Ahmet Davut ŞANLI

NEDEN HAZRET-İ ALİ?

Ahmet Davut ŞANLI

İslam ümmetinde oluşan ihtilaf yoktur ki, bu ihtilafın çözümü Müslümanların şefaatçisi Hatemü’l Enbiya (son peygamber) Hz. Muhammed (s.a.a.v) tarafından gösterilmiş olmasın. Peygamber Efendimiz, her fırsatta kendisinden sonra ümmetinin karşılaşacağı fitneleri haber vermiş ve bu fitneler karşısında ümmetinin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini özellikle ve defalarca vurgulamıştır:

“Yakın bir zamanda bir fitne (karışıklık) meydana geldiğinde herkes Allah’ın kitabına sığınıp Ali Bin Ebi Talip’in eteğine sarılsın.” (Ebu Nuaym, Hilyetü’l Evliya / Ensabu’l Eşraş, c:1 s:118 / Tarih-i Dımeşk c:1 s:89)

Görüldüğü gibi Hz. Muhammed (s.a.a.v.) kendisinden sonra meydana gelecek olayları ilahî bir hikmetle önceden görmüş ve ümmetini bu konuda uyarıp oluşacak fitneler karşısında tutmaları gereken yolu onlara göstermiştir ki bu yol, sıratu’l müstakim (dosdoğru olan yol) olan Ehlibeytin yoludur. Bu yol, Hz. Ali’nin yoludur. Burada çok önemli bir konu vardır. Acaba Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Müslümanlara neden başkasını değil de bu yolu takip etmelerini özellikle emretmiştir? Bunun cevabını bizzat Hz. Muhammed veriyor:

Çünkü hak ve Ali asla birbirlerinden ayrılmaz.

“Ali hak iledir, hak da Ali ile.” (Hatip El Bağdadî, Tarih-i Bağdat c:14 s:321 / İbn-i Asakir, Tarih-i Dımeşk c:3 s:119 / Ali El Hindî, Kenzu’l Ummal c:5 s:30)

Hz. Ali, müminlerin emiridir.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali’ ye selam verdiğiniz zaman ona ‘Emiyrül müminiyn’ diye hitap ediniz.(El Yakin s:125 / Tarih-i Taberî)

İbn-i Ebil Hadit, Şerh-i Nehcü’l Belaga adlı büyük eserinde Hz. Muhammed’in defalarca şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Ya Ali! Sen, müminlerin emirisin.”

“Ya Ali! Sen dinin ve müminlerin ya’subusun (arı beyisin).”

“Ya Ali! Sen emiyrün nahılsın (müminlerin arı beyisin).

Arı beyinin arılar için ne denli önemli olduğunu araştıran, bu benzetmeyle Hz. Ali’ nin Müslümanlar için ne kadar vazgeçilmez olduğunu ve bu benzetmenin öyle sıradan bir şey olmadığını görecektir. Bilindiği gibi her kovanda bir tek arı beyi bulunur ve bu arı beyi kovandaki bütün arıların tek ve tartışmasız lideridir.

Hz. Ali, müminlerin velisidir.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali, benden sonra her müminin velisidir.” (Ahmet Bin Hanbel, Müsned / Tirmizi, Sünen)

Hz. Ali’nin Allah katında özel bir yeri vardır.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Rabbime göre durumum ne ise, Ali’ nin de Allah’ın yanında durumu odur.” (İbn-i Hacer, Sevaiku’l Muhrika, s:106 / Muhibuddin Taberi, Riyadun Nadire c:2 s:215 / Muhibuddin Taberi, Zehairu’l Ukba s:64)

Hz. Ali hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’den ayrılmamıştır.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali Kur’an ile, Kur’an da Ali ile beraberdir.” (Hakim, Müstedrek c:3 s:124)

Hz. Ali, Kur’an-ı Kerim’in gerçek manasını bilen ve onu koruyandır.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Ben Kur’an’ın nüzûlü uğruna savaştım. Sen de onun gerçek manası uğruna savaşacaksın.” (Hanbel, Müsned / Ebu Davud, Sünen)

Hz. Ali’nin eşi ve benzeri yoktur.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali’nin insanlar arasındaki yeri, Kur’an’daki ‘Kul huvallahu ahad’ gibidir.” (Kenzü’l Hakayık, s:141 / Yenabiü’l Mevedde s:235 / El Kazirunî, El Erbain s:105)

Hz. Ali, ümmetin ihtilaf ettikleri konuların çözümleyicisidir.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Benden sonra ümmetimin ihtilaf ettikleri şeyleri sen açıklayacaksın.” (İbn-i Asakir, Tarih-i Dımeşk c:2 s.482 / Kenzu’l Ummal c:5 s:33 / Menavî, Kenzu’l Hakayık s:203)

Hz. Ali, ilim kapısıdır.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. İlim isteyen kapıya gelsin.”(Hakim, Müstedrek c:3 s:126 / Tarih-i İbn-i Kesir, c: 7 s: 358 / Hanbel, Menakıb-ı Cami c: 5 s:201)

Hz. Ali, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) bu dünyada olduğu gibi sırlar âlemindeki kardeşidir.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Musa Peygamber için kardeşi Harun ne ise sen de benim için o menzildesin. Şu farkla ki, benden sonra Peygamber gelmeyecektir.” (Buhari, Sahih / Müslim, Sahih / Tirmizi, Sünen / Hanbel, Müsned)

Hz. Ali, Hz. Peygamber’in sırrının sahibidir.

“Sırrımın sahibi Ali Bin Ebi Talip’tir.”(Yenabiül Meveddeh, s:180 / Tarih-i Dımeşk, c:2 s:311 / Kenzü’l Hakayık, c:1 s:155)

Hz. Ali, cennet ve cehennemi bölendir.

“Ya Ali! Sen Kıyamet gününde cennet ve cehennemi bölensin. O gün ateşe bu senin, bu da benim diyeceksin.” (Yenabiül Meveddeh, s:285 / Sevaiku’l Muhrika s:214 / Hanbel, Müsned)

Hz. Ali, sıddıyk-ı ekber ve faruk-ı azamdır.

