AKAD Yönetim Kurulu

ABDEST

Hz. Peygamberin (s.a.a.v) “Temizlik İmandandır” düsturu ile her zaman temiz olmak bizler için bir vazifedir. Temizlik ruhen ve bedenen olmalıdır. Ruhen itikatta, inançta, iyi ahlakta, ibadette; bedenen ise tende, vücut temizliği ve giysi temizliğidir. Bütün bunlarla beraber namaz kılmadan önce abdest almak yüce Allah’ın emridir .

Namazın İlk Şartı Teharettir (Temizliktir)

Cenabet ve kadınların özel durumu hayız sonrası gibi boy gusül abdesti gerektiren durumlar varsa boy gusül abdesti alınmalıdır.

Gusül abdestinde temiz suyla bütün kirlerden temizlendikten ve niyet ettikten sonra; önce baş ve boyun, sonra bedenin sağ tarafı, sonra da sol tarafı yıkanmalıdır. Bu sıralamada bir değişiklik yapılırsa, gusül abdesti geçerli değildir.

 

REF ÜL CENABET

Cenabet ve kadınların özel durumu hayız sonrası kirlerden temizlenmek için gusül boy abdesti alırken şu dua okunur:

E-üvzü billehi mişeyyetanırraciym lanetüllahi ala ibliys elleiyn Allahumme tahhırni bihazel ma-i ettahir 

Devamını okumak için tıklayın

ALEVİLİK NEDİR

 

            1-Alevilik ,gerçek müslümanlık  çerçevesi dahilinde Hz.Ali sevgisi ve gerçek Hakk’ı tanımaktır.

            2-Alevilik,vazgeçilemez sonsuz bir Hz.Ali sevgisidir.

            Hz.peygamberimiz bir rivayetinde buyuruyor ki : “ Eğer insanlar Hz.Ali  sevgisi üzerinde toplansaydı ,Allah c.c. cehennemi yaratmazdı.”.İşte bu sebepten dolayı Alevilik,Hz.Ali’yi tanımak ve onun yolundan gitmektir.

3-Hz.Ali,evlatları ve onların sülalesinden gelenler yani  peygamberin Ehlibeyti ( ailesi ) Aleviliğin kökenidirler.

4-Hz.Ali,fil vak’asından yaklaşık otuz yıl sonra,Rumi 599 yılında,Recep ayının 13’ünde  Kabe’nin içinde doğmuş olup Hz.Peygamberimizle otuzbir, Hz.Peygamberimizden sonra otuziki sene yaşamıştır.Annesi Fatıma bintu-Esed Kabe’yi tavaf ederken ,doğum sancıları hissetmeye başlar ve yüce Allah’tan yapacağı doğumu kolaylaştırmasını niyaz eder.Bu sırada Kabe’nin duvarı açılır.Fatıma içeriye girer.Yüce Allah’ın mukaddes evine yani Beyt-ül haram’a girer ve Hz.Ali bu mübarek evde doğar.Hiçbir peygambere nasip olmayan bu keramet,Hz.Ali’ye nasip olmuştur.Ne ondan önce nede ondan sonra hiç kimse Kabe’de doğmamıştır.

5-Hz.Ali peygamberimiz tarafından yetiştirilmiş olup onun yüksek ahlak ve faziletlerine haiz olmuştur.Hz.Ali  peygamber efendimizin amcasının oğlu,damadı ve manen kardeşidir.Kendisi ayrıca peygamberimizin veziri,vasisi,velisi,varisi ,nasırı,yardımcısı,emanet ve borçlarını ödeyen ,vaatlerini yerine getiren,sıkıntılarını gideren bir dostu ve kendisini defalarca temsil eden bir yakını ve sevgilisidir.

6-Bütün bunlarla beraber Hz.Ali eşsiz bir şahsiyettir ki,ilmi,fasahati, zahitliği, imanı, kahramanlığı,cömertliği,mertliği,doğruluğu,hikmeti,felsefesi,kadılığı,yüksek ahlakı ve sosyal adaletiyle dünyadaki bütün yüksek faziletlere haizdir.

7-Hz.Ali zahitlerin efendisidir.Onun elbiseleri deriyle ya da ketenle yamanmamıştı.Kalın pamuklu kumaştan giyinirdi.Ekmeğini bir şeyi katık edecekse ya tuzu ya da sirkeyi katık ederdi.Çok az et yerdi.”Midenizi hayvan kabristanlığına çevirmeyin “, derdi.Buna rağmen insanların en kuvvetlisi ve bileği en güçlü olanıydı.Birçok insan gece namazını,nafile namazını ondan öğrendi.Onun cesareti gözler önünde aşikardır.Kendinden öncekilerin isimlerini unutturmuş,sonradan gelenlerin adını silmiştir.Savaşlardaki duruşu kıyamete kadar örnek verilecek kadar meşhurdur.Öyle cesur ki,hiçbir savaştan bir defa olsun kaçmamış,kimle çarpışmış ise öldürmüştür.Dinin binası onun kılıcıyla güçlenmiştir.Direkleri onunla sabitleşti.Melekler dahi darbe ve vuruşlarına şaşa kalmıştır.

