İBADET

Davut TÜMKAYA

Yüce Allah; faziletli yaşam biçimini ibadetle eşdeğerde tutmuş ve bunu insanlara peygamberleri vasıtasıyla bildirmiştir. İbadetlerin özü yalnız ve yalnız Allah rızası için yapılandır. Yüce Allah düzenli ve en mükemmel bir şekilde evreni yaratmış, canlı ve cansız bütün varlıkların yüce Yaratıcılarına karşı ibadet halinde olmalarını sağlamıştır.

Evrendeki yaratılmış varlıkların en küçüğünden en büyüğüne kadar istisnasız bir şekilde, doğal olarak ibadet (tesbih)(1) ettiklerini Kur’an-ı Kerim bu şekilde açıklamıştır:

“Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih eder. Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız. O çok yumuşak ve bağışlayıcıdır.”(İsra 44)

Tüm varlıkların yüce Allah’a ibadet ettikleri, yine Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde geçmektedir. Ra’d suresi’ nin 15’inci ayetinde: “Göklerde ve yerde bulunanlar, ister istemez Allah’a secde(2) ederler. Göklerde sabah ve akşam (uzayıp kısalarak Allah’a secde etmektedirler)” buyrulmaktadır. Hac suresi 18’inci ayetinde ise şu ifade vardır:

“Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor; birçoğunun üzerinde azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık ona ikramda bulunan bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.” Yine Kuran-ı Kerim’in Es-Saf suresi’ nin 1’inci ayetinde “Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi Allah’ı tesbih eder. O üstündür, hikmet sahibidir.” ifadesi geçmektedir.

Kur’an-ı Kerim bize evrendeki yaratılmış varlıkların tümünün, zorunlu ve şuur dışı bir tesbih ve ibadet faaliyeti içinde olduğunu bildirmektedir. Oysa Yüce Allah bizden yaratılışımız ve varlığımız gereği yapmakta olduğumuz zorunlu ibadetlerin dışında, kendisine şuurlu ibadet etmemizi, kulluk görevimizi bilerek yerine getirmemizi istemektedir. Yüce Allah, Zumer suresi’nin 9’uncu ayetinde: “Ey Muhammed deki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri, bunları hakkıyla düşünür.” buyurmuştur. Ra’d suresi’ nin 15’ inci ayetinde ise “Kör ile gören, bir olur mu hiç ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?” demiştir. Onun için ibadetlerimiz mutlaka bilinçle yapılmalıdır. Kur’an-ı Kerim, evren ve evrende bulunan bütün varlıkların yüce Allah’a ibadet ettiklerini anlatmaktadır. Bu azamet karşısında insan kendini bildiği zaman yüce Allah’a ancak kulluk edebilir ve yalnız yüce Allah’ın kulu olduğunu bilir ve idrak eder. Dünya ve ahret saadetine kavuşması için de yalnız ona ibadet eder ve yalnız ondan yardım dilenir.

Evren ve evrendeki her şey, yüce Allah’ın yaratmasıyla meydana gelmiştir ve bütün bunlar, onun mutlak hâkimiyeti altındadır. Hiçbir şey başıboş bırakılmamıştır. Her şeyin üstünde bir müdebbir (3) vardır ve bu müdebbir Allah’tır ki o, her şeyi her an koruyan, büyüten, olgunlaştıran, terbiye edendir. İbadet yalnız yaratan ve hayatı bağışlayan yüce Allah’a yapılır. Yüce Allah; evrenin, göklerin, varlıkların mutlak sahibidir. Yalnız Allah’a minnetle hamd edilir ve daha önce de belirtildiği gibi yalnız ondan yardım dilenir.

Bakara suresi’ nin 21’inci ayetinde: “Ey İnsanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet (kulluk) ediniz. Umulur ki böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz.” buyrulmaktadır.