“Ya Ali! En büyük sıddık sensin. Hak ile batıl arasındaki faruk sensin. Sen müminlerin melikisin.” (Yenabiü’l Meveddeh s:201)

Hz. Ali, Allah’ın yeryüzüne uzanan ve müminlerin ona sımsıkı sarıldığı ipidir.

"Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün..." (Âl-i İmran, 103) Ehlisünnetin tefsir ve hadis âlimleri olan Hafız Kunduzi, Şafî âlimi Şeblenci ve İbni Hacer şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Resulullah, İmam Ali'nin elinden tutarak "Ona sarılın, bu gördüğünüz Ali, Allah'ın sağlam ipidir." dedikten sonra bu ayeti okudu: "Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın.....”

“Ey Ali! Sen benim dünyada ve ahirette kardeşimsin.”(Tirmizi, Sünen)

“Ey Ali! Sen bendensin, ben de sendenim.”(Buhari / Tirmizi / Hanbel)

“Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah’ ım ona dost olana dost ol, ona yardım edene yardım et. Ona düşmanlık edene de düşmanlık et.”(Kenzu’l Hakayık, c:12 s:116)

“Ey Ali! Sen benim dünyada ve ahirette kardeşimsin.”(Hanbel, Müsned)

“Ali’ nin aleyhinde konuşan benim aleyhimde konuşmuş olur.”(Hakim, Müstedrek / Zehebî, Telhis / Hanbel, Müsned / Nisaî, Hasais)

“Kevser Havuzu’ nun başına ilk geçecek olanınız, ilk iman edeniniz olan Ali Bin Ebi Talip’tir.”(İbn-i Abdülbir, El İstiab c:3 s:28 / İbn-i Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa c:13 s: 119 / Hakim Nişaburî, Müstedrek c:3 s:17)

“Ali’nin bana olan yakınlığı, benim Rabbime olan yakınlığım gibidir.” (Siyretü’l Halebî, c:3 s:391 / Riyadü’n Nadire c:2 s:215 / Zehairü’l Ukba s:64 / Sevaiku’l Muhrika s:106)

 

Hz. Ali’ nin bu konularda neler söylediğine kulak verelim:

1) “…Peygamber her yıl Hira Dağı’ na ibadete çekilirdi. Onu benden başka kimse görmezdi. Ona vahiy geldiğinde şeytanın feryadını duydum. “Ya Resulullah, bu feryat nedir?” dedim. “Bu feryat eden şeytandır. Kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesti artık. Sen benim duyduğumu duyuyor, gördüğümü görüyorsun; ancak Peygamber değilsin. Vezirsin ve hayırlar üzerindesin.” (Nehcü’l Belağa, 192. hutbe)

2) “Ben Allah’ın Resulunun kardeşi ve sıddıyk-ı ekberim. Bu sözü benden sonra yalancı ve iftiracıdan başkası söyleyemez. Ben insanlardan önce yedi yıl Resulullah ile namaz kıldım.” (Cerir Et Taberî, Tarihu’l Ümem c.2 s:312 / İbn-i Kesir, El Kâmil c:3 s:112 / Hakim, El Müstedrek, c:3 s:112)

3) “Sizin aranızda iman bayrağını ben diktim. İlahî hükümlerin helal ve haramını ben size öğrettim.” (İbn-i Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa c:6 s:873)

4) “Ben konuşan Kur’an’ım. Sorun her şeyi bana beni yitirmeden. Ant olsun Allah’a Kur’an’da hiçbir ayet yoktur ki; niçin ve kimin hakkında indi, nerede indi, düzlükte mi, dağlıkta mı hepsini en iyi bilenim ben.” (Taberi, c:2 s:198 / Fethü’l Bari, c:8 s:485 / Ensabu’l Eşraf, c:1 s:99)

5) “Ben cennetle cehennemin bölüştürücüsüyüm. Kıyamet gününde ateşe bu senin, bu da benim diyeceğim.” (Tarih-i Dımeşk, c:2 s:244 / Et Taberanî, El Bidayet, c:7 s:355)

Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) Hz. Ali için söylediği hadisleri toplamaya kalksak kitaplar doldurulur. Hadislerin bu kadarı bile Hz. Ali’nin nasıl bir fazilete sahip olduğunu, Allah’ın ve Peygamberin yanında en yüksek mertebeye nasıl ulaştığını göstermeye yeterlidir.

Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ne güzel buyurmuştur: “Şayet ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa; cinler hesap tutsa, insanlar da kâtip olsalar Ali Bin Ebi Talip’in faziletlerini kıyamet gününe kadar sayamazlar.” (Menakıb-ı Havarezmî, s:2, 235 / Yenabiü’l Mevedde s:121 / Mizanü’l İtidal c:3 s:467 / Lisanü’l Mizan c:5 s:63 / Kifayetü’l Talib s:251 / Tezkiretü’l Huffaz s:8 / Feraidü’l Sımteyn)

Sahabelerin ve mezhep imamlarının Ali hakkındaki sözleri de dikkate şayandır.

İbn-i Abbas’ ın bu sözü meşhurdur: “Ali’yle kıyaslanacak hiçbir önder görmedim.” (Uyunu’l Ahbar, c:1 s:110)

Ahmet Bin Hanbel: “Ebu Talip’in oğlu Ali ile kimse kıyaslanmaya layık değildir.” (İbn-i Cüzi, Menakıb-ı Ahmet Bin Hanbel s:160-163)

Ahmet Bin Hanbel: “Peygamber’in sahabeleri arasında Ali’nin eriştiği mertebeye hiçbir sahabe erişememiştir.” (Hakim, Müstedrek c: 3 s:107 / Havarezmî, Menakıb s:3)

Eş Şafî: “Ben düşmanlarının kıskançlığı yüzünden, dostlarının ise korkudan faziletlerini gizlemiş olmasına rağmen faziletleri doğu ile batıyı dolduracak derecede yayılmış olan Ali’ye şaşıyorum.” (Taberî, Rıyadü’n Nadire c:2 s:282 / İbn-i Hacer, Sevaiku’l Muhrika s:118)