8-Peygamberimiz buyuruyor ki:”Ben ilmin şehriyim,Ali de onun kapısıdır.”Mantıki açıdan bakıldığın da şehirden kimse faydalanamaz.Böylelikle peygamberden faydalanmanın yolu Ali’den geçer.Resulallah diyor ki:”Ali insanların en hayırlısıdır.Bunu kim kabul etmezse küfre girer.”Peygamberimiz buyuruyor:”Ehli-beyt’im Nuh’un gemisi gibidir.İçindekiler kurtulmuş,dışında kalanlar batmıştır.”

Manası = Ehli-beyt Nuh’un tufanı zamanındaki Nuh’un gemisine benzer.Nasıl gemiye binenler kurtuldularsa Ehli-beyte tabi olanlarda kurtulacaktır.Yani her hakiki Müslüman Ehli-beyte tabi olmalıdır.Bilindiği gibi Hz.Ali Ehli-beyt’in başıdır.

9-Hz.Peyhamber “ğadir-hum”’da dediki: “Bildik bilmedik demeyin.Ben size (sikleyn) iki değerli emanet birakıyorum.Bunların her biri bişrbirinden azimdir.Bunların birincisi Kur’an ikincisi Ehli-beyttir.Dikkat edin ve o iki emanet için sakının.Kur’an ve Ehli-beyt birbirinden asla ayrılmazlar. Kevser havuzunun kenarına kadar.  Orada ikisi benimle birleştiler.”Hz.Resul diyor ki:”Hz.Musa’nın ümmeti 71,HZ.İsa’nın ümmeti 72,benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır.Bunlardan sadece biri kurtulmuştur”.Hadisteki kurtulmuş fırka Nuh’un gemisi hadisinde anlatıldığı gibi Ehli-beyte tabi olanlardır.Bu fırka yani Aleviler azınlıktadır.Belki neden azınlıktayız diye düşünebilirsiniz. Yalnız yüce Allah azınlığı övmüş,çoğunluğu ise yermiştir ve şöyle buyurmuştur :

10-(Sebe Suresi,13.Ayet)=Kullarımdan pek azı şükredendir.

(Hud Suresi 40.Ayet)=Onunla birlikte az bir gruptan başkası iman etmedi.

(Bakara Suresi’nde bir ayet)=Şüphesiz Allah insanlara karşı ihsan sahibidir.Lakin insanların çoğu şükretmezler.

(Raşd Suresi,1.Ayet)=Sana rabbinden indirilen (Kur’an) Hakk’tır.Lakin insanların çoğu iman etmezler.Mu’minlerin azınlıkta olduğunu anlata daha nice ayetler vardır.

11-Peygamberden rivayet:

Ey Ali! eğer bir kul Nuh’un kavminde olduğu gibi Allah’a ibadet etse ,Uhud altını kadar altını olsa da onu Allah yolunda infak etse,ayaklarıyla bin kere hac etse,sonra safa ve merve arasında mazlum bir şekilde öldürülse,ancak ,seni kendine veli edinmez ise yani alevi olmaz ise cennetin kokusunu duyamaz  ve cennete giremez. Eğer insanlar Hz.Ali  sevgisi üzerinde toplansaydı ,Allah c.c. cehennemi yaratmazdı.”.

            12-(Enes bin Malik’ten hadis):Hz.Muhammed diyor ki:”Allah beni ve Ehli-beytimi ve Adem’i yaratmadan 7000 yıl önce bir tek nur’dan yarattı.Sonra temiz sülblerden,temiz rahimlere naklolduk”.Enes ibni Malik sordu:”Ey Allah’ı resulu!!7000 yıl boyunca neredeydiniz,ne haldeydiniz? ”.Hz.Resul:”Arşın altında nurdan şekillendik.Rabbimizi tesbih ve takdis ediyorduk.”Sonra dedi ki:”Beni gökyüzünü çıkarıp son perdeye vardıklarında Cebrail benimle vedalaştı.dedim ki:Ey Cebrail!Böyle bir makamda benden ayrılıyorsun.Bunun üzerine Cebrail dedi ki:Ey Muhammed bu mevkiyi geçersem kanatlarım yanar.Sonra Allah’ın izin verdiği kadar bir nurdan diğer nura doğru yükseldim.Allah bana şöyle vahyetti.”Ey Muhammed yeryüzü ehline muttali oldun ve senin nebi seçmekte karar kıldım.”