İslam’dan önceki bütün peygamberler ibadet etmiş ve insanları Allah’a ibadet etmeleri için çağırmış, bunun usullerini anlatmış ve ana temaları üstünde durmuşlardır. Semavi dinlere bakıldığında ibadetlerle ilgili emirlerin temelde İslamla aynı oldukları görülür. İslam’dan önceki semavi dinlerin ibadetlerini Kuran-ı Kerim bu ayetlerle anlatmıştır: “Bir zamanlar biz, İsrailoğullarına, ‘yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana babaya iyi davranacaksınız, yakın akrabaya, yetimlere, miskinlere iyilik edeceksiniz’ diye emretmiştik. Onlardan bunu tutacaklarına dair söz almış ve ‘İnsanlara güzel söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin’ demiştik. Ey İsrailoğulları sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek geri dönüp gittiniz.” (Bakara 83) Bu ayette Yahudilerden (Musevilerin) yüce Allah’a kulluk etmeleri yanında, insani ve ahlaki tavırlar sergilemeleri de istenmiştir. Yine Yüce Allah, Maide suresi’ nin 12’nci ayetinde “And olsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden 12 de (nakîb) başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) and olsun ki sizin günahlarınızı örterim. Ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.” buyurmuştur. Bu ayette de yüce Allah insanlara verdiği emirde, ibadetin tarifini yapmıştır. İbadet emrini yerine getirenleri de cennetle mükâfatlandıracağını özellikle belirtmiştir. Biz de Musa ve kardeşine “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı dosdoğru kılın. (Ey Musa size uyan) müminlere (zaferle) müjdele” diye vahyettik. (Yunus 87) ve yine Hz. Musa’ya “Muhakkak ki ben kendim Allah’ım, benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana kulluk et, beni anmak için namaz kıl”(Taha 14) ayetlerinde de Yahudilikteki ibadetlerin özünde namaz, zekât olduğunu vurgulamıştır. Bunların Hristiyanlıkta da mevcut olduğu, yine ayetlerle sabittir. Meryem suresi’ nin 31’inci ayetinde Hz. İsa’nın diliyle şöyle buyrulmuştur: “Nerede olursam olayım o beni mübarek kıldı, yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”

İnsanlar İslamdan önceki semavi dinlerin emir ve yasaklarına uysalardı İslamın ta kendisi olurlardı. Ancak Kur’an-ı Kerim’ de geçen namaz ve zekât, ibadetin özü olsa da ibadetin ancak emredilen diğer ahlaki ve insani tavırların yerine getirilmesiyle tamamlanacağını bildirmiştir.

Bütün dinlerde ibadet anlayışı vardır ve semavi dinlerde peygamberler tarafından emredilen ibadetlerin ana hedefi aynıdır. Bütün peygamberler de insanları aynı amaç üzerine yönlendirmişlerdir. İslam dininde ibadetleri ikiye ayırmak mümkündür. Birincisi, yüce Allah tarafından Kur’an-ı Kerim’de müminler üzerine farz kılınanlardır. Bunlar namaz, oruç, hac, zekât ve cihat ibadetleridir. Bunların hepsinde Allah’a kulluk görevi vardır. Farz olmayan ve tavsiye edilen ibadetler de vardır. Bunlar, sosyal açıdan yaşamı düzenlemek ve insanların ruhi açıdan olgunlaşmalarına olumlu katkı sağlamak için tavsiye edilmiştir.

İslam, Kur’ an-ı Kerim doğrultusunda ibadeti geniş bir şekilde açıklamış ve ibadetin Kuran’da farz kılınan İslam şartlarıyla beraber bütün kötülüklerden uzaklaşmakla ve iyiliklere elin uzanabileceği kadarıyla uzanmakla olabileceğini beyan etmiştir. Bu güzel anlatımla insanlar insani ve ahlaki, sözlü ve fiili ibadet görevlerini yerine getirirlerken huzur bulurlar. Bu huzurla Yüce Allah’ın yüceliğine sarılır ve saadete kavuşurlar.

