yani peygamberin Ehlibeyti (ailesi) Aleviliğin kökenidirler.

Hz. Ali, Fil Vakası’ndan yaklaşık otuz yıl sonra, Rumi 599 yılında, Recep ayının 13’ünde Kâbe’nin içinde doğmuş olup Hz. Peygamberimizle otuz bir, Hz. Peygamberimizden sonra otuz iki sene yaşamıştır. Annesi Fatıma bintu-Esed Kâbe’yi tavaf ederken, doğum sancıları hissetmeye başlar ve yüce Allah’tan yapacağı doğumu kolaylaştırmasını niyaz eder. Bu sırada Kâbe’nin duvarı açılır. Fatıma içeriye girer. Yüce Allah’ın mukaddes evine yani Beyt’ül -Haram’a girer ve Hz. Ali bu mübarek evde doğar. Hiçbir peygambere nasip olmayan bu keramet, Hz. Ali’ye nasip olmuştur. Ne ondan önce ne de ondan sonra hiç kimse Kâbe’de doğmamıştır.

Hz. Ali, Peygamberimiz tarafından yetiştirilmiş olup onun yüksek ahlak ve faziletlerine haiz olmuştur. Hz. Ali, Peygamber efendimizin amcasının oğlu, damadı ve manen kardeşidir. Kendisi ayrıca peygamberimizin veziri, vasisi, velisi, varisi, nasırı, yardımcısı, emanet ve borçlarını ödeyen, vaatlerini yerine getiren, sıkıntılarını gideren bir dostu ve kendisini defalarca temsil eden bir yakını ve sevgilisidir. Bütün bu unvanları Hz Muhammed’in ((s.a.a.v)) hadisleriyle sabittir.

Bütün bunlarla beraber Hz. Ali eşsiz bir şahsiyettir ki; ilmi, fesahati, zahitliği, imanı, kahramanlığı, cömertliği, mertliği, doğruluğu, hikmeti, felsefesi, kadılığı, yüksek ahlâkı ve sosyal adaletiyle dünyadaki bütün yüksek faziletlere haiz olan tek şahsiyettir.

Hz. Ali zahitlerin efendisidir. Onun elbiseleri deriyle ya da ketenle yamanmamıştı. Kalın pamuklu kumaştan giyinirdi. Ekmeğini bir şeyi katık edecekse ya tuzu ya da sirkeyi katık ederdi. Çok az et yerdi. “Midenizi hayvan kabristanlığına çevirmeyin” derdi. Buna rağmen insanların en kuvvetlisi ve bileği en güçlü olanıydı. Birçok insan gece namazını, nafile namazını ondan öğrendi. Onun cesareti gözler önünde aşikârdır. Kendinden öncekilerin isimlerini unutturmuş, sonradan gelenlerin adını silmiştir. Savaşlardaki duruşu kıyamete kadar örnek verilecek kadar meşhurdur. Öyle cesur ki, hiçbir savaştan bir defa olsun kaçmamış, kiminle çarpışmış ise onu yenmiştir. Dinin binası onun kılıcıyla güçlenmiştir. Direkleri onunla sabitleşmiştir. Melekler dahi darbe ve vuruşlarına şaşakalmıştır.

Peygamberimiz ((s.a.a.v)) buyuruyor ki: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır.” Böylelikle Peygamberden faydalanmanın yolu Ali’den geçer. Resulallah ((s.a.a.v)) diyor ki: “Ali insanların en hayırlısıdır. Bunu kim kabul etmezse küfre girer.” Peygamberimiz ((s.a.a.v)) buyuruyor: “Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir. İçindekiler kurtulmuş, dışında kalanlar batmıştır.” Burada anlatılmak istenen şey; Ehlibeyt, Nuh’un tufanı zamanındaki Nuh’un gemisine benzer. Nasıl gemiye binenler kurtuldularsa Ehlibeyte tabi olanlar da kurtulacaktır. Yani her hakiki Müslüman, Ehlibeyte tabi olmalıdır. Bilindiği gibi Hz. Ali Ehlibeytin başıdır.