 

Sonra yine muttali oldun ve Ali’yi seçtim.O’nu senin vasiyyin,ilminin varisi ve senden sonraki imam kıldım.Sizin sülbünüzden temiz bir soy yaratacağım.Onlar ilmimin mahzeni masum imamlar olacaklar.Onlar olmasaydı,ne dünyayı,ne ahireti,ne cenneti ve nede cehennemi yaratmazdım.Onları görmek ister misin.Dedim ki:”evet ya Rabb’i”.Sonra “Ey Muhammed başını kaldır“diye çağrıldım.Başımı kaldırdığımda Ali,Hasan.Hüseyin,Ali bin Hüseyin,Muhammed bin Ali,Cafer,Musa,Ali,Muhammed,Ali,Hasan bin Ali ve Hasan’ın oğlu Allah’ın son Hüccetinin Nuruyla karşılaştım.Aralarında bir yıldız gibi parlıyordu.Allah’ın salat ve selamı onların üzerine olsun.Bunun üzerine dedim ki “Ey Rabb’im bunlar kim? Ve bu kim?”.Bunlar senden sonra senin soyundan gelen pak imamlardır. Yüce Allah şöyle buyurdu.”Bu ise zulüm ve baskı dolduktan sonra yeryüzünü adalet ve ferahlıkla dolduracak olan Hüccet’tir.Mu’minlerin kalbine şifa verecek olan kimsedir.”

 

Corc Cardak:Ünlü Lübnan’lı yazar Corc Cardak Savtul-Adale (Adaletin Sesi) adlı eserinde Asrın Harikası “ İnsan Hakları Vesikası”nın her maddesini Hz.Ali’nin benzer bir cümlesiyle karşılaştırmıştır.Ki bütün insanların hakkını savunan,sosyal adaleti gerçekleştirme çabasında olan,kölelik nizamına son veren 17 maddelik bu tarihi vesikanın getirdiği devrim yalnız Fransa’da değil bütün dünya çapında etkisini göstermiştir.Ebediyete kadar geçerli hükümler taşıması ayrı bir özelliğidir.

            Şimdi Cardak’ın eserinden birkaç örnek vermek istiyorum.

Vesikanın 1.maddesi diyor ki:”İnsanlar hür doğar ve hür yaşarlar”.

Hz.Ali 13 asır önce şöyle buyurmuştur.”Allah seni hür yaratmıştır,başkasına köle olma”.

Madde 2:Her insani toplumun gayesi insan haklarını muhafaza etmektir.

Hz.Ali:”Allah insanlarda birbirinin hakkını mevcut kılmıştır.Kimse kimsenin hakkına tecavüz etmesin”.Başka bir sözünde ise “Zalimlere karşı olunuz.Mazlumlara yardım ediniz.” demiştir.

Madde 3:Her hakimiyetin kaynağı halktır.

Hz.Ali :”Çoğunluğu tutunuz.Allah’ın eli cemaat iledir”buyurmuştur.

            İnsan hakları beyannamesinin dışında Hz.Ali’nin sözleri,meşhur batılı fikir adamlarının sözleriyle de karşılaştırılmış ve yine müthiş bir benzerlik göze çarpmıştır.mesela:

Safaronala:”Hükümetler halka bir baba yerindedir.”

Hz.Ali :”Hükümdar babadır.Halkda onun çocuklarıdır.”

Basigal:”Bütün insanlara sanki bir kişiye bakar gibi bakmalıyız”.

Hz.Ali:”İnsan insanın aynasıdır”.

La Bruyer:”Vatan zulüm ile vatan olmaz”.

Hz.Ali:”Memleketin hayırlısı,seni sığındıran barındırandır”.

Volter:Zengin insan bütün kalbiyle vatanını sever mi!?

Hz.Ali:”Zenginler mümkün olduğu kadar ellerini sıkarlar”.

Russau:”Hayat tabiatıyla iyidir”.

Hz.Ali:”Dünya doğruluklarla davrananlara doğrudur”.

            Görüldüğü gibi çağdaş batılı filozoflardaki hikmet,marifet,insan sevgisi,hak ve adalet kuralları 13 asır önce Hz.Ali’de vardı,ve diyebiliriz ki;Hz.Ali onlardan daha üstün bir fikir alimidir.Hz.Ali’nin ilkelerini benimseyip takip eden aleviler tarihten bu yana zulümle karşılaşmış olmalarının verdiği bir iradeyle hala haklıdan ve ezilmişten  yana olmaya devam etmektedirler.

15-Ali bin Ebi Talib a.s. iki kıbleye namaz kıldı ve asla puta tapmadı.Ali her zaman hak’la beraberdir.Ali nerede olursa hakk oradadır.Ali Allah taraftarıdır,Allah taraftarları da Ali’nin taraftarlarıdır.Hz.Peygamber buyuruyor ki:

                    “Ali’yi inkar eden zina evladıdır,kafirdir,münafıktır,fasiktir,şefaatimden mahrumdur.Çünkü Ali ile dinim varoldu.Ali ile dinimin müftülüğü kanıtlandı.Ali Natik Kur’an’dır.Ali hikmettir.Ali hak ve hakikattır.Ali Kur’an’nın muhkem ayetleridir.Ben İslam ümmetinin peygamberiyim,Ali’de vasiyim ve Ehl-i beytimin başıdır.Ali dünyada ve ahirette kardeşimdir.”.