İnsanları kendisine ibadet etmeleri için yaratan Cenabı Hak, onlardan kendisine kulluk etmelerini istemektedir. İnsanların yaratılış sebebi de zaten Cenabı Allah’ı bilmek, onun rızasını ve sevgisini kazanmak ve ona tam bir teslimiyetle ibadet etmeleri içindir. Bunu yerine getirmeyenin cezasının cehennem olacağı bildirilmiştir. Kuran-ı Kerim’de “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet (kulluk) etmeleri için yarattım. Ben onlardan rızk istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızk veren güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.”(Zariyat 56–57–58) Allah’ın insanlara ve cinlere ihtiyacı yoktur. Üstelik kendilerinin de başkalarının da rızklarını o karşılamaktadır. Bu bilinç ve gerçekler ışığında Allah’ın kulu olduklarının bilincine kavuşan insanlar, Allah’ı yüceltme duygularıyla dua eder ve ona şükretme mutluluğuna erişirler. Yüce Allah da çok sevdiği kullarının dualarına, iman dolu yakarışlarına hemen cevap verir ve dileklerini yerine getirir. Yüce Allah şefkatlidir, rahimdir. Kur’an-ı Kerim’de “Ey İman edenler; sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü, şefkatli; kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. Bunlar cihad edenlerle hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. (Hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar) Bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütuftur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide 53) buyrulmuştur.

Tarih boyunca bütün peygamberler İslamı emretmiş ve Allah’a gidecek olan doğru yolun ancak ibadetle mümkün olacağını vurgulamışlardır. Çünkü ibadet yaratılanın yaratanına ulaşma köprüsüdür. Hz. Ali, bu köprüyü aşıp yüce Yaratıcısına özlem dolu göğsüyle ulaşan Peygamberimiz Hz. Muhammed’in mübarek cesedini yıkarken: “Ey sükûna, güvenceye kavuşmuş ruh! Razı edilmiş olarak Rabbine dön. Seçkin kullarım arasına karış ve cennetime gir.” (Fecr 27–28–29–30) ayetlerini okumuştu.

Yüce Allah’a kulluk eden kişi, Allah’tan başkasına kul köle olmaktan kurtulur. Hür ve ebedi bir hayata nail olur. İbadette, insan kendi nefsini ve de Rabbini tanıma yolunu bulur. Çünkü yüce Allah insanı “Ol” kelimesiyle var etmiş ve ona Rabbini bilme özelliği vermiş ve yeryüzüne gönderdiği peygamberlerle kendi yasalarını bildirmiştir. Bütün bunlara rağmen şeytan iş başındadır ve insanların zayıf taraflarıyla meşguldür. Şeytan; zayıf olanları ibadetten uzaklaştırır ve onları para, servet ve makamın esiri yapar. Oysa insanlar dünya nimetlerinin geçici olduğunu, gerçek saadetin ve kurtuluşun ibadette ve imanda olabileceğini bilmeliler. Allah rızası için yapılan ibadetlerde hiçbir karşılık ve menfaat beklenemez. İkiyüzlülük ve hileden uzak olanlar, eğer kulluk görevlerini yerine getirirlerse doğru yola ulaşır ve kurtuluşa erişirler. Dine hile ve riyakârlıkla bakanlar hakkında Kuran-ı Kerim şöyle buyurmuştur: “Gördün mü din yalandır diyene işte o yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez, yazıklar olsun o Allah huzurunda duranlara ki namazlarını yanlış kılanlar, onlar aslında gösteriş yapıyorlar. Zira (Hayra, zekâta) mani oluyorlar.” (Maun suresi) Bunun yanında ibadetten uzaklaşanlara Allah, Kur’an-ı Kerim’ de şu uyarıda bulunmuştur: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, size icabet edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp, büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir. ( Mümin 60) Yüce Allah ruhları yarattığında onlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştur. Onlar da “evet sen bizim Rabbimizsin” diye cevap vermişlerdir. Kuran-ı Kerim’de “Biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin âdemoğullarından onların bellerinden, zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin rabbiniz değil miyim? Onlar da “Evet, ( rabbimiz olduğuna ) şahit olduk” dediler. (Araf 172)