Hz. Peygamber ((s.a.a.v)) “Gadir-hum”’da dedi ki: “Bildik bilmedik demeyin. Ben size (sakaleyn) iki değerli emanet bırakıyorum. Bunların her biri birbirinden azimdir. Bunların birincisi Kur’an, ikincisi Ehlibeyttir. Dikkat edin ve o iki emanet için sakının. Kuran ve Ehlibeyt Kevser havuzunun kenarına varıncaya kadar birbirinden asla ayrılmazlar. Orada ikisi benimle birleşirler. “Hz. Resul ((s.a.a.v)) diyor ki: “Hz. Musa’nın ümmeti 71, Hz. İsa’nın ümmeti 72, benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan sadece biri kurtulmuştur”. Hadisteki kurtulmuş fırka Nuh’un gemisi hadisinde anlatıldığı gibi Ehlibeyte tabi olanlardır. Bu fırka yani Aleviler azınlıktadır. Belki neden azınlıktayız diye düşünebilirsiniz. Yalnız yüce Allah azınlığı övmüş, çoğunluğu ise yermiştir ve şöyle buyurmuştur: Kullarımdan pek azı şükredendir. (Sebe Suresi,13. Ayet)

Onunla birlikte az bir gruptan başkası iman etmedi. (Hud Suresi 40.Ayet)

Şüphesiz Allah insanlara karşı ihsan sahibidir. Lakin insanların çoğu şükretmezler. (Bakara Suresi’nde bir ayet)

Sana rabbinden indirilen (Kur’an) Hak’tır. Lakin insanların çoğu iman etmezler. (Ra’d Suresi,1.Ayet) Müminlerin azınlıkta olduğunu anlatan daha nice ayetler vardır.

Peygamberden rivayet:

“Ey Ali! Eğer bir kul Nuh’un kavminde olduğu gibi Allah’a ibadet etse, Uhud altını kadar altını olsa da onu Allah yolunda infak etse, ayaklarıyla bin kere hac etse, sonra Safa ve Merve arasında mazlum bir şekilde öldürülse dahi seni kendine veli edinmezse yani Alevi olmaz ise cennetin kokusunu duyamaz ve cennete giremez. Eğer insanlar Hz. Ali sevgisi üzerinde toplansaydı, Allah c.c. cehennemi yaratmazdı.”.

             (Enes bin Malik’ten hadis): Hz. Muhammed diyor ki: “Allah beni ve Ehlibeytimi, Âdem’i yaratmadan 7000 yıl önce bir tek ‘nur’dan yarattı. Sonra temiz sülblerden, temiz rahimlere nakletti”. Enes ibni Malik sordu: “Ey Allah’ın Resulü! 7000 yıl boyunca neredeydiniz, ne haldeydiniz? Hz. Resul: “Arşın altında nurdan şekillendik. Rabbimizi tesbih ve takdis ediyorduk.” Sonra dedi ki: “Beni gökyüzüne çıkarıp son perdeye vardıklarında Cebrail benimle vedalaştı. Dedim ki: “Ey Cebrail! Böyle bir makamda benden ayrılıyorsun.” Bunun üzerine Cebrail dedi ki: Ey Muhammed bu mevkii geçersem kanatlarım yanar. Sonra Allah’ın izin verdiği kadar bir nurdan diğer nura doğru yükseldim. Allah bana şöyle vahyetti: “Ey Muhammed yeryüzü ehline muttali oldun ve senin nebi seçmekte karar kıldım. Sonra yine muttali oldun ve Ali’yi seçtim. Onu senin vasin, ilminin varisi ve senden sonraki imam kıldım. Sizin sulbünüzden temiz bir soy yaratacağım. Onlar ilmimin mahzeni masum imamlar olacaklar. Onlar olmasaydı, ne dünyayı ne ahireti ne cenneti ve ne de cehennemi yaratırdım. Onları görmek ister misin?” Dedim ki: “Evet ya Rabbi”. Sonra “Ey Muhammed başını kaldır” diye çağrıldım. Başımı kaldırdığımda Ali, Hasan, Hüseyin, Ali bin Hüseyin, Muhammed bin Ali, Cafer, Musa, Ali, Muhammed, Ali, Hasan bin Ali ve Hasan’ın oğlu Allah’ın son Hüccetinin nuruyla karşılaştım. Aralarında bir yıldız gibi parlıyordu. Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun. Bunun üzerine dedim ki “Ey Rabbim bunlar kim? Ve bu kim?” Bunlar senden sonra senin soyundan gelen pak imamlardır. Yüce Allah şöyle buyurdu: “Bu gördüğün, zulüm ve baskı dolduktan sonra yeryüzünü adalet ve ferahlıkla dolduracak olan Hüccet’tir. Müminlerin kalbine şifa verecek olan kimsedir.”