Ahmet Bin Hanbel: “Resulullahın ashabı içinde Hz. Ali kadar fazileti sahih senetlerle bildirilen hiç kimse yoktur.” (İbn-i Cüzî, Menakıb-ı Hanbel s:160 / İbn-i Ebi Yalî, Tabakatü’l Hanabile c:1 s:319 / Hakim, El Müstedrek)

Hz. Ali o derecede hakkı temsil ediyor ki münafıkların kim olduğu, Ali’ye olan sevgiyle anlaşılabiliyordu. Münafık demek, ikiyüzlü demektir. Temiz sahabelerin yüz akı Ebu Said El Hudri “Biz münafıkları Ali’ yi sevmemeleriyle tanıyorduk.” diye buyurmuştur. Hani Hz. Muhammed defalarca buyurmuştu: “Ya Ali! Seni ancak müminler sever ve sana ancak münafıklar buğzeder (kin besler).” (Sünen-i Nisaî c:2 s:271 / Sünen-i Tirmizî c:13 s:168 / Müstedrek c:3 s:483) Başka bir hadiste de “Ali’ye duyulan sevgi imandır, düşmanlık da münafıklıktır.” (Müslim, Sahih c:1 s:48 / İbn-i Hacar, Sevaik s:73 / Ali El Hindî, Kenzu’l Ummal c:5 s: 105)

İşte Ali budur. Ali, hak ile bâtılı ayırandır. Acaba başka kim gelebilmiş bu dereceye kim?

Taberanî’nin El Evsat kitabında İbn-i Abbas’ın şöyle dediği nakledilir: “Ali’nin özel on sekiz üstün özelliği vardı ki, bunlar ümmetin içindekilerden hiç kimsede yoktur.”

Buharî, Tarihü’l Kebir adlı eserinde bir sahabenin ağzından şu ifadeye yer vermiştir: “Ali, Peygamber’in sünnetini en iyi bilendir.” Ensabu’l Eşraf adlı eserde bir sahabeden şöyle bir nakil geçer: “Dinî farzları, Ali herkesten iyi bilirdi.” Yine Medineli sahabelerden naklen şu ifadeler de vardır: “Biz kendi aramızda kadılık hususunda Ali’yi Medine halkının en bilgilisi olarak tanıyorduk.” (Ensabu’l Eşraf, c:1 s: 97 / El İstiab, c:1 s:9 / Tabakat, c:2 s:388)

Peygamberimizin hanımlarından Ayşe’nin de konuyla ilgili bir sözü Suyutî’ nin Tarihü’l Hülefa adlı eserinde mevcuttur: “Ali, Resulullah’tan sonra sünneti en iyi bilendir.” Yine ünlü sahabelerden İbn-i Mesut’un bir sözü Hakim’in Müstedrek adlı kitabında geçer: “Biz kendi aramızda İslam hükümlerini en iyi bilen Ali’dir, diyorduk.” O yüzdendir ki Hz. Ali, halife olduğu zaman Hasan Basri, şunları söyleyecektir: “Ali, halifeliği zamanında halka doğru yolu gösterdi. Din eğrilmişken onu düzeltti.” (İbn-i Ebi Şeybe, El Musannef) Bu söz aslında çok şey ifade ediyor. Peygamber’den sonra dinin eğrilmiş olduğunu yani Peygamber zamanında doğru olan yolun sonradan eğrildiğini ve Hz. Ali ile bu yolun tekrar doğrulduğunu anlatıyor.

Peygamberimizden sonra Ali’siz yürünmek istendi bu yolda. Bütün bu üstün özellikleri bir kalemde silinip Hz. Ali dışlandı, eziyete uğradı, evi yakılmak istendi, eşi ve sevgili Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma’nın evine zorla girildi ve bu zor kullanım sonucunda Hz. Fatıma’nın çocuğunu düşürmesine neden olundu, münafıklıktan ilahî damga yemiş kişilere dahi görev verilirken kendisi yönetimden ve her şeyden mümkün olduğunca uzaklaştırıldı. Eşi mirasından mahrum edildi. Ve daha birçok şey yaşatıldı. Profesör Doktor Zekeriya BEYAZ, gazetedeki köşe yazısında bu konuda bakın ne diyor: “İster Alevi olalım, ister Sünni olalım ama akıl ve mantığımızı, adalet ve hakkaniyet duygumuzu dumura uğratmayalım, olayları o yüce insani özelliklerimizle görelim ve değerlendirelim. O zaman büyük ölçüde bir noktada buluşur ve gerçekleri yakalarız... Dolayısıyla da ihtilaflar büyük ölçüde sona erer ve Alevi-Sünni kardeşliğimiz de iyice pekişir. Ama akıl ve mantığımızı, insaf ve vicdanımızı karartırsak, o zaman gerçekleri yakalayamayız. Tabii o gerçeği başkaları öğrenmiş olacağından ihtilaflar da kendiliğinden ortaya çıkacaktır.”

İşte akıl ve sağduyuya dayalı aydın olmanın bilinci ve sorumluluğuyla dolu, bağnaz olmayan bir tutum. İnsanım diyen mezhep taassubuna girmeden, birilerine hoş görünme adına kalemini ve vicdanını satmadan olayları değerlendirebilme olgunluğuna eriştiğinde insanlar oturup konuşabilecek ve bağnaz tutumların ördüğü kalın duvarlar teker teker yıkılıp eller güvenle birbirlerine uzatılacaktır. Kardeşliğin önünde duran en büyük engel, mezhep taassuplarıdır. Taassup yani körü körüne bağlanış sadece dinde değil, her alanda tehlikelidir ve dolayısıyla bundan özellikle kaçınmak gerekir. Peki, bu kolay bir iş mi? Taassuptan beslenen, taassuptan çıkar sağlayan kişilere alet olunmazsa ve başkasının fikir girdabına girilmezse veya bu girdaba illa ki girilecekse önce olaylar, durumlar dikkatlice incelenirse taassup yenilebilir. Burada esas görev, aydınlarımıza düşüyor. Prof. Dr. Zekeriya BEYAZ’ın yazısı şöyle devam ediyor:

“Şurası kesin bir gerçektir ki; Hz. Peygamber'den sonra, başta Hz. Ali olmak üzere Ehlibeyti dışladılar, haklarını kıstılar, itibarsız hale getirdiler, hatta daha sonraları onlara, yani Ehlibeyte büyük zulümler yaptılar.