Tüm âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.a.v.), ibadetin yasalarını kendisine vahiyle gelen Kuran-ı Kerim’le bildirmiş ve bu yasaları bizzat ve öncelikle kendisi tatbik etmiştir. Hz. Peygamber açıkça belirtmiştir ki ibadet ancak yüce Allah’a kulluk, kitaplarına iman, peygamberlerine itaat etmekle, aynı şekilde vasilere sevgi duyup onlara yandaş ve bağlı olmakla, Ehlibeyt imamlarının velayetini kabul edip onlara sığınmakla Allah katında kabul görecektir. Hz. Muhammed (s.a.a.v) bir hadisinde ibadeti anlatırken Hz. Ali’ye bakarak “Ali’ye bakmak ibadettir.” demiştir. (Zahairül Ukba) Bir yerde de “Ali’yi zikretmek ibadettir.” diye buyurmuştur.( Muntahabul Kenz)

Hz. Ali, ibadeti kurallarıyla uygulamış ve Hz. Muhammed’ den sonra en doğal şekliyle bunu insanlara izah etmiştir. Hz. Ali (a.s.), ibadeti İslamın farz şartlarının uygulanması olarak belirtmiş ve aynı zamanda ibadetin, yaşanan sürece kötülüklerden sakınarak Allah rızasını kazanmak için atılacak her adımda olabileceğini öğretmiştir. Hz. Muhammed’ de (s.a.a.v), kızı Fatımatü’z Zehra’dan (a.s.) gelecek imamların sayısını bildirmiş ve ibadetin onlara duyulacak sevgi ve bağlılıkla özdeşleşeceğini vurgulamıştır. Bütün bunlardan hareketle İslam dininin merkezinde yer alan Aleviler olarak ibadetlerimizde şu inanç hâkimdir: “Kişi ömür boyu beş vakit namazını kılıp Ramazan orucunu tutsa, yalın ayak Beytullahü’l Haram’a gidip hac vecibesini eda etse, kendinde Karun malı olup hepsini zekât olarak sarf etse, miskin ve yetimleri giydirip doyursa, eğer kötülüklerden sakınmamışsa, Hz. Muhammed’e, Hz. Ali ve Ehlibeyt imamlarına zerre kadar kin veya nefreti (buğz) varsa o ibadeti Allah katına hiçbir şekilde ulaşmayacaktır.”

Özet olarak:

İbadet; yüce Allah’a karşı gösterilecek ta’zim ve hürmetin yanında onun buyruklarını yerine getirme, emir ve yasaklarına uymaktır.

İbadet; yüce Allah’ı bilme, tanıma, onun rızasını ve sevgisini kazanmaktır.

İbadet; yüce Allah’a kulluk edeni, başkasına kul köle olmaktan kurtarmaktır.

İbadet, kulluk vecibelerini yerine getiren kişinin Allah katında hür olmasıdır.

İbadet, insanın ruhuyla özdeşleşen ihlâstır.(ihlâs: saf ibadet, temiz sevgi ve yürekten bağlılıktır.)

İbadet; her türlü bela, eza, sıkıntı ve musibetlerin kovucusudur.

İbadet; yüce Allah’a, verdiği nimetler için sunulan şükürdür.

İbadet, yüce Allah’ı zikir ve tesbih etmektir.

Yüce Allah’ ın, Peygamberine: “Şimdi sen, Rabbine hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol! Sana şaşmaz ve kesin bilgi (yakin) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!”(Hicr 98–99) diye buyurduğunu unutmayalım.

 

 1)       Tesbih: Yüce Allah’ı anmadır. Dua etmek, zikretmektir.

2)       Secde: Boyun bükme, yüce Hak karşısında eğilmedir.

 

3)       Müdebbir: Yönetici, düzenleyen, lider.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine