Sibel TÜMKAYA

ELBET SEFİL OLURSA KADIN ALÇALIR BEŞER

 Sibel TÜMKAYA

 

          Kâinatın olmazsa olmaz bir parçasıdır kadın. Ne kadar hor görülse de aşağılansa da ayaklar altına alınmak istense de unutmayalım ki altın yere düşmekle değer kaybetmez. 

          Kimileri kendisini bir kadının bir ananın doğurduğunu, kendisine hayat verdiğini unutur. Evet, kadın en başta anadır, eşref-i mahlûkat olan insanın çoğalmasını sağlar. Toplumun devamlılığının temelidir. “temel” kelimesini özellikle kullandım, yani sadece cümleye uygun olduğu için değil! Binalar, apartmanlar, gökdelenler hep sağlam temeller üzerine kurulur. Eğer temel sağlam değilse yapı elbette çöker, çökmeye mahkûmdur. Temeli sağlam kuralım ve öyle sağlam tutalım ki binalarımız da aynı oranda sağlam olsun. Kadın da toplumun temelidir, bir toplumun gelişmesinin önkoşuludur.

           Kadın toplumda ne zaman değer kazandı ya da ne zaman hak ettiği değeri kazanacak? Hem çok zor hem de çok basit bir soru aslında! Basit çünkü kime sorarsanız iyi kötü bir şeyler söyler tabiî ki sözde. Zor çünkü uygulama sahası dardır. Peki, uygulama sahası neresidir? Dünyanın her yeri. Örneğin; Sudan ya da İran! Bu ülkelerde kadınlar kendilerine savunma hakkı bile tanınmadan taşlanarak (recm) öldürülüyorlar. Bu geçmişten günümüze dek uzanan adet, anane ya da gelenek değil kesinlikle ve kesinlikle bir dar görüş ve ilkellik! Afrika’da 135 milyondan fazla kadın sünnet ediliyor. Suudi Arabistan’da kadına oy hakkı verilmiyor ve kadının araba kullanması yasak. Gelelim Avrupa’ya! Öyle bir Avrupa ülkesi ki 1972 yılına kadar kadınlara oy hakkı tanımayan, onlar yerine bu hakkı kocalarının kullandığı bir Avrupa ülkesi. İşte bu ülke İsviçre!! Buna rağmen bu hak Atatürk tarafından Türk kadınlarına 1930 yılında verilmişti. Nasıl oluyor da oy hakkına bizden 42 yıl sonra sahip olmuş bir ülkenin kadınları, şuan bizim kadınlarımızdan daha üstün haklara sahip olabilsin!! O zamandan bu zamana değişen ne olmuştu? Değişen bizim bir koşu bandındaymış gibi yürüyor olmamızdı. Yürüdük yürüdük yeri geldi koşamaya çalıştık ve yorulduk ama maalesef bir arpa boyu yol gidemedik.

            Her sene mart ayının 8’inde “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nü ve Kasımın 25’inde de “Kadına Karşı Şiddete Son Günü’nü kutluyoruz. Ama neden sadece senede iki gün kadınlarımızı hatırlıyoruz ya da hatırlamak mecburiyetinde bırakılıyoruz? Her şey yerinde, düzene uygun, adilane ve vicdan çerçevesinde yapılsa, haksızlığın ve acizliğin belirtisi olan bu günlerde ortadan kalkardı. Acizliğin ve haksızlığın belirtisi dedim çünkü 8 Mart ABD’de dokuma işçisi olarak çalışan, eşitlik isteyen, baskı gören, ezilen ve bu haksızlığa başkaldıran kadınların bayramıdır. 25 Kasım ise adı üstünde şiddet gören kadınların bayram! İşte bu şiddet, baskı, ezilmişlik olmazsa bu tür bayramlara da gerek kalmayacak.

            Ekonomisi bozuk ülkede elbette bunalım ve işsizlik vardır. Bu ikilinin olduğu bir evde şiddet vardır ve bu şiddet kendini genelde kadın üzerinde gösterir. Himaye edilmeye, korunmaya muhtaçlık buradan kaynaklanır.

            Ne iyi niyet ne özveri ne de başka bir şey! Yapmamız gereken insanca ilkeler dâhilinde, evrensel düşünce sistemi içerisinde kadını yaşatmak. Unutmayalım ki kadına verilen değerle o ülkenin gelişmişliği doğru orantılıdır.

 

            Ne demiş Tevfik Fikret,”Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer !”

İNSANOĞLUNUN KENDİNE VE ÇEVREYE ZARARI

 Sibel TÜMKAYA

 

İnsan ve çevre, birbirini döndüren iki dişli gibidir. Birinden birinin yok olması halinde makine durur. Çevreyi var eden insandır, insan da çevre sayesinde yaşamını sürdürebilmektedir.

               Ancak, son yıllarda doğa olaylarına baktığımızda insanın çevreye ne kadar zarar verdiğini görebilmekteyiz. İnsanoğlunun çevreye zarar vermesinin en büyük nedeni doğayı bir emanet olarak görmemesi, görememesidir. Çevre bize geçmişten kalan, harcayıp tüketebileceğimiz bir miras değil; korunması, geliştirilmesi ve bizden sonraki nesillere bizim bulduğumuzdan çok daha iyi şekilde bırakmamız gereken bir emanettir. Bu emanete hıyanetin sonucunu günümüzde çok acı bir şekilde görmekteyiz. Bu sonucun adı: Küresel Isınma!!!

               Bilimsel olarak küresel ısınma, güneş ışınlarını dünyamızı ısıtarak sera etkisi yaratmasıdır. Sonuçları yıllar önce başlayan bir faciayı, birkaç yıldır küresel ısınma adıyla tanımaya başladık. Peki, bu küresel ısınma birden mi ortaya çıktı? İklim değişikliği, aşırı ısınma, buzulların erimesi; küresel ısınma sadece bu mu? Ya da buna sebep nedir ya da kimdir? Tabi ki her zamanki gibi İNSANOĞLU!!! İnsanoğlu kendi eliyle kendi felaketini hazırlamaktadır. Bunu küresel ısınma adıyla açıklasalar da bunun müsebbibi insanoğludur.

               Kutuplardaki buzlar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor ve bunun sonunda kıyıların büyük bir kısmı sular altında kalıyor. Bunun yanı sıra dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller olurken, bazı bölgelerde de uzun süreli kuraklıklar ve şiddetli çölleşme görülmeye başlanıyor.

               Kışın sıcaklıklar artıyor, bahar kendini erken hissettiriyor ve yaz bir öncekinden daha yakıcı oluyor. Bu örneklere yurdumuzu da dâhil edecek olursak daha dün yaz ortasında yurdumuzun çeşitli yerlerinde şiddetli dolu yağışı kendini gösterdi. Belki bir kaçınız, “Dolu ani ısınan ve soğuyan hava sonucu yağar, normaldir.”diyorsunuzdur. Evet, biz de dolunun normal olanını makbul görüyoruz. Ancak bahsettiğim ceviz büyüklüğünde, evlerin, arabaların camını kıran, hatta ve hatta havada süzülerek uçan kuşların kanatlarını kırabilecek cinsten bir doludur. Bu da dünyamızı etkisi altına alan küresel ısınmanın olumsuz bir sonucudur.

             Doğal dengenin bu denli bozulması, canlı popülasyonunu da bozuyor. Bazı hayvan türleri azalıyor, ya da tamamen yok oluyor.

             Kutup ayıları ve foklar bu azalan cinsten; ancak böyle devam ederse yok olan cinsten olacak. Gelecek nesiller bu hayvanlara, bizim dinozorlara ve mamutlara baktığımız gibi bakacaklar, yani bir zamanlar vardı ama artık yok!!! Gerçi biz gelecek nesillerden daha şanslıyız; çünkü Sibirya’da ve birçok yerde buzulların içinde bir mamut fosili bulabilmiştik. Ancak gelecek nesil bırakın içinde fosil olan bir buzulu, bir buzul bile bulamayacaklar.

             Buzulların erimesiyle fok yavrularının tutunacak buz parçalarının olmaması ve boğulup ölmeleri yanında, kürkleri için insanlar tarafından avlanmaları onların ne denli büyük bir tehlike altında olduklarını anlatmaya yeter mi bilmem!

             Küresel ısınma yetmiyormuş gibi, insanların birçok hayvanı çeşitli sebeplerle avlamaları, doğal çevre dengesinin bozulmasına sebep olmaları bunun cabası olsa gerek.

             Eti ve yağı için avlanan balinaları duymuşsunuzdur. İsveç, Kanada, Norveç ve Japonya gibi birçok ülke balina avcılığı yapmaktadır. Peki, bunlardan Japonya’nın balinaları niçin avladığını bilmek ister misiniz? Japonlar, balinaları avlayıp onların etinden köpek maması yapmaktadırlar.

             Tuz Gölü’nün aşırı kuraklık yüzünden kuruması ve insanlar tarafında kirletilmesi, flamingoların yaşam alanlarını azaltmakta, bu da onların çoğalmasını engellemektedir.

             Bilim adamları Avusturalya’da yaşayan koalaların neslinin 12 yıl içinde tükeneceğini söylüyorlar. Bunun nedeni onların da kürkleri için avlanmalarıdır.

             Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkilemektedir. Bilim adamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları da arttırabileceğini savunuyorlar. Hava, toprak, su kirliliği, bunun sonucu da kanser, solunum yetmezliği ve diğer öldürücü birçok hastalık baş gösterecektir.

İnsanların suları kirletmesi; sudaki canlıların zehirlenmesi bunun sonucunda insanın kendisinin de zehirlenmesi, canlıların sulardan ölü bir şekilde kıyıya vurmaları hep bunun sonucudur.

              İnsanoğlu şuan kendi yaptıklarının cezasını çekmektedir. Daha öncede dediğim gibi çevreyi bir emanet olarak değil, bir miras olarak gördü ve yiyip bitirmeye çalıştı, nitekim de başarılı oldu, ama bu başarı kendi sonunu da getirecek.

              Kur’an-ı Kerim‘in, Rûm suresinin 41. ayetinde “İnsanların ellerinin kazanmış oldukları yüzünden denizde ve karada bozgun çıktı. Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor ki geri dönebilsinler.” denmiştir. Kur’an-ı Kerim’den vermiş olduğum kısa anektod her şeyi anlatmaya yeter sanırım.

 

              Bizim bilinçli kişiler olarak yapmamız gereken, toplumu bilgilendirmek, bilinçlendirmek, kişide sorumluluk hissi uyandırmak ve bunun sonucunda doğayı, çevreyi korumak, doğal zenginliklerimizi koruma altına almak ve çevrenin geç de olsa eski haline gelebilmesi için çaba sarf etmektir.

Joomla templates by Joomlashine