Tabii burada hemen aklımıza şöyle bir soru gelecektir: Kim dışladı Ehlibeyti, kimler zulmetti Ehlibeyte? Hemen cevap verelim, Müslümanların idaresini ele alan yöneticiler... Daha açık söyleyelim; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dışladılar; Muaviye ve oğlu Yezit zulmettiler...

Ehlibeyte ve Hz. Ali'ye yapılan bütün zulüm ve haksızlıklar, ictihad örtüsü ile örtülmüştür. Evet, altını çizerek ifade edelim ki; bu anlayış, İslam'ın ruhuna da insanlık faziletine de aykırıdır. Hakkaniyet ve adalete aykırı olan bir karar ve uygulama, "İctihaddır..." denilip dinen meşru görülemez.

…Üzülerek açıklayalım ki; Sünni âlimlerimiz, eskiden beri Ehlibeyte karşı yapılan her türlü haksızlık ve dışlamaları, ictihad perdesi ile örtmüşler ve o haksızlığı yapanları da mazur görmüşlerdir.” (‘İnanç Dünyası’ adlı köşe yazısı, Sabah gazetesi)

Evet, Hz. Ali, Hz. Peygamber’den sonra her türlü haksızlık ve dışlamalara maruz bırakıldı ama Hz. Ali, güneş misali etrafını aydınlatmaya devam etti ve başta halifeler olmak üzere herkesin sorunlarının çözümleyicisi kendisi oldu. Yanlış karar veren halifelerin hatalarını düzeltti. Böylelikle hem mağdurun mağduriyeti giderildi hem de bu mağduriyete neden olacak olanlar bu nedenle helak olmaktan kurtuldu. Hz. Ali’yi her türlü haktan mahrum edenler, başları sıkıştığında Ali’ye başvurmaktan başka çare bulamadılar. Suyutî’nin Tarihü’l Hülefa adlı eserinde, 2. Halife Ömer Bin Hattab’ın şu sözü geçer: “Ali, İslam hükümlerini hepimizden iyi bilir.”

Aynı halife, bir sorunla karşılaşması durumunda Hz. Ali’ye olan ihtiyacını şu şekilde ifade etmiştir: “Ali’nin olmadığı yerde çözülmesi gereken bir sorunla karşılaşmaktan Allah’a sığınırım.” (Tabakat, c:2 s:339 / Suyutî, Tarihü’l Hülefa / Ensabu’l Eşraf, c:3 s:406)

2. Halife Ömer’e bu sözü söyleten çok olay olmuştur. Yanlış karar veren halifenin hatadan dönmesini hep Ali sağlamıştır. Bu yüzden Halife Ömer, tarihe geçen şu sözü de söyleyecektir: “Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu (yok olurdu).” (Taberî, Riyadu’n Nadire c:2 s:194 / Kenzu’l Ummal c:3 s:96,228 / İbn-i Abdülbir, İstiab c:2 s:261 / Fedailil Hamse fi Sihahis Sitte c:2 s:224,225 / Havarezmî, Menakıb s:48 / İbn-i Cuzî, Sıbt Tezkiresi, s:87)

Bütün bu anlatılanlara bakıldığında Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) neden Hz. Ali’ yi ümmetinin önderi, müminlerin emiri, ümmetinin karşılaşacağı sorunların çözümleyicisi olarak seçtiğini kolayca anlarız. Çünkü Hz. Ali’ nin üstlendiği misyon (amaç) budur. Onun örnek kişiliği, Müslümanlığı ve kahramanlığı hakkında üç yüz ayet inmiştir. Bunun gerçekliği konusunda kimse şüpheye düşmesin. Bu sözü edilen ayetler bizzat sünni kaynaklarda da kayıtlıdır. İbn-i Asakir Tarihi’ ne, Fahrettin Razi’nin Tefsirine, Taberî’nin Tefsiri’ne, Esbabün Nüzul’e, Meşarik Envaril Yakin’e, Yenabiü’l Mevedde’ye ve daha birçok kaynağa bakılabilir. Hz. Ali, cennetle cehennemi bölendir. Ateşe bu senin, bu benim diyecek olandır. O, sıddıyk-ı ekber ve faruk-ı azamdır. O, emiyrül müminiyndir. Kısacası o, Ali’dir. Ali gibisi varken başka bir arayış içine girmenin ayetlerle ve hadislerle sabittir ki sonu hüsrandır. Hz. Ali, hidayet sancağıdır. Hz. Ali, sıratül müstakimdir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali, hidayet bayrağıdır ve evliyamın imamıdır. Bana itaat edenin nurudur. Takvalılara lazım olan kelimedir. Onu seven, beni sever; ona buğz (kin, düşmanlık) eden, bana buğz eder.” (Hilyetü’l Evliya, c:1 s:67) “…Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın ve korkutucusun ve her kavmin bir hidayete eriştiricisi vardır.” (Ra’d: 7. ayet) Resulullah şöyle buyurdu: “Uyarıcı, korkutucu benim. Hidayete eriştiren de Ali’dir. Ey Ali! Hidayete erişmek isteyenler ancak sende hidayeti bulurlar.” (İbn-i Sebbağ El Malikî, Fusulil Mühime c:2 s:107,122) / Tarih-i Dımeşk c:2 s:417 / Şevahidüt Tenzil c:1 s:293 / Kifayetü’t Talib s:233 / Feraidü’l Sımteyn, c:1 s:148 / Dürrü’l Mensur c:4 s:45 / Et Taberî, Camiü’l Beyan c:13 s:108 / Alusî, Ruhu’l Meanî c:13 s:97 / Tefsir Eş-Şevkanî c:3 s:70 / Tefsir-i İbn-i Kesir c:3 s:502 / Nurul Ebsar s:71 / Müntahabatü’l Kenz c:5 s:34)

“Budur benim doğru yolum, onu takip edin. Sizi ondan ayıracak başka yollara sapmayın.” (En’am, 153. ayet) Bu ayetin tefsiriyle ilgili İmam Muhammed Bakır (a.s.) ve Cafer-i Sadık (a.s.) şöyle buyurmaktadırlar: “Burada doğru yol, imam demektir. Başka yollara sapmayın, yani sapık imamların peşine takılmayın, yolunuzu şaşırırsınız. Allah’ın yolu bizim yolumuzdur.”

Salebî kendi tefsirinde Fatiha suresini tefsir ederken şu hadisi nakletmiştir: “Doğru yol, Muhammed (s.a.a.v.) ve Ehlibeytinin yoludur.” Aynı tefsirde “Bizi doğru yola hidayet et.” ayeti hakkında “Bizi Muhammed ve Ehlibeytinin sevgisine hidayet et, demektir.” hadisini İbn-i Abbas’tan nakletmiştir.

İkinci Halife Ömer; Ali ile diğer bir kişi arasında hakemlik ederken İmam Ali’ye künyesi ile hitap etti. İmam Ali: “Hasmımın karşısında niye beni övüyor ve saygı gösterisinde bulunuyorsun?” diye buyurdu. İkinci Halife Ömer şöyle dedi: “Babam size feda olsun. Allah sizin hatırınıza bize doğru yolu gösterdi. Sizin evde nur nazil oldu ve bizi karanlıklardan çıkarıp nura iletti.”(Zimahşeri, Rabiü’l Ebrar c:3 s:595)

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sıratü’l müstakim (dosdoğru olan yol), Emirül Müminin Ali’dir.” (El Fakih / Tefsirül Ayaşi / Allame Tabatabai, El Mizan Fi Tefsirü’l Kur’an)

Yine İmam Cafer-i Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sıratü’l müstakim, Allah’ı bilmeye giden yoldur. Bu yolun biri ahirette biri dünyada olmak üzere iki yönü vardır. Dünyadaki yol, itaat edilmesi zorunlu olan imamdır. İmamı tanıyan ve onun rehberliğinde yol alan kimse ahiretteki yoldan yani cehennem üzerinde kurulan köprüden geçer. Onu dünya hayatında tanımayan kimsenin ahirette ayağı kayar, cehenneme yuvarlanır.” (El Meanî)

Hz. Muhammed (s.a.a.v.), bu yöndeki uyarısını sayısız defa yapmıştı: “Size bıraktığım iki emanetten Kur’an ile Ehlibeytimden öne geçmeyin, helak olursunuz. Geride de kalmayın, helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye de kalkışmayın, yoksa yine helak olursunuz. Zira onlar sizden daha bilgindirler.” (Suyutî, Durru’l Mensur c:2 s:20 / Usdu’l Gabe, c:3 s:137 / Kenzü’l Ummal, c:1 958. hadis)

Evet, daha önce belirtildiği gibi Ali gibisi varken başka bir arayış içine girmenin -ayetlerle ve hadislerle sabittir ki- sonu hüsrandır. Bütün bu açıklama, hadis ve uyarılardan sonra akıl ve insaf sahipleri her türlü mezhep taassubunu bırakarak aşağıdaki ayete yanıt vermelidir:

 

“Hakka ulaştıran mı uyulmaya daha layıktır; yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?” (Yunus suresi, 39. ayet)

HZ. ALİ VE ALEVİLİK

Ahmet Davut ŞANLI

Alevilik, gerçek Müslümanlık çerçevesinde Hz. Ali sevgisiyle Hakk’ı tanımaktır.

Alevilik, vazgeçilemez sonsuz bir Hz. Ali sevgisidir.

Hz. peygamberimiz bir hadisinde buyuruyor ki: “Eğer insanlar Hz. Ali sevgisi üzerinde toplansaydı, Allah c.c. cehennemi yaratmazdı..” İşte bu sebepten dolayı Alevilik, Hz. Ali’yi tanımak ve onun yolundan gitmektir.

Hz. Ali, evlatları ve onların sülalesinden gelenler yani peygamberin Ehlibeyti (ailesi) Aleviliğin kökenidirler.

Hz. Ali, Fil Vakası’ndan yaklaşık otuz yıl sonra, Rumi 599 yılında, Recep ayının 13’ünde Kâbe’nin içinde doğmuş olup Hz. Peygamberimizle otuz bir, Hz. Peygamberimizden sonra otuz iki sene yaşamıştır. Annesi Fatıma bintu-Esed Kâbe’yi tavaf ederken, doğum sancıları hissetmeye başlar ve yüce Allah’tan yapacağı doğumu kolaylaştırmasını niyaz eder. Bu sırada Kâbe’nin duvarı açılır. Fatıma içeriye girer. Yüce Allah’ın mukaddes evine yani Beyt’ül -Haram’a girer ve Hz. Ali bu mübarek evde doğar. Hiçbir peygambere nasip olmayan bu keramet, Hz. Ali’ye nasip olmuştur. Ne ondan önce ne de ondan sonra hiç kimse Kâbe’de doğmamıştır.

Hz. Ali, Peygamberimiz tarafından yetiştirilmiş olup onun yüksek ahlak ve faziletlerine haiz olmuştur. Hz. Ali, Peygamber efendimizin amcasının oğlu, damadı ve manen kardeşidir. Kendisi ayrıca peygamberimizin veziri, vasisi, velisi, varisi, nasırı, yardımcısı, emanet ve borçlarını ödeyen, vaatlerini yerine getiren, sıkıntılarını gideren bir dostu ve kendisini defalarca temsil eden bir yakını ve sevgilisidir. Bütün bu unvanları Hz Muhammed’in ((s.a.a.v)) hadisleriyle sabittir.

Bütün bunlarla beraber Hz. Ali eşsiz bir şahsiyettir ki; ilmi, fesahati, zahitliği, imanı, kahramanlığı, cömertliği, mertliği, doğruluğu, hikmeti, felsefesi, kadılığı, yüksek ahlâkı ve sosyal adaletiyle dünyadaki bütün yüksek faziletlere haiz olan tek şahsiyettir.

Hz. Ali zahitlerin efendisidir. Onun elbiseleri deriyle ya da ketenle yamanmamıştı. Kalın pamuklu kumaştan giyinirdi. Ekmeğini bir şeyi katık edecekse ya tuzu ya da sirkeyi katık ederdi. Çok az et yerdi. “Midenizi hayvan kabristanlığına çevirmeyin” derdi. Buna rağmen insanların en kuvvetlisi ve bileği en güçlü olanıydı. Birçok insan gece namazını, nafile namazını ondan öğrendi. Onun cesareti gözler önünde aşikârdır. Kendinden öncekilerin isimlerini unutturmuş, sonradan gelenlerin adını silmiştir. Savaşlardaki duruşu kıyamete kadar örnek verilecek kadar meşhurdur. Öyle cesur ki, hiçbir savaştan bir defa olsun kaçmamış, kiminle çarpışmış ise onu yenmiştir. Dinin binası onun kılıcıyla güçlenmiştir. Direkleri onunla sabitleşmiştir. Melekler dahi darbe ve vuruşlarına şaşakalmıştır.

Peygamberimiz ((s.a.a.v)) buyuruyor ki: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır.” Böylelikle Peygamberden faydalanmanın yolu Ali’den geçer. Resulallah ((s.a.a.v)) diyor ki: “Ali insanların en hayırlısıdır. Bunu kim kabul etmezse küfre girer.” Peygamberimiz ((s.a.a.v)) buyuruyor: “Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir. İçindekiler kurtulmuş, dışında kalanlar batmıştır.” Burada anlatılmak istenen şey; Ehlibeyt, Nuh’un tufanı zamanındaki Nuh’un gemisine benzer. Nasıl gemiye binenler kurtuldularsa Ehlibeyte tabi olanlar da kurtulacaktır. Yani her hakiki Müslüman, Ehlibeyte tabi olmalıdır. Bilindiği gibi Hz. Ali Ehlibeytin başıdır.

Hz. Peygamber ((s.a.a.v)) “Gadir-hum”’da dedi ki: “Bildik bilmedik demeyin. Ben size (sakaleyn) iki değerli emanet bırakıyorum. Bunların her biri birbirinden azimdir. Bunların birincisi Kur’an, ikincisi Ehlibeyttir. Dikkat edin ve o iki emanet için sakının. Kuran ve Ehlibeyt Kevser havuzunun kenarına varıncaya kadar birbirinden asla ayrılmazlar. Orada ikisi benimle birleşirler. “Hz. Resul ((s.a.a.v)) diyor ki: “Hz. Musa’nın ümmeti 71, Hz. İsa’nın ümmeti 72, benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan sadece biri kurtulmuştur”. Hadisteki kurtulmuş fırka Nuh’un gemisi hadisinde anlatıldığı gibi Ehlibeyte tabi olanlardır. Bu fırka yani Aleviler azınlıktadır. Belki neden azınlıktayız diye düşünebilirsiniz. Yalnız yüce Allah azınlığı övmüş, çoğunluğu ise yermiştir ve şöyle buyurmuştur: Kullarımdan pek azı şükredendir. (Sebe Suresi,13. Ayet)

Onunla birlikte az bir gruptan başkası iman etmedi. (Hud Suresi 40.Ayet)

Şüphesiz Allah insanlara karşı ihsan sahibidir. Lakin insanların çoğu şükretmezler. (Bakara Suresi’nde bir ayet)

Sana rabbinden indirilen (Kur’an) Hak’tır. Lakin insanların çoğu iman etmezler. (Ra’d Suresi,1.Ayet) Müminlerin azınlıkta olduğunu anlatan daha nice ayetler vardır.

Peygamberden rivayet:

“Ey Ali! Eğer bir kul Nuh’un kavminde olduğu gibi Allah’a ibadet etse, Uhud altını kadar altını olsa da onu Allah yolunda infak etse, ayaklarıyla bin kere hac etse, sonra Safa ve Merve arasında mazlum bir şekilde öldürülse dahi seni kendine veli edinmezse yani Alevi olmaz ise cennetin kokusunu duyamaz ve cennete giremez. Eğer insanlar Hz. Ali sevgisi üzerinde toplansaydı, Allah c.c. cehennemi yaratmazdı.”.

             (Enes bin Malik’ten hadis): Hz. Muhammed diyor ki: “Allah beni ve Ehlibeytimi, Âdem’i yaratmadan 7000 yıl önce bir tek ‘nur’dan yarattı. Sonra temiz sülblerden, temiz rahimlere nakletti”. Enes ibni Malik sordu: “Ey Allah’ın Resulü! 7000 yıl boyunca neredeydiniz, ne haldeydiniz? Hz. Resul: “Arşın altında nurdan şekillendik. Rabbimizi tesbih ve takdis ediyorduk.” Sonra dedi ki: “Beni gökyüzüne çıkarıp son perdeye vardıklarında Cebrail benimle vedalaştı. Dedim ki: “Ey Cebrail! Böyle bir makamda benden ayrılıyorsun.” Bunun üzerine Cebrail dedi ki: Ey Muhammed bu mevkii geçersem kanatlarım yanar. Sonra Allah’ın izin verdiği kadar bir nurdan diğer nura doğru yükseldim. Allah bana şöyle vahyetti: “Ey Muhammed yeryüzü ehline muttali oldun ve senin nebi seçmekte karar kıldım. Sonra yine muttali oldun ve Ali’yi seçtim. Onu senin vasin, ilminin varisi ve senden sonraki imam kıldım. Sizin sulbünüzden temiz bir soy yaratacağım. Onlar ilmimin mahzeni masum imamlar olacaklar. Onlar olmasaydı, ne dünyayı ne ahireti ne cenneti ve ne de cehennemi yaratırdım. Onları görmek ister misin?” Dedim ki: “Evet ya Rabbi”. Sonra “Ey Muhammed başını kaldır” diye çağrıldım. Başımı kaldırdığımda Ali, Hasan, Hüseyin, Ali bin Hüseyin, Muhammed bin Ali, Cafer, Musa, Ali, Muhammed, Ali, Hasan bin Ali ve Hasan’ın oğlu Allah’ın son Hüccetinin nuruyla karşılaştım. Aralarında bir yıldız gibi parlıyordu. Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun. Bunun üzerine dedim ki “Ey Rabbim bunlar kim? Ve bu kim?” Bunlar senden sonra senin soyundan gelen pak imamlardır. Yüce Allah şöyle buyurdu: “Bu gördüğün, zulüm ve baskı dolduktan sonra yeryüzünü adalet ve ferahlıkla dolduracak olan Hüccet’tir. Müminlerin kalbine şifa verecek olan kimsedir.”

Ünlü Lübnan’lı Hiristiyan yazar Corc Cardak, Savtu’l-Adaleh (Adaletin Sesi) adlı eserinde Asrın Harikası “İnsan Hakları Vesikası”nın her maddesini Hz. Ali’nin benzer bir cümlesiyle karşılaştırmıştır. Bütün insanların hakkını savunan, sosyal adaleti gerçekleştirme çabasında olan, kölelik nizamına son veren 17 maddelik bu tarihi vesikanın getirdiği devrim, yalnız Fransa’da değil bütün dünya çapında etkisini göstermiştir. Ebediyete kadar geçerli hükümler taşıması ise onun ayrı bir özelliğidir.

Şimdi Cardak’ın eserinden birkaç örnek vermek istiyorum.

Vesikanın 1. maddesi diyor ki: “İnsanlar hür doğar ve hür yaşarlar.”

Hz. Ali 13 asır önce şöyle buyurmuştur: “Allah seni hür yaratmıştır, başkasına köle olma.”

Madde 2: Her insani toplumun gayesi insan haklarını muhafaza etmektir.

Hz. Ali: “Allah insanlarda birbirinin hakkını mevcut kılmıştır. Kimse kimsenin hakkına tecavüz etmesin.” Başka bir sözünde ise: “Zalimlere karşı olunuz. Mazlumlara yardım ediniz.” demiştir.

Madde 3:Her hâkimiyetin kaynağı halktır.

Hz. Ali : “Çoğunluğu tutunuz. Allah’ın eli cemaat iledir.” buyurmuştur.

13- İnsan hakları beyannamesinin dışında Hz. Ali’nin sözleri, meşhur Batılı fikir adamlarının sözleriyle de karşılaştırılmış ve yine müthiş bir benzerlik göze çarpmıştır. Mesela:

Safaronala: “Hükümetler halka bir baba yerindedir.”

Hz. Ali : “Hükümdar babadır. Halk da onun çocuklarıdır.”

Basigal: “Bütün insanlara sanki bir kişiye bakar gibi bakmalıyız.”

Hz. Ali: “İnsan, insanın aynasıdır.”

La Bruyer: “Vatan, zulüm ile vatan olmaz”.

Hz. Ali: “Memleketin hayırlısı, seni sığındıran barındırandır.”

Volter: Zengin insan bütün kalbiyle vatanını sever mi?

Hz. Ali: “Zenginler mümkün olduğu kadar ellerini sıkarlar.”

Rousseau: “Hayat tabiatıyla iyidir”.

Hz. Ali: “Dünya doğruluklarla davrananlara doğrudur.”

Görüldüğü gibi çağdaş Batılı filozoflardaki hikmet, marifet, insan sevgisi, hak ve adalet kuralları 13 asır önce Hz. Ali’de vardı ve ondan esinlenmişlerdir. Çünkü Hz. Ali onlardan daha üstün bir fikir adamıdır. Ne enteresandır ki Alevilerin dışında ki Müslümanlar doğruları başka yerde ararken diğer dinlere mensup olanlar Hz. Alinin ve Ehlibeyt’in öğretilerinden faydalanmışlardır.

Hz. Ali’nin ilkelerini benimseyip takip eden Aleviler tarihten bu yana zulümle karşılaşmış olmalarının verdiği bir iradeyle hâlâ haklıdan ve ezilmişten yana olmaya devam etmektedirler.

Ali Bin Ebi Talib (a.s.) iki kıbleye namaz kıldı ve asla puta tapmadı. Hz. Ali her zaman hakla beraberdir. Ali nerede olursa hak oradadır. Ali, Allah taraftarıdır, Allah taraftarları da Ali’nin taraftarlarıdır. Hz. Peygamber buyuruyor ki:

“Ali’yi inkâr eden zina evladıdır, kâfirdir, münafıktır, fasıktır, şefaatimden mahrumdur. Çünkü Ali ile dinim var oldu. Ali ile dinimin müftülüğü kanıtlandı. Ali natık-ı Kur’an’dır. Ali hikmettir. Ali hak ve hakikattir. Ali Kur’an’ın muhkem ayetleridir. Ben İslam ümmetinin peygamberiyim, Ali de vasim ve Ehlibeytimin başıdır. Ali dünyada ve ahirette kardeşimdir.”

Peygamber ((s.a.a.v).) buyuruyor:

“Her kim Allah’a varmak istiyorsa Ali’nin sevgisinden ve Ali’ye bağlılığın kapısından girsin. Ali, Allah’ın adalet terazisidir. Ali, Allah’ın zafer kapısıdır. Ali, Allah’ın hüccetidir ve halifesidir. Ali, Allah’ın kelimesidir ve benim evliyalarımın imamıdır, itaat edenlerimin nurudur. Her kim Ali’yi severse mümindir ve takva sahibidir. Hz. Ali’yi sevmeyen kâfirdir. Velayetini terk eden Hak’tan şaşmış ve sapmıştır. Ali’nin hakkını gasp eden müşriktir. Kıyamet gününe de kör ve sağır gelecektir. Ali’yi inkâr edenlerin boyunlarına cehennemde ateşten giysi giydirilecektir.”

Hz. Ali’nin tavsiyeye ihtiyaçları olmadığı halde sadece biz öğrenelim diye oğulları Hasan ve Hüseyin’e vasiyeti:

“Oğullarım! Daima Allah’tan korkun ve dünyada gururlanmayın. Kimsenin hakkını istismar etmeyin. Bu dünya fanidir. Kimseye baki kalmaz.

Oğullarım! Dünyanın fani hayatına mutaassıp olmayın. Dünya görüldüğü gibi değildir. Dünya bir yılana benzer, dışı yumuşak dokulu, içi zehir doludur.

Oğullarım, daima haklı davranınız. Hak’la beraber olunuz.

Oğullarım! Bu dünyada mazlumla olunuz, zalime de karşı durunuz.

Oğullarım! Nefsini ıslah eden ve aklını Hakk’ın itaati ile kullanan Allah’ın velisi ve mümin kulu olur.

Oğullarım! Bizim sevgimizin haricinde

yapılan amel ve kılınan namaz faydasızdır.

Oğullarım! Yetimlerin hakkını savununuz. Komşuların da hakkını biliniz.

Oğullarım! Kur’an’ı ihmal etmeyin. Kur’an tilavetindeki amel, namaz ameli kadardır. Namaz dünyanın hak direğidir. Kur’an ise Allah’ın kitabı, sözleri ve anayasasıdır. ”

“Cahilin dili dudaklarının ardındadır, düşünmeden konuşur. Akıl zenginliği büyüktür. Cahil zengin olsa bile fakirdir. Terbiyenin akıbeti yücelmektir. Danışmanın akıbeti başarılı olmaktır. Dil bir aslandır. Serbest bırakırsan seni ısırır. Dünya sevenlerini uyku kervanı ile taşır. Baki zenginlik akıl zenginliğidir. Baki eser ilmin eseridir. Kötü yalnızlık mağrurluktur. En büyük cömertlik takvadır. İyi giysi ahlaktır. İyi miras terbiyedir. İyi kâr ameldir. İyi doğruluk haramdan uzaklaşmaktır. İyi ilim düşünerek tespit edilendir. Amellerin en iyisi ibadetle yapılandır. Gerçek iman Allah’tan korkmak ve utanmaktır. İyi şeref ve haysiyet ilmin ışığı ile yücelmektir. Büyük ıslah, başkasının hatasını görmek ve hata yapmaktan arınmaktır. Büyük merhamet, başkalarına yapılan zulümden acı duyup zulüm yapmamaktır. En büyük rahmet ve af sahibi zulüm yapmaya kadir olup zulüm yapmayandır.”

Dört sene gibi kısa bir süre devam eden halifeliği döneminde tarihin tespit ettiği öyle çok icraatı vardır ki; onun isyancılara karşı bile nasıl insani duygularla merhamet ve adaletle davrandığını göstermeye yeter.

Mesela Sıffin Savaşı’nda Muaviye Fırat nehrine Hz. Ali’nin ordusunda önce ulaşır ve Hz. Ali’nin ordusunun bir damla bile olsa nehrin suyundan almalarına engel olur. Hz. Ali Muaviye’ye bir elçi göndererek tutumunun insanlığa yakışmadığını ve İslâm’ın emirlerine karşı olduğunu söyler. Muaviye içinse savaş savaştır ve savaşta insanlığın prensipleri ve İslâm’ın emirlerini dinleme yoktur. Bunun üzerine Hz. Ali’nin ordusu hızla harekete geçer ve kısa sürede nehri ele geçirir. Muaviye’nin ordusu ağır bir kayıp verdikten sonra susuz ve perişan bir halde çöle çekilir. Şimdi nehirden su almak için izin isteme sırası Muaviye’ye gelmiştir. Muaviye Hz. Ali’ye elçi gönderip izin ister. Hz. Ali onlara istedikleri zaman istedikleri kadar su alabileceklerini söyler. Hz. Ali’nin adamları karşı çıksa da Hz. Ali “Hayır, onlar insandır. Her ne kadar bize karşı insanlığa yakışmayacak bir şekilde davranmışlarsa da ben onların çirkin örneklerine uymam. Ve benim azılı düşmanım bile olsa yiyecek ve su isteyen birisini reddedemem.” cevabını verdi.

Sıffın Savaşı’ndan önce, Cemel Savaşı’nda da Hz. Ali’nin azatlı kölesi Kanber, bir maşrapa şurup getirir. “Efendim bir bardak için de ferahlayın.”der. O, etrafına bakar ve “Etrafımda yüzlerce insan yaralanmış yatarken ve susuzluktan ve yaralarından dolayı ölürken ben ferahlayabilir miyim? Bana şerbet getireceğine yanına birkaç kişi al ve bu yaralılara su ver.” Kanber ise efendim onların hepsi de bizim düşmanlarımız deyince, Hz. Ali, “Olsunlar, ama onlar her şeyden önce insan” cevabını verir.

Hz. Ali kendisini Hz. Peygamber (s.a.a.v) ile manevi ve ahlaki varlığında eritmiş ve onda yok oluşu varlığının sebebi kılmış bir yücedir. Onun içindir ki, onu yazmak, onu layıkıyla anlatabilmek son derece güç bir iştir. Çünkü beşer ölçülerinin onun için tayin ettiği ve edeceği sıfat mevkiinin derecesi bu işi savunanın derecesi ile mütenasiptir. Oysa onun için kendisine biçilen sıfat ve değerin karakterine ve kişiliğine herhangi bir tesiri olmamıştır ve olamaz da.

O, ne şekilde anlatılırsa anlatılsın, hangi sıfatlarla anılırsa anılsın, onun gerçek şahsiyeti, bizim onun için anlattıklarımızla belirlenemez. Çünkü o, iki dünyanın sıfatlarını da hiçe saymış, iki dünyayı da aşıp ölümsüzlük sırrının ulusu olmuştur. İşte bu yüzden onu yazmak onu anlatabilmek onu eksiksiz tanıtabilmek mümkün değildir. Ama bilinen ve bilinmesi ve hatırlanması gereken bir gerçek vardır. O da Hz. Ali demek fazilet demektir, feragat demektir, iman, takva, adalet, ihsan, şefkat, iyilik, güzellik ve nihayet sonsuz aşk muhabbeti demektir.

Değişen zaman ve şartlar onun yüce ve asil şahsiyetini değiştiremedi. Gerçekten o, “kemal” sıfatını hak etmiş bir ulu idi.

 

Alevilik kıyamete kadar sürecek bir inançtır. Bu inancın temeli ise Hz. Ali’dir, Hz. Ali’ yi tanımak, ona inanmak ve onun gösterdiği yoldan gitmektir.

Joomla templates by Joomlashine