            Peygamber buyuruyor:

“Her kim Allah’a varmak istiyorsa Ali’nin sevgisinden ve Ali’ye bağlılığın kapısından girsin.Ali,Allah’ın adil terazisidir.Ali,Allah’ın zafer kapısıdır.Ali,Allah’ın Hüccetidir ve halifesidir.Ali,Allah’ın kelimesidir ve benim evliyalarımın imamıdır,itaat edenlerimin nurudur.Her kim Ali’yi severse mu’min’dir ve takva sahibidir.Hz.Ali’yi sevmeyen kafirdir.Velayetini terk eden Hakk’tan şaşmış ve sapmıştır.Ali’nin hakkını gasbeden müşriktir.Kıyamet günü kör ve sağır gelecektir.Ali’yi inkar edenlerin boyunlarına cehennemde ateşten giysi giydirilecektir.”

16-Hz.Ali’nin oğulları Hasan ve Hüseyin’e vasiyeti:

            “Oğullarım!daima Allah’tan korkun ve dünyada gururlanmayın.Kimsenin hakkını istismar etmeyin.Bu dünya fanidir.Kimseye baki kalmaz.

Oğullarım!dünyanın fani hayatına müteasır olmayın.Dünya görüldüğü gibi değildir.Dünya bir yılana benzer,dışı yumuşak dokulu,içi zehir doludur.

Oğullarım,daima haklı davranınız.Hakla beraber olunuz.

Oğullarım!bu dünyada mazlumla olunuz,zalimede karşı durunuz.

Oğullarım!Nefsini islah eden ve aklını Hakk’ın taati ile kullanan Allah’ın velisi ve mu’min kulu olur.

Oğullarım!Bizim sevgimizin haricinde yapılan amel ve kılınan namaz faydasızdır.

Oğullarım!Yetimlerin hakkını savununuz.Komşularında hakkını biliniz.

Oğullarım!Kur’an’ı ihmal etmeyin.Kur’an telavetindeki amel namaz ameli kadardır.Namaz dünyanın hak direğidir.Kur’an ise Allah’ın kitabı,sözleri ve anayasasıdır.

17-Cahilin dili dudaklarının ardındadır,düşünmeden konuşur.

Akıl zenginliği büyüktür.Cahil zengin olsa bile fakirdir.Terbiyenin akıbeti yücelmektir.Danışmanın akıbeti başarılı olmaktır.Dil bir arslandır.Serbest bırakırsan seni ısırır.Dünya sevenlerini uyku kervanı ile taşır.Baki zenginlik akıl zenginliğidir.Baki eser ilmin eseridir.Kötü yalnızlık mağrurluktur.En büyük cömertlik takvadır.İyi giysi ahlaktır.İyi miras terbiyedir.İyi kar ameldir.İyi doğruluk haramdan uzaklaşmaktır.İyi ilim düşünerek tespit edilendir.Amellerin en iyisi ibadetle yapılandır.Gerçek iman Allah’tan korkmak ve utanmaktır.İyi şeref ve haysiyet ilmin ışığı ile yücelmektir.Büyük ıslah,başkasının hatasını görmek ve hata yapmaktan arınmaktır.Büyük merhamet,başkalarına yapılan zulümden acı duyup,zulüm yapmamaktır.En büyük rahmet ve af sahibi zulüm yapmaya kadir olup zulüm yapmayandır.

            Hz.Ali kendisini Hz.Peygamber s.a.v ile manevi ve ahlaki varlığında eritmiş ve onda yok oluşu varlığının sebebi kılmış bir yücedir.Onun içindir ki,onu yazmak,onu layıkıyla anlatabilmek son derece güç bir iştir.Çünkü beşer ölçülerinin onun için tayin ettiği ve edeceği sıfat mevk’inin derecesi bu işi savunanın derecesi ile mütenasiptir.Oysa onun için kendisine biçilen sıfat ve değerin karakterine ve kişiliğine herhangi bir tesiri olmamıştır ve olamazda.

O,ne şekilde anlatılırsa anlatılsın,hangi sıfatlarla anılırsa anılsın,onun gerçek şahsiyeti,bizim onun için anlattıklarımızla belirlenemez.Çünkü O,iki dünyanın sıfatlarınıda hiçe saymış ,iki dünyayıda aşıp,ölümsüzlük sırrının u’lusu olmuştur.İşte bu yüzden onu yazmak onu anlatabilmek onu eksiksiz tanıtabilmek mümkün değildir.