Ünlü Lübnan’lı Hiristiyan yazar Corc Cardak, Savtu’l-Adaleh (Adaletin Sesi) adlı eserinde Asrın Harikası “İnsan Hakları Vesikası”nın her maddesini Hz. Ali’nin benzer bir cümlesiyle karşılaştırmıştır. Bütün insanların hakkını savunan, sosyal adaleti gerçekleştirme çabasında olan, kölelik nizamına son veren 17 maddelik bu tarihi vesikanın getirdiği devrim, yalnız Fransa’da değil bütün dünya çapında etkisini göstermiştir. Ebediyete kadar geçerli hükümler taşıması ise onun ayrı bir özelliğidir.

Şimdi Cardak’ın eserinden birkaç örnek vermek istiyorum.

Vesikanın 1. maddesi diyor ki: “İnsanlar hür doğar ve hür yaşarlar.”

Hz. Ali 13 asır önce şöyle buyurmuştur: “Allah seni hür yaratmıştır, başkasına köle olma.”

Madde 2: Her insani toplumun gayesi insan haklarını muhafaza etmektir.

Hz. Ali: “Allah insanlarda birbirinin hakkını mevcut kılmıştır. Kimse kimsenin hakkına tecavüz etmesin.” Başka bir sözünde ise: “Zalimlere karşı olunuz. Mazlumlara yardım ediniz.” demiştir.

Madde 3:Her hâkimiyetin kaynağı halktır.

Hz. Ali : “Çoğunluğu tutunuz. Allah’ın eli cemaat iledir.” buyurmuştur.

13- İnsan hakları beyannamesinin dışında Hz. Ali’nin sözleri, meşhur Batılı fikir adamlarının sözleriyle de karşılaştırılmış ve yine müthiş bir benzerlik göze çarpmıştır. Mesela:

Safaronala: “Hükümetler halka bir baba yerindedir.”

Hz. Ali : “Hükümdar babadır. Halk da onun çocuklarıdır.”

Basigal: “Bütün insanlara sanki bir kişiye bakar gibi bakmalıyız.”

Hz. Ali: “İnsan, insanın aynasıdır.”

La Bruyer: “Vatan, zulüm ile vatan olmaz”.

Hz. Ali: “Memleketin hayırlısı, seni sığındıran barındırandır.”

Volter: Zengin insan bütün kalbiyle vatanını sever mi?

Hz. Ali: “Zenginler mümkün olduğu kadar ellerini sıkarlar.”

Rousseau: “Hayat tabiatıyla iyidir”.

Hz. Ali: “Dünya doğruluklarla davrananlara doğrudur.”

Görüldüğü gibi çağdaş Batılı filozoflardaki hikmet, marifet, insan sevgisi, hak ve adalet kuralları 13 asır önce Hz. Ali’de vardı ve ondan esinlenmişlerdir. Çünkü Hz. Ali onlardan daha üstün bir fikir adamıdır. Ne enteresandır ki Alevilerin dışında ki Müslümanlar doğruları başka yerde ararken diğer dinlere mensup olanlar Hz. Alinin ve Ehlibeyt’in öğretilerinden faydalanmışlardır.

Hz. Ali’nin ilkelerini benimseyip takip eden Aleviler tarihten bu yana zulümle karşılaşmış olmalarının verdiği bir iradeyle hâlâ haklıdan ve ezilmişten yana olmaya devam etmektedirler.

Ali Bin Ebi Talib (a.s.) iki kıbleye namaz kıldı ve asla puta tapmadı. Hz. Ali her zaman hakla beraberdir. Ali nerede olursa hak oradadır. Ali, Allah taraftarıdır, Allah taraftarları da Ali’nin taraftarlarıdır. Hz. Peygamber buyuruyor ki:

“Ali’yi inkâr eden zina evladıdır, kâfirdir, münafıktır, fasıktır, şefaatimden mahrumdur. Çünkü Ali ile dinim var oldu. Ali ile dinimin müftülüğü kanıtlandı. Ali natık-ı Kur’an’dır. Ali hikmettir. Ali hak ve hakikattir. Ali Kur’an’ın muhkem ayetleridir. Ben İslam ümmetinin peygamberiyim, Ali de vasim ve Ehlibeytimin başıdır. Ali dünyada ve ahirette kardeşimdir.”

Peygamber ((s.a.a.v).) buyuruyor:

“Her kim Allah’a varmak istiyorsa Ali’nin sevgisinden ve Ali’ye bağlılığın kapısından girsin. Ali, Allah’ın adalet terazisidir. Ali, Allah’ın zafer kapısıdır. Ali, Allah’ın hüccetidir ve halifesidir. Ali, Allah’ın kelimesidir ve benim evliyalarımın imamıdır, itaat edenlerimin nurudur. Her kim Ali’yi severse mümindir ve takva sahibidir. Hz. Ali’yi sevmeyen kâfirdir. Velayetini terk eden Hak’tan şaşmış ve sapmıştır. Ali’nin hakkını gasp eden müşriktir. Kıyamet gününe de kör ve sağır gelecektir. Ali’yi inkâr edenlerin boyunlarına cehennemde ateşten giysi giydirilecektir.”

Hz. Ali’nin tavsiyeye ihtiyaçları olmadığı halde sadece biz öğrenelim diye oğulları Hasan ve Hüseyin’e vasiyeti:

“Oğullarım! Daima Allah’tan korkun ve dünyada gururlanmayın. Kimsenin hakkını istismar etmeyin. Bu dünya fanidir. Kimseye baki kalmaz.

Oğullarım! Dünyanın fani hayatına mutaassıp olmayın. Dünya görüldüğü gibi değildir. Dünya bir yılana benzer, dışı yumuşak dokulu, içi zehir doludur.

Oğullarım, daima haklı davranınız. Hak’la beraber olunuz.

Oğullarım! Bu dünyada mazlumla olunuz, zalime de karşı durunuz.

Oğullarım! Nefsini ıslah eden ve aklını Hakk’ın itaati ile kullanan Allah’ın velisi ve mümin kulu olur.

Oğullarım! Bizim sevgimizin haricinde

yapılan amel ve kılınan namaz faydasızdır.

Oğullarım! Yetimlerin hakkını savununuz. Komşuların da hakkını biliniz.

Oğullarım! Kur’an’ı ihmal etmeyin. Kur’an tilavetindeki amel, namaz ameli kadardır. Namaz dünyanın hak direğidir. Kur’an ise Allah’ın kitabı, sözleri ve anayasasıdır. ”

“Cahilin dili dudaklarının ardındadır, düşünmeden konuşur. Akıl zenginliği büyüktür. Cahil zengin olsa bile fakirdir. Terbiyenin akıbeti yücelmektir. Danışmanın akıbeti başarılı olmaktır. Dil bir aslandır. Serbest bırakırsan seni ısırır. Dünya sevenlerini uyku kervanı ile taşır. Baki zenginlik akıl zenginliğidir. Baki eser ilmin eseridir. Kötü yalnızlık mağrurluktur. En büyük cömertlik takvadır. İyi giysi ahlaktır. İyi miras terbiyedir. İyi kâr ameldir. İyi doğruluk haramdan uzaklaşmaktır. İyi ilim düşünerek tespit edilendir. Amellerin en iyisi ibadetle yapılandır. Gerçek iman Allah’tan korkmak ve utanmaktır. İyi şeref ve haysiyet ilmin ışığı ile yücelmektir. Büyük ıslah, başkasının hatasını görmek ve hata yapmaktan arınmaktır. Büyük merhamet, başkalarına yapılan zulümden acı duyup zulüm yapmamaktır. En büyük rahmet ve af sahibi zulüm yapmaya kadir olup zulüm yapmayandır.”