Ama,bilinen ve bilinmesi ve hatırlanması gereken bir gerçek vardır.O da Hz.Ali demek fazilet demektir,feragat demektir,iman,takva,adalet,ihsan,şefkat,iyilik,güzellik ve nihayet sonsuz aşk muhabbeti demektir.

Değişen zaman ve şartlar O’nun yüce ve asil yaratılışını değiştiremedi.Gerçekten O,”kemal” sıfatını hak etmiş bir ulu idi.

4 sene gibi kısa bir süre devam eden halifeliği döneminde tarihin tesbit ettiği öyle çok icraatı vardır ki O’nun isyancılara karşı bile nasıl insani duygularla merhamet ve adaletle davrandığını göstermeye yeter.

Mesela Sıffın savaşında muaviye (l.A.),Fırat nehrine Hz.Ali’nin ordusunda önce ulaşır ve Hz.Ali’nin ordusunun bir damla bile olsa nehrin suyundan almalarına engel olur.Hz.Ali muaviyeye bir elçi göndererek tutumunun insanlığa yakışmadığını ve islamın emirlerine karşı olduğunu söyler.muaviye(l.A.) ise savaş savaştır.ve savaşta insanlığın prensipleri ve islamın emirlerini etmez.Bunun üzerine Hz.Ali’nin ordusu hızla harekete geçer.ve kısa sürede nehri ele geçirir.Muaviyenin(l.A.) ordusu ağır bir kayıp verdikten sonra susuz ve perişan bir halde çöle çekilir.Şimdi nehirden su almak için izin isteme sırası muaviyeye gelmiştir.muaviye Hz.Ali’ye elçi gönderip izin ister. Hz.Ali onlara istedikleri zaman istedikleri kadar su alabileceklerini söyler. Hz.Ali nin adamları karşı çıksada Hz.Ali “hayır onlar insandır.her ne kadar bize karşı insanlığa yakışmayacak bir şekilde davranmışlarsada,ben onların çirkin örneklerine uymam.Ve benim azılı düşmanım bile olsa yiyecek ve su isteyen birisini reddedemem”cevabını verdi.

Sıffın savaşından önce,Cemel savaşındada Hz.Ali’nin azatlı kölesi Kanber,bir maşraba şurup getirir.ve”efendim bir bardak için de ferahlayın”der.O,etrafına bakar ve “Etrafımda yüzlerce insan yaralanmış yatarken ve susuzluktan ve yaralarında dolayı ölürken ben ferhlayacağım ha?Bana şerbet getireceğine yanına birkaç kişi al ve bu yaralılara su ver”.Kanber ise efendim onların hepside bizim düşmanlarımız deyince, Hz.Ali,”Olsunlar,ama onlar her şeyden önce insan” cevabını verir.

18-Hz.Ali’nin doğumuyla başladık,vefat olayıyla bitirmek lazım.

            Hz.Ali’nin doğumu gibi vefatıda aynı şekilde ilginç bir hadisedir.Şöyleki Hz.Ali

Vefatından önce çocukları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’e şöyle vasiyet eder:

            “Ey oğullarım!Ben vefat ettiğimde beni yıkayıp kefene sardıktan sonra beni yani cesedimi bir deveye yükleyip şehir dışına(Küfe) götürüp orada bekleyin.Ta ki bir bedevi gelecek ve cesedimi sizden isteyecek.Siz beni ona teslim edip hiçbir şey söylemeyin ve geri dönün”. Hz.Ali vefat edince çocukları Hasan ve Hüseyin babalarının vasiyeti üzerine o mübarek cesedi yıkayıp kefene sararlar.Cenaze namazını kıldıktan sonra deveye yüklerler.Şehir dışına çıkıp orada beklerler.O sırada yüzü kapalı bir bedevi gelip selam verir,ve derki:”Ey Ehl-ibeyt emaneti bana teslim edin.Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.”Bunun üzerine Hz.Hasan,Hz.Ali’nin cesedini taşıyan deveyi bedeviye teslim eder.Hz.Hüseyin:”Ey Allah’ım!Nasıl olurda babamızın cesedini meçhul olan bir bedeviye veririz.“.der,ve bedeviye seslenir.”Allah rızası için yüzünü aç.Senin kim olduğunu ve babamızın cesedini kimin aldığını bilelim”.Bu ısrar karşısında bedevi yüzünü açıp kendilerine bakar o bedevi Hz.Ali’nin ta kendisidir.Çocuklarına geri dönmelerini emreder ve kendiside yüklü deveyi alarak çölde kaybolur.

19-Alevilik kıyamete kadar sürecek bir inançtır.Bu inancın temeli ise Hz.Ali’dir, Hz.Ali ‘yi tanımak,ona inanmak ve gösterdiği yoldan gitmektir.

            Hz.Ali ile Hz.Fatıma’nın evliliğnden Hasan,Hüseyin ve adı doğmadan verilmiş olan ama kafilesi Hz.Fatma’ya eziyetlerinden dolayı düşük olup ölü doğan Muhsin adlı 3 erkek çocuk ile Zeynep,Ümmügülsüm ve küçük yaşta ölen Rukayye adlı 3 kız çocukları olmuştur.

            Hz.Ali hiçbir zaman puta tapmadığı için “” Kerram Allah Vechehu”” sıfatıyla anılmıştır. 

GADİR-İ HUM BİAT'I

 Allah Resulü'nün, ister veda haccı sırasında, ister Gadir-i Hum'da, isterse Medine dönüşünde okuduğu bütün hutbelerde, Ehl-i Beyt'ini ümmete hatırlatıp Kur'an-ı Kerim'in yanı sıra Ehl-i Beyti'ni de ümmete ağır ve paha biçilmez bir emanet olarak bıraktığını ve onlara sarıldıkları müddetçe asla dalalete düşmeyeceklerini ve bu ikisinin kıyamete kadar birbirinden asla ayrılmayacaklarını vurgulamıştır.

Gadir-i Hum'da Okuduğu Hutbe:

 Hac amelleri sona erip Mekke'den ayrıldıkları bir sırada, Mekke yakınlarında yolların birbirinden ayrıldığı nokta olan "Gadir-i Hum" mevkiinde okunmuştur.

Hicretin onuncu yılında, Zilhiccet-il Haram ayının on sekizinde Resulullah (s.a.a) vedâ haccından dönerken Gadir-i Hum bölgesinde, Cuhfe ismindeki bir menzilde, Medine, Mısır ve Şam (Suriye) yollarının ayrımında Resul-ü Ekrem'e (s.a.a) şu ayet nazil oldu:

"Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevi) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 67)

Bu ayet indikten sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) kervanlara durmalarını ve oracıkta bineklerinden inmelerini emretti. İleridekileri çağırttı, geride kalanlar da gelip yetiştiler.

Sonra ashabını, dağılmamaları için oradaki dikenlerin gölgesinde gölgelenmekten alıkoydu, ağaçların dibini de diken, çör-çöpten temizlemelerini buyurduktan sonra halkı cemaat namazına davet etti.

Ashap bir diken ağacının dalları  üzerine elbiseler atarak Resulullah (s.a.a) için bir gölgelik hazırladılar. O hazret öğle namazını o yakıcı sıcaklıkta, o cemaatla birlikte kıldıktan sonra, hutbe için ayağa kalktı. Allah'a hamd u senâ  ve insanlara öğüt ve nasihatte bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

"Yakında ben (İlahî) davete icabet edeceğim; (dünyadan göçüp gideceğim). Ben de, siz de Allah katında sorumluyuz. O gün siz Allah'a ne cevap vereceksiniz?" Oradakiler hep bir ağızdan:

"Senin risaletini tebliğ ettiğine, bize nasihat edip hayrımızı istediğine tanıklık edeceğiz; Allah seni hayırla mükafatlandırsın!" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve peygamberi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ediyor musunuz? diye sorunca da insanlar, "evet" dediler. "Bütün bunlara tanıklık ederiz." Bu defa da, "Benim sesimi duyuyor musunuz?" diye sordu. Buna da "evet" cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Ben sizden önce, sizden ayrılacağım ve siz Kevser Havuzu'nun başında bana geleceksiniz. O öyle bir havuzdur ki, genişliği Basrâ'dan San'â'ya kadardır. O havuzun kenarında, gökteki yıldızların sayısınca gümüş kadehler vardır. Ben orada, sizin aranızda emanet bıraktığım iki paha biçilmez şeyi soracağım. O halde benden sonra o iki şeye nasıl davranmanız gerektiğine dikkat edin!"

Bu arada halkın içinden biri seslenerek, "Ya Resulullah! O iki paha biçilmez şey nedir?" diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Onlardan biri, bir tarafı Allah'ın elinde ve diğer tarafı ise sizin elinizde olan Allah'ın Kitabı'dır. Ona yapışın; sapmayın ve değiştirmeyin; diğeri ise, İtretim olan Ehl-i Beytim'dir. Latif ve her şeyden haberdar olan (Allah), bu ikisinin (Kevser) Havuzu'nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmayacağını bildirdi. Ben Allah'tan bunu istedim. O halde, o ikisinden öne de geçmeyin, arkaya da kalmayın; yoksa helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın; çünkü onlar sizden daha bilgilidirler."

Sonra şöyle devam etti:

"Benim müminlere kendi nefislerinden daha evla ve üstün olduğumu (onlar üzerinde tasarruf ve yetki sahibi olduğumu) bilmiyor musunuz?"

Halk "Evet, ya Resulullah biliyoruz!" diyince şöyle buyurdu:

"Benim her mümine kendi nefsinden daha evla olduğumu bilmiyor musunuz?" Halk yine "evet, biliyoruz ya Resulullah!" dediler.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) Ali'nin elinden tutarak koltuğunun altındaki beyazlık görününceye kadar kaldırıp şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Allah benim mevlamdır, ben de sizin mevlanız-efendinizim. O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır." "Allah'ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol. Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak. Ona muhabbet edene muhabbet et, ona buğz edene buğz et." Sonra şöyle buyurdu: "Allah'ım sen de şahid ol"

Hz. Resulullah ve Hz. Ali  birbirinden ayrılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Dini mükemmelleştiren, nimetleri tamamlayan, benim risaletimden ve Ali'nin velayetinden hoşnut olan Allah en yücedir."

Bu törenin ardından Ömer b. Hattab Hz. Ali'yi görerek şöyle dedi: "Ey Ebu Talib oğlu, ne mutlu sana! Erkek ve kadın her mu'minin velisi-efendisi oldun."

Bunun üzerine bütün Müslümanlar Hz. Ali'nin huzuruna gelerek itaatlerini belirtip kendisine biat ettiler.

Bu hutbeyi duyan Elhars bin Numan elfahri  adında biri merkebine binip Hz. Peygamberin huzuruna gelip şöyle der: "Ey Resulullah bize emrettiğin şekliyle Allah'ın birliğine, ve senin onun kulu ve resulü olduğuna şehadet getirdik. Emrettiğin gibi beş vakit namazımızı kıldık. Emrettiğin şekliyle zekatımızı'da verdik. Emrettiğin gibi Ramazan'da orucumuzu'da tuttuk. Emrettiğin gibi hacca'da gittik. Bütün bunlara rıza göstermeyerek amcan'nın oğlu Ali'yi elinden tutarak: "Ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır." "Allah'ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol " Dedin. Bu (emir) sendenmi Allah’tan mıdır? " 

Bunun üzerine" Resulullah (s.a.a)Bu (emir) Allah’tandır" diye buyurur.

Bunun üzerine elHars hiddetle "Ey Allah'ım Muhammed yalancı ise Gökten başına taş düşür'ki  kendisinden sonrakilere ibret olsun. Eğer Muhammed sadık ise başıma Gökten  taş düşür'ki benden sonrakilere ibret olayım"der.

Sözlerini tamamlamadan yüce Allah kendisi'nin  başına taşlar düşürür, ve ölü olarak yere yıkılır.

Bunun üzerine Resul-ü Ekrem'e (s.a.a) şu ayet nazil olur: "Bir soran inecek azabı sordu: İnkârcılar için;ki onu savacak yoktur." (elMeâric/1/2)

 

 

Kaynak:Belli başlı Sünni ve Şii tarihi ve dini kitaplardır.

BİRİNCİ BÖLÜM

NAMAZ İBADETİ

Giriş

Dikkatle incelendiğinde bütün dinlerde bir ibadet sisteminin var olduğu ve o dinin kendi bütünlüğü içerisinde önemli bir yer tuttuğu görülür. İslam dini için de aynı durum söz konusudur. Yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim’in içerdiği hükümler dört kategori altında toplanabilir:

1. İnançla ilgili hükümler.

2. İbadetle ilgili hükümler.

3. Ahlakla ilgili hükümler.

4. Muamelatla ilgili hükümler.

Dolayısıyla ibadetsiz bir din anlayışı özellikle semavi dinler açısından bakıldığında asla söz konusu olamaz.

İslam dininde mü’minler üzerine farz kılınan bazen de farz olmamakla beraber teşvik edilen ibadetler sözkonusudur. Yani bazı ibadetleri Rabbimiz bizim için gerekli görüp emretmiş, diğer bazıları ise ruhi açıdan olgunlaşmamıza olumlu katkı sağlaması hasebiyle teşvik edilmiştir. Bu ibadetler içerisinde bedenle yapılanlar olduğu gibi mal ile yapılan ibadetler de mevcuttur. Bir kısım ibadetler ise hem mal hem bedenle yapılmaktadır.

Bedenle yapılan ibadetlerin başında namaz ibadeti gelir. Namazın önemi kılınış şekli ve vakitlerine geçmeden önce tanımı üzerinde biraz durmak faydalı olacaktır

 

A. NAMAZ

1. Namazın Tanımı:

Namaz kelimesi Farsça bir kelime olup Arapça’daki karşılığı salat ( (صلاةdır. "Salât" (namaz) kelimesinin sözlük anlamı "dua"dır. Bu kelimenin dini 

Devamını okumak için tıklayınız.

 

GADİR HUM’DA VELAYET

 

 

Gadir hum denen yerde

Toplanmıştı on binler

Peygamber konuşacak

Hazırlandı yüksek yer

 

Allah peygamberine

Ümmetine söyle der

Bunları söylemezsen

Emeğin boşa gider

 

Bu benim son hac’cımdır

Geldi artık son ayet

Din kemale ermiştir

Benden sonra Velayet

 

Ben kime Mevla isem

Ali’dir ona Mevla

Musa’ya Harun neyse

Ali de bana evla

 

Uyarı ve tehdit var

Olay önemli demek

Çok önemli olmasa

Boşa gider mi? Emek

 

Bakışları ok gibi

Sanki fırlatır mermi

Tehlikeli olmasa

Seni korurum der mi?

 

Sema’ da Velayete

Ali yi seçmişlerdi

Biat etmek içinde

Sıraya geçmişlerdi

 

Çok çabuk unuttular

Verdikleri sözleri

Sözlerinden dönenler

Avuçluyor köz’leri

 

Almışlardı o günde

Verdikleri biati

 

Peygamberin dolmuştu

Onlar için miadı

 

Yeni dönem başladı

Sırıtarak geldiler

Cenazesi kalkmadan

Bunu fırsat bildiler

 

Halife seçimini

Kaç biçime soktular

Sanki bunlar orada

Gadir-Hum’ da yoktular

 

Hem ona Mevla dedi

Hem de ilmin kapısı

Gadir Hum’ da verildi

Velayetin tapusu

 

Fatıma’ ya eş oldu

Resulullah’ a kardeş

Dünya’ya hiç gelmedi

Gelmeyecek böyle eş

 

Kalemi vermeyenler

Kılıca sarılmıştı

Ali ile Fatıma

Bunlara darılmıştı

 

Öldü demeyin diye

Vaveyla kopardılar

Bu arada makamı

Çabucak apardılar

 

Dinde zorlama yoktur

İsteyen uymalıdır

Peygamberin sözünü

Gönülden duymalıdır

 

Gadir Hum da topluluk

Kaç tane on binlerdi

Peygamber dinlemeyen

Ali’ yi mi dinlerdi

 

Böyle söyledi diye

Yalan haber yaydılar

Karşı çıkanı bile

Yanlarında saydılar

 

Birbirine göz yumup

Şer’i hile dediler

Ehlibeytin hakkını

Hep birlikte yediler

 

Resul’ün cenazesi

Ortada bekliyorken

Hiç kimse demedi mi?

Kardeşim henüz erken

 

Boşluk iyi olmazmış

Mazereti buldular

Boşluğu kendileri

Acilen doldurdular

 

Ta o günde konmuştu

Temeline dinamit

Zemin hazırladılar

Gelmesi için yezit

 

Herkes hesap verecek

Bundan kaçmak ne mümkün

Bunları bile, bile

Fedek alındı ilkin

 

Fatıma ne yaptı ki

Tekme, tokat vuracak

Bunların hesabını

Yüce Mevla’m soracak

 

Kur’ anın mesajını

Hiçe mi saymıştınız

Peygamberin sözünü

Hepiniz duymuştunuz

 

Usame’nin ordusu

Hazırlansın sefere

Peygamberin emrine

Karşı gelen kefere

 

O nefsinden konuşmaz

Allah’ın emriyledir

Sakife de olanlar

Bu ümmete hile’dir

 

Siz nasıl alırsınız?

Resul vermişti onu

Din de fitne çıkaran

İnan hüsrandır sonu

 

En evvel Allah onu

Ali’ye layık gördü

Sevgili peygamberde

Ali’dir vasim derdi

 

Sakife de toplanıp

Çok çabuk turladılar

Orada olmayanı

Sonradan zorladılar

 

Konuşanlar susmuştu

Ya da susturulmuştu

Sakife’ nin planı

O günden kurulmuştu

 

Gadir Hum dan Sakife

Sakife den, Kerbela

Demeyelim o zaman

Nerden geldi bu bela

 

Tarihi olay bunlar

Uydurmadım ben asla

İnkârcılar diyecek

Olamaz böyle asla

 

Ben yalan söylüyorsam

Bu benim vebalimdir

Eğer doğru sözlüysem

Uymayanlar zalimdir

 

Fedek’i aldılar mı?

Almadılar mı? Sorum

Gerçeği doğru söyle

Kafandan yapma yorum

 

Başlarına sarmışlar

Müslüman sarıkları

Nasıl açıklanacak

Kaburga kırıkları

 

Haklarını verelim

Haksızlık etmeyelim

Haksızların peşinden

Ne olur gitmeyelim

 

Bu dünya da kardeşim

Safını seçmelisin     

Cennetin kapısından

Transit geçmelisin

 

Kimine hüzün günü

Oysa bizlere bayram

Gökyüzünde Melekler

Kutlu soyuna hayran

 

Çoğu istemese de                                                        

O tamamlar nurunu

Bizlere lütuf etti

Gadir Hum onurunu                                                      

 

 

Mehmet DEMİRER

http://ehlibeyt-nuru.com/content/view/838/150

Joomla templates by Joomlashine