Dört sene gibi kısa bir süre devam eden halifeliği döneminde tarihin tespit ettiği öyle çok icraatı vardır ki; onun isyancılara karşı bile nasıl insani duygularla merhamet ve adaletle davrandığını göstermeye yeter.

Mesela Sıffin Savaşı’nda Muaviye Fırat nehrine Hz. Ali’nin ordusunda önce ulaşır ve Hz. Ali’nin ordusunun bir damla bile olsa nehrin suyundan almalarına engel olur. Hz. Ali Muaviye’ye bir elçi göndererek tutumunun insanlığa yakışmadığını ve İslâm’ın emirlerine karşı olduğunu söyler. Muaviye içinse savaş savaştır ve savaşta insanlığın prensipleri ve İslâm’ın emirlerini dinleme yoktur. Bunun üzerine Hz. Ali’nin ordusu hızla harekete geçer ve kısa sürede nehri ele geçirir. Muaviye’nin ordusu ağır bir kayıp verdikten sonra susuz ve perişan bir halde çöle çekilir. Şimdi nehirden su almak için izin isteme sırası Muaviye’ye gelmiştir. Muaviye Hz. Ali’ye elçi gönderip izin ister. Hz. Ali onlara istedikleri zaman istedikleri kadar su alabileceklerini söyler. Hz. Ali’nin adamları karşı çıksa da Hz. Ali “Hayır, onlar insandır. Her ne kadar bize karşı insanlığa yakışmayacak bir şekilde davranmışlarsa da ben onların çirkin örneklerine uymam. Ve benim azılı düşmanım bile olsa yiyecek ve su isteyen birisini reddedemem.” cevabını verdi.

Sıffın Savaşı’ndan önce, Cemel Savaşı’nda da Hz. Ali’nin azatlı kölesi Kanber, bir maşrapa şurup getirir. “Efendim bir bardak için de ferahlayın.”der. O, etrafına bakar ve “Etrafımda yüzlerce insan yaralanmış yatarken ve susuzluktan ve yaralarından dolayı ölürken ben ferahlayabilir miyim? Bana şerbet getireceğine yanına birkaç kişi al ve bu yaralılara su ver.” Kanber ise efendim onların hepsi de bizim düşmanlarımız deyince, Hz. Ali, “Olsunlar, ama onlar her şeyden önce insan” cevabını verir.

Hz. Ali kendisini Hz. Peygamber (s.a.a.v) ile manevi ve ahlaki varlığında eritmiş ve onda yok oluşu varlığının sebebi kılmış bir yücedir. Onun içindir ki, onu yazmak, onu layıkıyla anlatabilmek son derece güç bir iştir. Çünkü beşer ölçülerinin onun için tayin ettiği ve edeceği sıfat mevkiinin derecesi bu işi savunanın derecesi ile mütenasiptir. Oysa onun için kendisine biçilen sıfat ve değerin karakterine ve kişiliğine herhangi bir tesiri olmamıştır ve olamaz da.

O, ne şekilde anlatılırsa anlatılsın, hangi sıfatlarla anılırsa anılsın, onun gerçek şahsiyeti, bizim onun için anlattıklarımızla belirlenemez. Çünkü o, iki dünyanın sıfatlarını da hiçe saymış, iki dünyayı da aşıp ölümsüzlük sırrının ulusu olmuştur. İşte bu yüzden onu yazmak onu anlatabilmek onu eksiksiz tanıtabilmek mümkün değildir. Ama bilinen ve bilinmesi ve hatırlanması gereken bir gerçek vardır. O da Hz. Ali demek fazilet demektir, feragat demektir, iman, takva, adalet, ihsan, şefkat, iyilik, güzellik ve nihayet sonsuz aşk muhabbeti demektir.

Değişen zaman ve şartlar onun yüce ve asil şahsiyetini değiştiremedi. Gerçekten o, “kemal” sıfatını hak etmiş bir ulu idi.

 

Alevilik kıyamete kadar sürecek bir inançtır. Bu inancın temeli ise Hz. Ali’dir, Hz. Ali’ yi tanımak, ona inanmak ve onun gösterdiği yoldan gitmektir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine